Yolda, cam kenarında…

“Şu öğüdü vereyim sana, ayrılırken ey deli: Bir yerde artık sevemiyor musun, oradan geçip gitmeli! Böyle buyurdu Zerdüşt; delinin ve büyük kentin önünden geçip gitti…” (F.Nietzsche )

Yolda, cam kenarında…

Yusuf Yavuz

Kolay mıdır adaşım geçip gitmek? Kendinle, kendin arasında yürüyeceğin o uzun yola çıkmak. Zoraki gülümsemelerin alnını yaktığı yerde, içinden kuş adlarını ezberleyen bir çocuğun gözünden geçmek. Haritayı şöylemesine masaya yayıp, üzerinde küçük daireler çizmek. Bir kenti silip, bir kenti işaretlemek; sahi  kolay mıdır? Kolay mıdır bıraktıklarının ağırlığını sırt çantana doldurup, ışık  hızıyla saman yolunu geçmek! Bir harita, birkaç kartpostal, birkaç tanıdık adresi ve birkaç silik insan yüzü…

Geçmek kolay, gitmek zordur adaşım!

Yollardan geçersin; Kütahya’dan, Afyon’dan, Ağlasun’dan; Hasan Hüseyin’den;  ay şafağından geçersin. Taşlı tarlalardan, gevenlerden, sıska koyunlardan, yamulmuş yol levhalarından, kuru ağaç gövdeleri gibi koltuğuna çivilenmiş yolculardan geçersin. Her yolun kuralı aynı mıdır, bekleme barakalarında süzülen kocaman gözlerden, yorgun otobüs aynalarından, yastık izli yüzlerden, kireçlenmiş dizlerden geçersin.

Kim bilir, hangi dağ başında, hangi yol kenarında sopasıyla sığır kuyruklarını döven on altı yaşında, kasabalı, yaramaz bir oğlanın gözlerinden geçersin…

Ahh! Yol kenarlarını bekleyen, tozlu, derisi yüzülmüş yaralı sığırkuyruklarının sarı çiçeklerinden, yanık ot kokularından geçersin. Sıvaları dökülmüş hayalet trafolardan, tarla kuşlarından, tüllerle işlenmiş perde süsleri gibi dağların alnında uzanan tellerden, deli meşelerden, buğdaylardan geçersin. Kamburu çıkmış yol kenarı kadınlarından sosyal mesaj devşiren ‘Camel botlu’ belgeselcilerden geçersin. Yumurta kokulu sondaj sularından, ebegümeci, labada yakılarından geçersin. Karın ağrısı, sıtma, sulfata; gaz yağı, leblebi tozu…

Kapısı kanatlı avlulardan, elma kokulu odalardan, basma döşeklerden, kemik taraklardan, çivitli çoraplardan, kolalı yakalardan, dahası yoksul bir coğrafyanın siyah beyaz filmlerinden geçersin…

DSCF9085.JPG

Kendinden değil, bütün bir ülkenin kenarından, hayali cihana değmemiş, tevekküllü kırıklıklardan geçersin. Gelin sandıklarından geçersin, içi yağ tenekesi, dışı yaldızlı resim, taş sokaklardan, niyetçilerden geçersin. Kapı önlerinden, ikindi vakitleri çerden çöpten mutfaklarda kuş bakışlı hayatların, düşlerini pembeleştirinceye kadar kavuran yorgun ellerinden geçersin. Ki mutlu çocuk yüzlerini yalnızca çocuk bezi, bisküvi, hijyenik kadın gülüşlerini ped  ambalajından tanıyan bir coğrafyadır çiğnediğin. Geçmek kolay, gitmek zordur velhasıl…

 İşte böyle adaşım. Bir kış gecesi mi neydi. Ben de geçtim o coğrafyadan. İçime doğru yürüdüm. Magmadan sıyrıldım, kraterlerden geçtim. Çekirdeğe ulaşmak için. Ne zor şeydir o ketumluğu aşmak. Ah adaşım, ne zor şeydir çekirdeğe  ulaşmak. Oturacak bir yer ararsın,  deli gibi koşmak isterken. Amaçsız bir ateş yanar, ocaktaki tahtaların çivilerini sayarsın. Tahtaların çam mı yoksa kavak mı olduğunu, şuraya, ocağın kenarına otursak alazın içimizdeki buzları eritip eritmeyeceğini, çalan plağın hangi şarkısının hangi yıl bestelendiğini, tabaktaki peynirin Erzincan mı, Trakya mı olduğunu, bir şişe şaraptan kaç kadeh dolduğu üzerine yüzlerce cümle kurarsın da, bir türlü çekirdeğe ulaşamazsın…

Cebindeki deliğin kenarlarında gezdirirsin parmaklarını, amaçsızca. Ateşin etrafında dolanıp duran bir Şaman gibi ruhunun derinine inmek, çekirdeğe yakın durmak istersin. Çünkü hayat oradadır. Çünkü nabız orada atıyordur, lafı gevelersin; ‘radyo’ dersin ona, ‘çocukluğun’ dersin… Eski evlerin derin  pencere önleri, liseli kızların türküleri, ocaklığın yanı başındaki tahtanın oyması, bakır çanaklar dersin…

Ah adaşım! Sadece “çorba”, “bir çorba içelim” diyebildim. Bir çorba anımız yok seninle. Bir çorba anısı… Ne tuhaf değil mi? Bütün bir coğrafyayı geçersin de,  gitmeyi beceremezsin. Nereye gidersen git, hep kendini, hep kendine yürürsün.

Kendinde kalmanın kader, gitmenin lüks olduğu bir coğrafyadır yaşadığın…

“Toparlanın, gitmiyoruz!” demişti bir şair. Dağıldık adaşım, gitmemiz zaman alacak…

(Arşiv yazı)

 

 

 

 

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s