Bu topraklar kibir tutmaz!

Bu topraklar kibir tutmaz!

50 yıl önce bir balıkçı kasabası olan petro-dolar şımarıklığının başkenti binlerce yıllık bir yaşam ustalığına model olabilir mi?

Yusuf Yavuz

Yeryüzünün ilk kentleri bu topraklarda kurulmamış, mimarlık tarihinin en değerli sayfaları Anadolu’da yazılmamış sanki. Sır dolu Hitit duvarları, incelikli Helenistik sütunlar, şiir gibi Roma kemerleri, simetri ve matematik abidesi gibi Selçuklu kervansarayları bu coğrafyayı süslemiş sanki. Türk’ü, Ermenisi, Rum’u, Acemi, Arabı, Kürdü sanki el birliğiyle coğrafyanın ortak türküsü gibi bir ev mimarisi yaratmamış. Koca Sinan’ı emzirmemiş sanki Ağırnas’ın volkanik taşları…

Türkiye son bir kaç yıldır Katar’la birlikte anılır oldu. Basra Körfezi’nde bulunan petrol zengini bu küçük ülke, adeta çölle deniz arasında petro-dolarla şişirilen bir balon gibi…

Geçtiğimiz yıl teröre destek verdiği gerekçesiyle başta Mısır ve Suudi Arabistan olmak üzere Bahreyn, Yemen, Libya, BAE ve Maldivler gibi ülkeler Katar ile diplomatik ilişkilerini kesince 2,5 milyonluk ülkede gıda krizi yaşanmıştı…

Dünyanın en zengin ülkelerinden biri olarak anılan Katar’da halk Türkiye’nin en ucuz market zincirlerinden götürülen gıdalar sayesinde ayakta kalmıştı…

katar_turk_urun2-1024x683.jpg(Geçtiğimiz yaz yaşanan Katar krizi sırasında Türkiye’nin en ucuz marketler zincirlerinden giden ürünler petrol zengini ülkenin halkına can simidi olmuştu…)

Körfez petrolünün kuyularını elinde tutan kapitalizmin Katar, Bahreyn ve Dubai gibi merkezlerde şişirdiği tüketim, inşaat ve gösteriş çılgınlığı bir süredir Türkiye’yi de sarmış durumda…

Başta belediye başkanları, bürokratlar, müteahhitler ve türedi zenginlerin yeni kabesi Katar. Yozgat’tan Nevşehir’e, Batman’dan Denizli’ye her kentin kıyısına köşesine bir kaç tane ‘fallik’ biçimli Katar özentili bina yapmak adeta farz oldu. Bir zamanlar ürettikleriyle anılan Anadolu kentleri gösterişte ve şaşaada adeta birbiriyle yarışır hale geldi.

Katar gökdelenlerin kapladığı bir kent.jpg

Verimli tarım arazileri, ulu ırmaklar, bereketli çayırlar, görkemli ovalar ‘Katar Katar’ betonlaşıyor…

Hangi siyasiyle konuşsanız hazırlanıp önlerine konulan uyduruk projeler, Dubai’yi, Katar’ı model gösteriyor.

Katar’ın gökdelenlerle doldurduğu başkenti Doha, elli yıl öncesine kadar Basra Körfezi’nin kıyısında kendi yağıyla kavrulan balıkçı kasabalarından biriydi.

Bugün yeryüzünün şımarık ve görgüsüzlük merkezlerinden birine dönüşen Doha kimliğini yitiren kentler arasında ilk sıralarda.

(Katar’ın başkenti Doha, son 50-60 yılda yaşanan dönüşümün çarpıcı örneklerinden biri. Altta):Doha 1940.jpgKatar'ın başkenti Doha son 30 yılda gökdelenlerle dolduruldu.png

Katar’ı, Dubai’yi model alan Türk yöneticilerin zihinlerindeki yaşam Anadolu’lu değildir. Tarihi, mimariyi ve estetiği de bu toprakların kalendermeşrep insanlarına bir şiir gibi anlatan yürekleri vardı. ‘Beş Şehri’ kiremit kiremit, saçak saçak, sokak sokak, eyvan eyvan anlatan Tanpınar’ları vardı bu ülkenin.

Bu ülkeyi bir uçtan bir uca taştan ve ahşaptan, külden ve kiremitten heykeller gibi evlerle donatan ustaları vardı.

