Göller Bölgesi ölüyor!

Göller Bölgesi ölüyor!

Bölgeye adını veren doğal göller birer birer kururken DSİ eliyle üç ilde yapılan yapay gölet ve barajları sayısı 170’i buldu. Bölgede önce daha çok kazanç uğruna yok edilen ekoloji çöktü ardından ise ekonomi…

Yusuf Yavuz

Türkiye’nin iç su balıkçılığı, kerevit, tuz ve hasır üretimiyle bilinen Göller Bölgesinin göllerinin birer birer kurumasıyla binlerce yıllık coğrafya ve iklim değişiyor. Son yıllarda bölgenin göllerini besleyen akarsu ve dereler üzerine inşa edilen yüzlerce gölet, susuz tarım yapılan bölgelerde sulu tarımı teşvik ederken buğday, nohut ve mercimek üreten Afyonkarahisar’da örtü altı domates üretiliyor. Türkiye’nin önemli göl ve sulak alan uzmanlarından Yard. Doç. Dr. Erol Kesici, 10 yıl önce Akşehir Gölü, bugün ise Eber Gölü’nün tamamen kuruduğu bölgenin ekolojik kayıplarının yanında milyonlarca dolarlık ekonomik kayba da uğradığını dile getirdi. Bölgenin göllerinin daha çok para kazanmayı hedefleyen projelerle yok edildiğine dikkat çeken Kesici, yoğun tarımsal su alımı, yabancı türlerin göllere bırakılması ve göletler yüzünden doğal göllerin çölleştirildiğini söyledi.

Göller Bölgesi olarak anılan Isparta, Burdur, Afyonkarahisar, Denizli ve Konya’nın batısını kapsayan coğrafya bir zamanlar Türkiye’nin en önemli iç su balıkçılığı bölgesiydi. Eğirdir, Akşehir ve Işıklı başta olmak üzere bölgenin göllerinde yetişen doğal balık ve kerevitler milyonlarca dolarlık ihracat kapısıydı. Dinar’da kurulan balık ağı fabrikası bölgenin balıkçıları için ağ üretirken, Isparta’daki onlarca fırın kerevit avcılığı için ‘ıstakoz ekmeği’ üretiyordu.

GÖLLER BÖLGESİNDEKİ EKOLOJİK YIKIM DEVLET ELİYLE BAŞLATILDI

Afyonkarahisar’ın Çay ilçesinde kurulan SEKA kağıt fabrikası, Eber Gölü başta olmak üzere bölgedeki sulak alanlarda yetişen sazlıklardan kağıt üretimi yaparken binlerce insana da ekmek kapısı sağlıyordu. Kısacası Göller Bölgesi’nin doğal gölleri ve sulak alanları bölge halkı için doğanın sağladığı benzersiz bir kazanç kapısıydı. Ancak önce 1950’li yıllardan itibaren devlet eliyle başlatılan yabancı ve istilacı türlerle balıklandırma, ardından da vahşi sulamayla yapılan tarım bölgenin göllerinin ekosistemini bozdu. Son 15-20 yılda gölleri besleyen dere ve akarsular üzerinde inşa edilen gölet ve barajların su tutmasına bir de kuraklık eklenince Göller Bölgesi’nin doğal gölleri birer birer kurumaya başladı.

ÖNCE AKŞEHİR ARDINDAN EBER GÖLÜ TAMAMEN KURUDU

Önce Hoca Nasreddin’in maya çaldığı Akşehir Gölü kuruyarak yok oldu. Ardından ise aynı su havzasında yer alan Eber Gölü tamamen kurudu. Eğirdir ve Burdur gölleri sularının büyük kısmını yitirerek yok oluş alarmı vermeye başladı. Konya’daki Akgöl ve Hotamış, Antalya’daki Avlan gölleri de kuruyan göller listesine eklenirken, tuz üretimi yapılan Acıgöl yok olmanın eşiğinde.

ÜÇ İLDE 170 BARAJ VE GÖLET İNŞA EDİLDİ

Bölgeye adını veren göller trajik biçimde yok olurken devlet eliyle durmaksızın inşa edilen gölet ve barajların sayısı ise bugün yüzlerle ifade ediliyor. Afyonkarahisar, Isparta, Burdur ve Akşehir’de toplam 170 baraj ve gölet bulunurken faaliyette olan 158 sulama tesisine 45 tane daha eklenecek.

