Isparta’da orkide devrimi!

Dünyada ilk kez ardıç üretmeyi başaran o fidanlık şimdi de nesli yok olma tehdidi altındaki orkideyi üreterek devrim niteliğinde önemli bir çalışmaya imza attı…

Yusuf Yavuz

Halk arasında salep olarak bilinen orkide bitkisinin yumruları bahar aylarının gelmesiyle birlikte başlayan kontrolsüz sökümler yüzünden nesli tehlike altındaki türlerin başında geliyor. Sökümü yasak olmasına karşın ekonomomik değeri nedeniyle kaçak olarak devam eden orkide türleri üzerindeki baskıyı azaltmak amacıyla Orman Genel Müdürlüğü’nce başlatılan ‘Salep Eylem Planı’ ilk başarılı sonuçlarını vermeye başladı. Isparta’da bulunan Eğirdir Orman Fidanlık Müdürlüğü arazisinde ekimi yapılan 5 bin orkide yumrusunun çimlenmesinde başarı sağlandı. Mayıs ayında hasadı yapılması planlanan yumrular, proje kapsamında ayrılan alanlara dikilecek. 2017’de 10 bin orkide yumrusunu toprakla buluşturmayı hedefleyen Eğirdir Orman Fidanlığı, 2003 yılında da dünyada ilk kez ardıç tohumunu çimlendirerek fidan üretmeyi başarmıştı.

YAZIN DONDURMA, KIŞIN SALEP: LEZZET İÇİN YOK EDİLEN TÜR

Yaz aylarında serinlik kaynağı olan dondurmanın, kışın ise sıcaklığı ve mis gibi kokusuyla vazgeçilmez olan salebin ham maddesi olan orkide bitkisinin yumruları, Türkiye’de doğal olarak yetişen türün varlığını sürdürmesi için yaşamsal önemde. Adını Arapça’da ‘tilki testisi’ anlamına gelen ‘sahlap’ kelimesinden alan salep, bilimsel literatürde formu nedeniyle Yunanca’da ‘testis’ anlamına gelen ‘orchis’ olarak anılıyor.salep ekimi.jpg

TÜRKİYE’DE 150’DEN FAZLA TÜRÜ DOĞAL OLARAK YETİŞİYOR

Türkiye’de 150’den fazla türü doğal olarak yetişen orkide bitkisinin yaklaşık 80’e yakın türünün yumrularından ise salep elde ediliyor. Gıdadan kozmetiğe birçok alanda kullanılan salep oldukça değerli bir ürün. Ancak denetimsiz toplayıcılık, enerji ve madencilik projeleri, plansız kentleşme, biyokaçakçılık, ormancılık faaliyetleri ve bilinçsiz otlatma ve çeşitli baskılar yüzünden yok olma tehdidiyle karşıya olan orkide türlerinin yaşam alanları da hızla daralıyor.

2.jpg

SALEP EYLEM PLANI KAPSAMINDA ORKİDE ÜRETİMİNDE DEVRİM

Orman Genel Müdürlüğü (OGM) bünyesinde başlatılan ve 2014-2018 yılları arasını kapsayan ‘Salep Eylem Planı’ kapsamında yaşam alanları baskı altında bulunan orkide türlerinin doğal ortamda çoğaltılması amaçlanıyor. Proje kapsamında seçilen kuruma bağlı fidanlıklardan biri olan Isparta Eğirdir Orman Fidanlık Müdürlüğü’nde geçtiğimiz son baharda arazide ekimi yapılan 5 bin adet orkide yumrusunun çimlenmesi sağlandı.

çimlenen yumrular doğal ortama aktarılarak çoğaltılacak.jpg

2017 YILINDA 10 BİN YUMRU TOPRAKLA BULUŞTURULACAK

Bugüne kadar kültür ortamında üretimi sağlanamayan orkide türleri, bu önemli adımla birlikte yok olmaktan kurtarılacak. Mayıs ayında hasat edilmesi planlanan Eğirdir Orman Fidanlık Müdürlüğü’nde üretilen yumrular, Salep Eylem Planı kapsamında belirlenen koruma alanlarına nakledilerek doğal ortamda çoğalmaları sağlanacak. Proje kapsamında 2017 yılında 10 bin adet orkide yumrusunun toprakla buluşturulması hedefleniyor.