Sanki hiç huzur kokmamış gibi o sofalar şimdi. Cumbalardan hiç yürek sarkmamış gibi taş sokaklara. Umut tütmemiş gibi Milas’ın mücevher gibi bacalarından, zeybek korkusu sinmemiş sanki Aydın’ın sırçalı konaklarına. Keçe sikkeli Mevlevilerin sırrı hiç karımamış gibi kagir Eğirdir Mevlevihanesi’ne. Bektaşi dervişlerin usu yükselmemiş sanki kırlangıç çatılı ocaktan bozkırın göğüne doğru…

Yeryüzünün ilk kentleri bu topraklarda kurulmamış, mimarlık tarihinin en değerli sayfaları Anadolu’da yazılmamış sanki. Sır dolu Hitit duvarları, incelikli Helenistik sütunlar, şiir gibi Roma kemerleri, simetri ve matematik abidesi gibi Selçuklu kervansarayları bu coğrafyayı süslemiş sanki. Türk’ü, Ermenisi, Rum’u, Acemi, Arabı, Kürdü sanki el birliğiyle coğrafyanın ortak türküsü gibi bir ev mimarisi yaratmamış.

Koca Sinan’ı emzirmemiş sanki Ağırnas’ın volkanik taşları…

Höyük höyük, ören ören; Harranlı, mühür gözlü kadınların yüreğine kilin sırrını koymamış sanki. Acıpayam’ın köy camilerine sürme sürme, nakış nakış kalem işi çekmemiş sanki bu toprağın ustaları. Horasan’ı İsfahan’a katıp, Ahlat’ı Konya’ya ulamamış sanki sır dolu eller. Sincan’dan altun camileri söküp söküp Tuz Gölünün kıyısına, Eskil’e, Beyşehir’e kondurmamış sanki tevazu abidesi gibi gönüller.

Midyat’ta, Beypazarı’nda, Nallıhan’da telkariye dokunmamış o eller; Tokat’ta yazma, Nazilli’de basmaya, Yalvaç’ta keçeye gül kondurmamış gibi. Lale çizçemiş sanki kalaylı ibriğin böğrüne allı yeşilli, kuş kondurmamış gibi taşın yüzüne. Ahşaba not düşmemiş sanki koca bir uygarlığın sırrını.

Yıkılmış mezar taşları gibi şimdi kentlerin orta yerinde Anadolu’nun incelik dolu mimarisi…

“İhya edeceğiz” diye ahkam kesenlerin yalnızca “ihmal”le açıklanamayacak kadar büyük bir aymazlıkla gri betona ve simsiyah cama buladığı bu cennet ülkenin cümle sureti Katar karası ağır bir ruh tutulması yaşıyor şimdi.

Kırşehirin gülleri biter mi bu kara camlarda? Kır eşeğine binip Taşucundan aşar mı bir Yörük? Ayaş yollarından geçer mi bir daha içli bir aşık? Yine yeşillenir mi Germir’in bağları? Sahi, yine bizim için yapılır mı şu Muğla’nın damları?

Coğrafyanın kültürü, kültürün yaşama biçimini belirlediği bu kadim topraklar yeniden üfler mi her birimize binlerce yıllık sırrını?

Yedi düvel bir olsa birimiz yetecekmişiz gibi bir coşku verir mi bize koca Anadolu?

Katar’ı Anadolu’ya model yapan efendiler, Anadolu babanızın çiftliği değildir!

Karun’u Darius’a, İskender’i Augustus’a, Diyojen’i Alparslan’a bağlayıp sırrını koynunda saklayan bu topraklar kibri hiç sevmedi. Sadeliğin görkemini taşıdı sessizce ama gösteriş budalalığını hiç affetmedi. Taassub’un gölgesinde yaşadı ama tevazudan devrimler yaptı hep.

IMG_0073.JPG(Büyük İskender’in ardılları olan Seleukosluların kurduğu  Antalya Gazipaşa kıyılarındaki ‘Antiocheia Cragum’ antik kentinin bir zamanlar görkemli sütunların süslediği caddelerine bugün köylüler buğday ekiyor…)

Anadolu’yu Katar karasına boyayan efendiler, bu topraklar kibir tutmaz. Dünyayı yutma hırsıyla sıtmaya tutulan Büyük İskender’in generallerinin adının kazındığı o görkemli sütunlu caddelerde Anadolu köylüsü 5 bin yıl önce olduğu gibi bugün de buğday yetiştiriyor hala…

(Basra Körfezi kıyısında bulunan Doha, petrolle gelen zenginliğin yarattığı şatafatlı dönüşümün ardından bugün gökdelen merkezine dönüştü. Aşağıdaki fotoğraflar, 1900’lerin başından günümüze Doha’nın kısa dönüşüm ve kimliğini yitirme öyküsünü yansıtıyor):

Doha 1904 tarihli fotoğrafta küçük bir balıkçı kasabası.jpgDoha 1940.jpgDoha 1950'li yıllarda.jpgdoha gökdelenlerden önce.JPGqatar.jpg640x360_85485397-ff20-42d8-9066-23fd22d1446f.jpgqatar-3.jpg

 

 

 

 

 

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s