Zeytinin atası neden orman sayılmıyor

Bugünlerde zeytinciliğe yönelik kıyım yasaları yeniden gündemde. Kamuoyunun ve üreticilerin tepkileri şimdilik kıyım yasasını komisyona geri çekilmesini sağladı. Ancak zeytinliklerimiz için tehlike henüz geçmiş değil…

Zeytin ağacının atası olan ‘delice’, yani yabani zeytin, aslında Akdeniz iklim tipine has tipik bitki örtüsü olan maki ailesinin bir üyesi… Ancak Türkiye’nin ormancılıkla ilgili yasaları, içinde ‘delice’ gibi onlarca türü barındıran makiyi ormandan saymıyor.

Oysa Türkiye’nin 1939’da çıkardığı zeytincilikle ilgili 3573 sayılı yasasının uzun başlığı şöyledir: “Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanun.”

O yasanın ardından Türk kıyılarında içinde bolca yabani zeytin (delice) barındıran araziler devlet tarafından bu ağaçları aşılatıp üretime kazandıracak vatandaşlara verildi.

19046744_10155089189918392_99997869_n.jpg

Aslında delicelerin meyveleri de yağ oranı çok  düşük olsa da uzun süre dayanıklı bir zeytin olarak aşılatmadan da tüketilebilir. Binlerce yıldır meyveleriyle Anadolu insanına katık olmuş bir ağaç. Ancak aynı Anadolu insanı, aşılatmak için aldığı deliceleri zaman zaman mangal kömürü yapmış, bu vefalı ağacın iyiliğini onu yakarak ödüllendirmesiyle de tarihe geçmiştir…

1950’li yıllarda güney illerimizin pek çoğunun şehir kulüplerinde ülkenin kalkınmasının yolu olarak görülüp üzerinde türlü projeler üretilen yabani zeytin ağaçları için sayımlar yapılmıştır. Örneğin Antalya’da 15 milyon yabani zeytin ağacı varlığından söz edilir o yıllarda.

Yani bir ülkenin kalkınması için umut, makinin koynunda aranır…

Yaklaşık 4 yıl önce Anadolu insanının makiyle imtihanını ele alan bir yazı yazmıştım… İçinde deliceleri de barındıran bu yazıyı bugün bir kez daha anımsatmak istedim…

Bakalım bir türlü ormandan sayılmayan makiler, neden hep yağmacıların şamar oğlanı oluyormuş?

***

Makiler yağmacıların şamar oğlanı mı?

“Bir an önce görülsün diye Akdeniz Toroslar’da ağaçlar hep çocuk kalır…”

Yusuf Yavuz

Şair Sunay Akın’ın ilk kitabına da adını veren Makiler adlı bu kısa şiiri, bir zamanlar coğrafya kitaplarından öğrendiğimiz ‘Akdeniz iklimi’ ya da bulmacalardan anımsadığımız ‘Akdeniz bitki topluluğu’ olarak ezberlediğimiz makileri anlatır.

Devletin yasal olarak ‘ormandan’ saymadığı, bir başka deyişle üvey evlat muamelesi yaptığı makilerin kimi yerde halk arasında da ‘çalı’ muamelesi görmesi kaçınılmazdır. Öyle ki, kimi maki bitkilerine ‘karaçalı’, ‘tespih çalısı’ gibi isimler verilerek çalı muamelesi tescillenmiştir…

Tarla açılacak, makiler sökülür. Ev yapılacak, makiler sökülür. Eşeğe yük sarılacak, kes oradan bir pirnal, dayanak yap. Bahçeye çit lazım, tespih çalılarına koş. Ocağa odun lazım, kermes meşelerine vur baltayı!

quercus-ilex.jpg

Bunlar kırsalda olağanlaşan uygulamalar. Ancak bir de yıllardır devlet eliyle izin verilen, kimi yerde teşvik edilen uygulamalar var ki, kırsalda çoğunlukla ‘zorunluluktan’ kaynaklı tahribat karşısında dudak uçuklatır…

Mangal kömürü ve odun temini için hektarlarca alanda verilen izinlerde yarattığı ekosistemle onlarca canlı türüne ev sahipliği yapan makilik alanlar katledilirken, son yıllarda yeniden gündeme gelen “özel ağaçlandırma” yönetmeliği ile “bozuk orman” ve makilik alanlar devlet eliyle teşvik edilerek kiralanmaya başlandı.