Isparta’da 13 tanesi inşa halinde olan toplam 47 gölet ve baraj bulunuyor. Burdur’da bu rakam 32. En fazla gölet ve baraj projesi ise geçtiğimiz günlerde tamamen kuruyan Eber Gölü’ne de ev sahipliği yapan Afyonkarahisar’da. İl genelindeki inşa halindekilerle birlikte toplam 85 tane gölet ve baraj bulunuyor. Bütün bu rakamlara enerji üretmek için inşa edilmiş olan HES’ler ve barajlar dâhil değil.

KURU TARIMIN TERK EDİLDİĞİ KONYA HAVZASINA SU DAYANMIYOR

Göller Bölgesinin doğusunda yer alan ve Türkiye’nin buğday ambarı olarak bilinen Konya Kapalı Havzasında ise sulu tarımın teşvik edilmesi yüzünden su krizi yaşanıyor. Silajlık mısır, ayçiçeği ve pancar üretiminin öne geçtiği Konya’da bozkır hayvancılığı olan koyunculuk terk edilerek suya bağımlı büyükbaş hayvancılık destekleniyor. Son yıllarda ürün deseni ve üretim alışkanlığında yaşanan bu köklü değişikliğe bağlı olarak artan aşırı su tüketimi yer altı sularını da tüketiyor. Karapınar bölgesinde her gün bir yenisi daha eklenen yüzlerce obruk yer altı sularının çekilmesiyle oluşuyor. Konya’daki su krizine çözüm olarak sunulan ve milyonlarca dolar harcanarak hayata geçirilen Mavi Tünel projesi de bu su tüketimi iştahını doyurmaya yetmeyecek. Konya Kapalı Havzası’ndaki sulu tarım iştahı, havzanın sularını bitirdiği gibi son iki yıldır da Mavi Tünel ile taşınan Mersin ve Karaman bölgelerinin suyunu tüketiyor.

DSİ GENEL MÜDÜRÜ AYDIN: ‘KUTSAL BİR GÖREVİ YERİNE GETİRİYORUZ’

Türkiye’nin su kaynaklarını yöneten kurumun başında bulunan DSİ Genel Müdürü Mevlüt Aydın, geçtiğimiz günlerde yaptığı bir açıklamada, kurumun çok önemli bir görevi ifa ettiğinin altını çizerek şunları dile getirdi:  “DSİ olarak insanın, toprağın kısacası bütün canlıların olmazsa olmazı olan suyu temin ediyor, bütün canlıların ihtiyacını gideriyoruz. Bu bakımdan bizler kutsal bir görevi yerine getiriyoruz. Bu görevi yerine getirirken mesai mefhumu dinlemiyor, gecemizi gündüzümüze katıyoruz.”

YAPAY GÖLETLER DOĞAL GÖLLERİ YOK EDİYOR

DSİ yönetimi doğal göllerin kurumasıyla ilgili olarak ağzını açmazken, kamuoyundan yükselen eleştiriler karşısında ise bazı yetkililer kurumanın en büyük nedeninin ‘buharlaşma’ olduğunu savunmakla yetiniyor. Oysa DSİ eliyle inşa edilen göletlerin doğal göllerin yok olmasında en büyük etkenlerden biri olduğunu savunan uzmanlar uyarılarını yıllardır sürdürüyor. Uzmanlara göre yapay göletlerle su aynalarının çoğaltılması buharlaşma oranını birkaç kat artırıyor. Bu uzmanlardan biri olan Yard. Doç. Dr. Erol Kesici, yaklaşık 35 yıldır Türkiye’nin gölleri ve sulak alanlarıyla ilgili bilimsel çalışmalar yapıyor.

3 MİLYON YILLIK EBER GÖLÜ BİR KAÇ YILDA ÇÖLE DÖNDÜ

Göller Bölgesi’ni en iyi bilen akademisyenlerden biri olan Türkiye Tabiatını Koruma Derneği (TTKD) Bilim Danışmanı Erol Kesici’ye, bölgenin doğal göllerinin kurumasıyla göletler bölgesi haline dönüşmesinin aynı döneme gelmesinin nedenlerini sorduk. Önce en son kuruyan Eber Gölü’nden örnekler vererek sorularımızı yanıtlayan Kesici, 3 milyon yıllık Eber Gölü’nün bölgenin yaşam kaynaklarından biri olduğunu belirterek, şöyle dedi:

EBER VE AKŞEHİR GÖLLERİ ANNE İLE BEBEK GİBİ BİRBİRİNE BAĞLIYDI

“Doğal göller tüm canlıların besin deposudur. Yaşam ve sağlık kaynaklarıdır. Eber Gölü, 10 yıl önce kuruyan Akşehir Gölü ile birbirine bağlı bir göldü. Bir bebeğin annesine bağlandığı göbek bağına benzetebiliriz bunu. 20 yıldır Eber Gölü için yaptığımız çalışmaların sonuçlarını ortaya koyarak yetkilileri ve kamuoyunu uyarmamıza karşın araştırma sonuçlarımız ve çözüm önerilerimiz dikkate alınmadı. Nasreddin Hoca fıkrasındaki gibi binilen dal kesilmiş oldu.