İZMİR’DEKİ ENSTİTÜDE BAŞLAYAN ÇALIŞMALAR ÖNCÜ OLDU

İzmir’in Menemen ilçesinde bulunan Ege Üniversitesi Tarımsal Araştırmalar Enstitüsü’nde üretim çalışmaları yapılan salep orkidesi yetiştiriciliğine yönelik deneyimlerin de katkısıyla elde edilen kazanımlar, devrim niteliğinde.

eğirdir fidanlık.jpg

YEREL HALKA VE YÖNETİCİLERE EĞİTİM VERİLECEK

Avrupa ve Ortadoğu’da en yaygın doğal orkide popülasyonuna sahip olan Türkiye’de elde edilen bu başarı, türün geleceği açısından da oldukça önem taşıyor. Salep’in yok olma tehlikesinin önüne geçebilmeyi amaçlayan projeyle alan ve ürün envanteri yapılarak koruma planlarının hazırlanması, doğal ortamından geliştirilmesine yönelik araştırma yapılması, fidanlıklarda yetiştirilecek salep fertlerinin doğal yayılış alanlarına transferi ve gen kaynağı maksatlı tohum bahçelerinin oluşturulması gibi hedeflerin yanı şıra yerel halkın ve kaynak yöneticilerinin eğitimi konularında çalışmalar yapılması planlanıyor.

ÇALIŞMALAR, TÜRÜN YAYGIN OLDUĞU BÖLGELERDE YÜRÜTÜLÜYOR

Harita, salep eylem planının uygulanacağı bölgeler.png

Doğal orkide türlerinin en fazla yayılış gösterdiği bölgelerde bulunan, Antalya, Isparta, Muğla, Kastamonu, Kahramanmaraş ve Elazığ’daki bölge müdürlükleri bünyesinde yürütülen Salep Eylem Planı kapsamında toplam 2 bin dekarlık alanda türün doğal olarak çoğaltılması sağlanacak.

ORMAN DIŞINDAKİ ALANLARDA HUKUKİ YAPTIRIM YOK

Osmanlı döneminden günümüze kadar değerli bir ticari ürün olarak doğadan sökülüp satılan orkide türleri, son yıllarda yapılan hukuki düzenlemelerle ihracı yasaklandı. Ancak 40’a yakını yalnızca Türkiye’de yetişen endemik tür olan orkidelerin kaçak olarak sökülmesinin önüne geçmek için yeni yasal düzenlemeler yapılması gerekiyor. Çünkü orman idaresinin dışında yetişen orkide türlerin toplanmasına yönelik herhangi bir hukuki yaptırım bulunmuyor.

KAÇAK TOPLAYICILIK KABAHAT DEĞİL, ‘SUÇ’ KAPSAMINA ALINMALI

2872 sayılı Çevre Kanunu kapsamında ‘çevre kabahati’ olarak görülen ve idari para cezasıyla geçiştirilen yasal düzenlemenin orkidelerin de aralarında olduğu pek çok türün korunması için yeterince caydırıcı olmadığı belirtiliyor. Biyolojik çeşitliliğin sonunu getiren kaçak toplayıcılığın kabahat değil, ‘suç’ kapsamına alınarak daha etkin bir yasal mücadele zemini hazırlanması gerektiğini kaydeden uzmanlar, yerel halkın biyolojik çeşitliliğin önemi konusunda bilinçlendirilmesi için bir eğitim seferberliği başlatılmasının da oldukça önemli olduğunun altını çiziyor.

orkide.jpg

TÜRKİYE’DE HER YIL YAKLAŞIK 180 MİLYON ORKİDE SÖKÜLÜYOR

Orkide yumrularından 1 kilo kurutulmuş salep elde etmek için 1000 ila 4350 adet arasında orkide yumrusunun sökülmesi gerekiyor. Türkiye’de her yıl tüketilen kuru salep miktarının ise yaklaşık 45 ton olduğu kaydediliyor. Bu tüketimi karşılamak için doğadan her yıl yaklaşık 180 milyon adet orkide yumrusu sökülmesi gerekiyor. Bu da

slp2.pngtürün sonunu getiriyor.

TÜRKİYE’NİN SALEP BORSASI BUCAK

Burdur’un Bucak ilçesinde bulunan salep değirmenleri, ilçeyi Türkiye’nin dört bir yanından getirilen orkide yumrularının öğütüldüğü bir merkez haline getirmiş. Bucak bir anlamda Türkiye’nin salep borsası niteliğinde. Toplayıcıların yaş olarak 15-20 liraya tüccara sattıkları salep, kurutulup öğütüldüğünde yaklaşık 200 ila 400 lira arasında değişen fiyatlara satılabiliyor.