Sit alanı olan arazi Çukurbağ Yarımadasının yapılaşmadan korunmuş bölümünde yer alıyor.JPG

MAKİLER ORMANLARIN YOK EDİLMESİYLE Mİ OLUŞTU

Ormancılık konusundaki önemli araştırmalarıyla tanıdığımız Doç. Dr. Yücel Çağlar, ‘Dendroloji (Ağaçbilim) Okulu Ders Notları’ kitabında, 1970’li yıllardaki saptamalara göre Türkiye’nin maki sayılan alanlarının, büyük çoğunluğu bozuk ve verimsiz olmak üzere yaklaşık 17 milyon dönüm olduğunu belirtiyor. Çağlar, makilik alanların, kimi tezlere göre yerel düzeyde özgül iklim koşullarına bağlı oluşmuş bitki toplulukları olduğu görüşünün benimsendiğini, ancak bir başka teze göre ise ormanların yanlış kullanımı sonucu biçim değiştirmiş bitki toplulukları ya da ormanların yok olması sonucu ortaya çıkmış orman altı bitki örtüsü olduğunun öne sürüldüğünü aktarıyor. Çağlar, Ege ve Akdeniz bölgelerindeki makilerin ise buralardaki ormanların yok edilmesi, ya da yanlış yararlanma sonucu ortaya çıktığı tezinin öne sürüldüğünü de ekliyor.

IMG_3954.JPG

KURAKLIĞA DİRENEREK HER DEM YEŞİL KALMANIN SIRRI

Türkiye’de bitki sosyolojisinin ilk kurucusu olarak bilinen büyük usta Hikmet Birand ise TÜBİTAK Yayınlarından çıkan ‘Alıç Ağacı ile Sohbetler’ adındaki ünlü kitabında, yaz kış her zaman yeşil kalan makilerin uzun yaz kuraklığına direnmeleri için anatomik yapılarında az su harcamayı sağlayan özellikler olduğunu yazar: “Ayrı olarak büyük ağaç biçiminde gelişenler bile makide hep bodur kalırlar. Makiye özgü bir özellik de kokulu, burcu kokulu olmasıdır; çünkü makide yetişen bitkilerin çoğu kokuludur ve bu özellikleri onların hayvanlara karşı bir korunma tedbiridir. Kokulu bitkileri hayvanlar çok sevmezler, ısırıp yaralamazlar. Yoksa o şiddetli yaz kuraklığında yara tedavisi, yarayı kapatmak, kopan bir dalın yerine yenisini sürmek, bitki için çok zor olur. Geçerken sürtündüğün her ağaççıktan, yürürken bastığın her çalı ve ottan latif kokulu esanslar fışkırır; lavanta, mersin, laden, sakız, kekik, koda kokuları birbirine karışarak havayı doldurur…”

IMG_7479.JPG

MAKİLERİ YOK EDİLEN ÇIRILÇIPLAK KÖYLER

Hikmet Birand, aynı kitabında Batı Anadolu’da insan eliyle yok edilen maki topluluklarının yozlaşmasıyla yerine ‘çıtır’ adı verilen arsız ve dikenli bir bitki türünün yerleştiğini de hüzünle anlatır: “Köy kurulduktan sonra anlaşılıyor ki odununu kerestesini en yakın çevresinden tedarik etmiş, çevresindeki makiyi kesmiş, yakmış, yozlaşan maki artıklarını da yaktıktan sonra onun yerine gelen çıtırları da kökleyip yaktığı için çırılçıplak hale gelmiş; tabii toprağı da erozyon silip süpürmüş. Böyle yamaçlar ve tepeler, Orta Anadolu’dakiler gibi baharda dört yandan savrulup gelmiş olan, çoğu senelik ve küçük çayır otlarının tohumları çimlenince göverirler ama bir iki hafta sonra çayır otları geçtikleri için bütün yaz, boz sarı yanarlar…”