GÖLLER BÖLGE İNSANINA EKONOMİK KAZANÇ SAĞLIYORDU

Göller ekolojik işlevinin yanında bölgeye büyük bir ekonomik kazanç da sağlıyordu. Akşehir Gölü’nden yılda 260 bin ton, Eber Gölünden ise 275 bin ton kamış ve hasır ihraç ediliyordu. Örneğin Hollanda’daki geleneksek evlerin çatısı bu bölgeden giden kamışlarla örtülüyor. Kamış hem doğal hem de değerli bir yalıtım malzemesi. Sadece sazlıklar ve bundan elde edilen hasır üretiminden bölge insanına her yıl milyon dolarlık kazanç geliyordu. Su ürünleri ve salyangoz ayrı bir gelir kaynağıydı. SEKA’nın Çay ilçesinde kurduğu kâğıt fabrikası da özelleştirildi. Akşehir’de kiraz ve çilek üretimi giderek azaldı. Çünkü sulama çok büyük maliyet getiriyor. Tarımda kullanılan pestisit, endüstriyel ve evsel atıklar Akşehir Gölünü önce yaşanmaz hale getirdi ardından gölün sularıyla sulanan ağaçlar kurumaya başladı.

ESKİ HALİNE DÖNMESİ ARTIK MÜMKÜN DEĞİL

Yetkililer göllerdeki tükenişi ve su canlılarının ölümünü hep küresel ısınmaya bağlıyordu ama bilim dışı biçimde her zaman halının altına süpürülen sorunlar sonunda gölleri tamamen kuruttu. Kar ve yağmur yılda 365 gün değil, 765 gün bile yağsa artık Akşehir ve Eber göllerinin yeniden eski haline gelebilmesi mümkün değildir. Çünkü doğal göllerin ekosistemi binlerce yılda oluşur, sadece su tutmakla oluşmaz. Oluşan su birikintisine istediğiniz adı verebilirsiniz ama artık o bir doğal göl değildir.”

Eber Gölünün fazla sularının doğal bir yatakla Akşehir Gölü’ne döküldüğüne dikkati çeken Kesici, bu alanın DSİ tarafından sulama alanlarını genişletmek amacıyla yapay kanal ve regülatöre dönüştürüldüğünü belirterek şunları dile getirdi:

‘GÖL BÜTÇELERİ DÜŞÜNÜLMEDEN SULARI BOŞALTILDI’

“Eber Gölü’nün hidrolojisindeki değişiklik, Akşehir Gölü’nün hidrolojisini değiştirmiştir. Eber Gölü’nde su seviyesi azalmıştır. Eber’de eğer su fazlalığı olsa bile bu öncelikle sulama için tarım alanlarında kullanılmaktadır. Akşehir Gölü’nün diğer önemli besleme kaynağını göl çevresindeki birçok dere ve havzaya düşen yağışlar oluşturmaktadır. Taşınmayla gölün ekolojik yapısında önem arz eden ve dönemsel olarak göle ulaşabilen dere ve çaylar; güneyde Yağsıyan Deresi, Nadir Çayı, Dereçine ve Deliçay, doğuda Adıyan ve Akşehir dereleridir. Gölü besleyen bu derelerin büyük bir kısmının önü ve yağmur –kar yağışlarının oluşturduğu yüzey sularının önüne yapılan baraj ve göletler ile yasal ya da kaçak binlerce kuyu ve sondajlar göllerin kurumasında diğer önemli bir etkendir. Göllerin suları böyle vahşi sulama ve göl bütçesini düşünülmeden alınarak adeta boşaltılmıştır. Sonra da sorun kuraklığa bağlanmıştır.”