IMG_4188.JPG

BELEDİYELERİN MAKİ SEVDASI

2B tartışmalar, vahşi madencilik, enerji yatırımları ve orman ekosistemlerini doğrudan ilgilendiren her türlü tasarrufta hesaba katılmayan, gözden çıkartılan, adeta yok sayılan makiler için son yıllarda ortaya çıkan en önemli tehditlerin başında ise inşaat sektörü geliyor. Özellikle Güney Batı Anadolu’da birçok yerel belediyenin konut alanları için arsa üretme projeleriyle göz diktikleri alanların başında makilikler geliyor. Bu tür projeleri hayata geçiren birçok belediyeyi, yenileri izliyor.

IMG_4111.JPG

KIRSAL YOKSULLUĞU MAKİLERLE YENMEK MÜMKÜN MÜ?

TOKİ’ye başvurmak için imza toplayan girişimcilerden tutun da, her türlü ‘kentsel yayılma’ alanı olarak düşünülen yerler hep makilikler oluyor. Aklıevvel yöneticiler çıkıp ağaç dikeceğiz diye kökleri 500 yıla uzanan makileri söküp atabiliyor. Oysa onlarca bitki ve ağaç türünü barındıran maki topluluklarının yüzlerce yıldır Anadolu halkına besin ve şifa kaynağı olan ürünlerinin, planlı ve sürekliliği olan bir ormancılık politikasıyla kırsal yoksulluğun önüne geçebilecek ekonomik değerler yaratacağı hep göz ardı ediliyor…

IMG_4107.JPG

HER ŞEYE RAĞMEN MAKİLERİN DİRENİŞİ SÜRÜYOR

Ancak kadim uygarlıklarda zafer sembolü olan defneden, güç, kudret sembolü olan meşe türlerine; adları türlü efsanelerle, türkülerle anılan süsen, nergis, anemon ve sümbülün evi olan makiler her şeye rağmen direnişini sürdürüyor. Bir çok antik kentin üzerini kaplayarak kültür mirasımızı daha çok yağmadan koruyan makilerin ekolojik değeri konusunda yapılan birkaç bilimsel çalışmadan söz etmek de mümkün. Yağmada ilk saldırılacak alanların başında gelen makilik alanlara bir anlamda ormanların şamar oğlanı muamelesi yapılması, bu konudaki toplumsal algıyı değiştirmenin hiç de kolay olmadığını gösteriyor.

IMG_4108.JPG

ÇALIYI DERT EDİNMEK

Şimdi birileri çıkıp “delinin zoruna bak, çalıyı dert edinmiş kendisine” diyebilir. Ancak bir zamanlar ‘çalı’ olarak görülen yabani zeytinlerin (delice) aşılanması ve bakımının yapılmasıyla Çanakkale’den İskenderun’a kadar Türk zeytinciliğine yaptığı katkıları unutmamak gerek. Ne var ki 1940’lı yıllardan başlayarak uygulanan ilgili yasaların delinmesi, değiştirilmesi ve rant ekonomisinin kıyılara hakim olmasıyla zeytinliklerimizin yerini bugün beton mezarlıkları almış durumda.

1496149405_zeytin.jpg

MAKİLERİN ARASINA KARIŞIP GÖZLERİNİZİ KAPATIN

Bugünlerde sizin de yolunuz kıyılara düşerse, yamaçları sarıya boyayan katırtırnaklarını koklayın. Çiçeğe durmuş kocayemişlerin, süt beyaz çiçekleriyle tespih çalılarının, pembe ladenlerin, salkım salkım tohuma duran menengiçlerin, yerleri mora kesen çan çiçeklerinin, şeker pembesi gelin düğmelerinin ve eğer şanslıysanız yabani erguvanların arasına karışıp gözlerinizi kapatın. Ve makilerin o sarhoş edici kokusunu içinize çekin. Gözlerinizi açtığınızda ise yukarıda aktarılanları kez bir daha düşünün…

(Arşiv yazı-Nisan 2013)

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s