‘EBER’DE KULUÇKAYA YATAN KUŞLAR AKŞEHİR’DE BESLENİYORDU’

Bölgede yaşayan kuş türlerinin Eber Gölü’nde kuluçkaya yatıp Akşehir Gölü’nde beslendiğini söyleyen Kesici, bazı kuş türlerinin ise bunu tersi davranış gösterdiğini anlatıyor. Yöre halkının “Saz olmazsa kaz olmaz” deyişini anımsatan Kesici, su kuşlarının yaşam ortamının da yok olmasıyla kiminin öldüğünün kiminin de bölgeyi terk ettiğine işaret ederek şöyle konuştu:

FLAMİNGOLAR İÇİN İTFAİYE İLE GÖL OLUŞTURMA GİRİŞİMİ

“Afrika’dan gelip Akşehir Gölünü mekân tutan flamingolar artık su ve besin bulamadıkları için birer birer ölüyor. Flamingoların kurtarılması için itfaiye hortumuyla gölün kuruduğu alanda yapay göletler oluşturulmaya çalışıldı ama bunun bir çare olmadığı anlaşıldı. Daha çok para kazanmak uğruna yapılan yoğun su alımları, aşırı su ürünleri avcılığı ve yapay balıklandırmalar göllerimizi öldürdü. Bugün Akşehir Gölü hayvanların otladığı, balıkçıların bir zamanlar tekneleriyle balık tuttuğu alanın tabanında hububat yetiştirmeye başladığı kurak bir arazi haline geldi.

‘EKONOMİYİ EKOLOJİNİN ÖNÜNE KOYARSANIZ SONUÇ KAÇINILMAZ’

Göllerimizi popülist siyaset tarzıyla yönetenler, bilime kulak vermeyenler oldukça doğal göllerimizin yakın zamanda geri kazanılması mümkün değil. Çünkü doğal göller de sizin- benim gibi bir canlı. Korunmadan kullanılınca sonuç kaçınılmaz oluyor. Ekonomiyi ekolojinin önüne koyarsanız önce ekoloji bozulur ardından da ekonomi. İkisinin arasındaki dengeyi bozmanın sonu yok oluştur.

DOĞAL GÖLLERE YAPILAN MÜDAHALELER ZARAR VERİYOR

Bölgede yaşanan acı tablo, doğal göl ekosistemlerinin işleyişleri ve koruma- kullanma dengesi yeterince araştırılmadan sosyo-ekonomik kalkınma uğruna bilinçsizce yapılan mühendislik projelerinin gerçekte yörenin doğal kaynaklarını nasıl tükettiğinin dramatik bir örneğidir. Doğal göllere yönelik yapılan bilinçli ya da bilinçsiz müdahaleler bu alanlara büyük zararlar veriyor. Bugün kuruyan göllerimiz gelecekte yeniden su tutmaya başlasa bile ekolojik anlamda eskisi gibi olmayacak.”

GÖLLERİ KANALİZASYON VE ÇÖPLÜK GİBİ KULLANMAMALI

Göller Bölgesinde halkla birlikte çok sayıda çalışma yaptığını dile getiren Kesici, alarm veren göllerle ilgili yok oluşun önüne geçilmesi için yapılması gerekenleri ise şöyle sıraladı:

“Göllerin mutlaka yönetim planları oluşturulmalı ve doğal göller yapay göletler gibi yönetilmemeli. Akşehir Gölü’nün geçmişte Taşköprü vasıtasıyla Eber Gölü ile olan bağlantısının, Eber Gölü’nün çıkışına DSİ tarafından inşa edilen regülatör ve sulama kanallarıyla kesilmiştir. İki göl arasındaki bağlantı önceki dönemlerdeki gibi akış sağlayacak şekilde düzenlenmeli ve göle kontrollü tatlı su girişi sağlanmalıdır. Akşehir ve Eber göllerinin su seviyesinin mümkün oldukça aynı düzeyde tutulması sağlanmalı. Göl ve gölü besleyen alanların, kanalizasyon kanalı ve çöplük gibi kullanımına izin verilmemeli.

HALKA BİLGİYE VE SEVGİYE DAYALI ÇEVRE EĞİTİMİ VERİLMELİ

Havzada tarımsal üretim ve su kullanımı günün teknolojik koşullarına göre düzenlenmeli. Havzanın taban suyunda etkin olan sondaj kuyuları denetim altına alınmalı. Özel mülkiyet sınırları göz önüne alınarak göl kıyı kenar çizgisi belirlenmeli. Kaçak kamış ve saz kesimi, yakımı ve çeşitli nedenlerle arazi açma vb. etkinliklere izin verilmemeli. Göl kıyı çizgisi ve peyzajı korunmalı. Su ürünleri avcılığında kullanılacak yemlerin, gölün organik madde miktarını artırmayan cins ve miktarda olmasına,  av malzemelerinin temizlenmesinde kimyasal yöntemlere başvurulmamasına dikkat edilmeli. Ve en önemlisi de yöre halkına yönelik ‘bilgi ve sevgiye dayalı’ çevre eğitimi çalışmaları yapılmalı.”

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s