 

Bu meyveler Türkiye için altın değerinde

Taş çekirdekliler olarak anılan kayısı, kiraz, vişne, şeftali ve erik gibi meyveler Türkiye’ye 5,6 milyar lira kazandırdı. Fiyat istikrarı sağlanırsa üretici düzenli gelire kavuşabilir…

Yusuf Yavuz

Dünyanın en önemli kayısı üreticisi olan Türkiye, kiraz, vişne, şeftali ve erik üretiminde de ilk sıraları zorluyor. Taş çekirdekli meyveler olarak anılan gruptan 5,6 milyar lira gelir elde etti. Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, “Bu ürünlerde belli bir fiyat istikrarı sağlanmalı, çiftçi düzenli bir gelire kavuşmalıdır. Üreticinin zarar etmesi önlemelidir. 5 meyvede de ürün işlenmesinde, üretici sanayicinin insafına terk edilmemeli, üretici örgütlenmesi sağlanmalıdır” diye konuştu.

Taş çekirdekliler olarak anılan meyveler açısından önemli bir üretim merkezi olan Türkiye’nin kayısı, kiraz, vişne, şeftali ve erikten 5,6 milyar lira gelir elde ettiğini belirten Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, bu alanda potansiyelin yüksek olduğuna işaret etti. Taş çekirdekli meyvelerin ülke meyveciliğinde önemli bir yere sahip olduğunu kaydeden Bayraktar, değer olarak toplam meyve üretiminin yüzde 13,7’sini, toplam bitkisel üretimin ise yüzde 4,7’sini karşılayan 5 meyvede, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) rakamlarına göre, Türkiye’nin dünya üretiminin yüzde 6,3’ünü gerçekleştirdiğini söyledi.

DSCF2144.JPG

TÜRKİYE KAYISI ÜRETİMİNDE DÜNYA LİDERİ

Dünya nüfusunun sadece yüzde 1,1’ini barındırmasına rağmen Türkiye’nin, dünya üretiminin taş çekirdekli meyvelerden kirazda yüzde 22,2’sini, kayısıda yüzde 20,1’ini vişnede yüzde 12,7’sini, şeftalide yüzde 3,1’ini, erikte ise yüzde 2,6’sını gerçekleştirdiğini belirterek, “Türkiye, kayısı ve kiraz üretiminde 1’inci, vişnede 2’inci, şeftali ve erikte 6’ıncı sırada bulunuyor. 2015 yılında Türkiye,1 milyar 790,5 milyon liralık kayısı, 1 milyar 794,4 milyon liralık kiraz, 1 milyar 107,2 milyon liralık şeftali, 579,1 milyon liralık erik, 360,4 milyon liralık vişne üretti. 5 taş çekirdekli üründe toplam üretim, 5 milyar 631,6 milyon lirayı buldu” dedi.

DSC_0935.jpg

TAŞ ÇEKİRDEKLİ 5 MEYVE İHRACAT KAYNAĞI

Kuru kayısı ihracatında, Türkiye’nin dünyada açık ara ile birinci sırada olduğunu vurgulayan Bayraktar, “Türkiye kuru kayısıda dünya ihracatının yüzde 80,6’sını elinde tutuyor. Kirazda Türkiye, dünya ihracatının yüzde 9,4’ünü, vişnede yüzde 0,4’ünü, şeftalide yüzde 1,1’ini, erikte yüzde 1,6’sını gerçekleştiriyor. Türkiye, taş çekirdekli bu beş üründe de net ihracatçıdır. 2016 yılında Türkiye, 289 milyon dolarlık kuru kayısı, 24,3 milyon dolarlık taze kayısı, 182,5 milyon dolarlık kiraz, 13,8 milyon dolarlık şeftali ihraç etti. İhracatta Türkiye, kuru kayısıda 1’nci, kirazda 3’ncü, vişnede 26’ncı, şeftalide 18’nci ve erikte 16’ncı sırada bulunuyor” bilgisini

4.jpgverdi.

AĞAÇ SAYILARINDA ARTIŞ

2005-2015 döneminde, toplam ağaç sayısının kirazda yüzde 234,1, vişnede 55,4, kayısıda yüzde 50,6, şeftalide yüzde 48,5, erikte yüzde 21,6 arttığını bildiren Bayraktar, “Aynı dönemde üretimdeki artış, kirazda yüzde 188, kayısıda yüzde 172, vişnede yüzde 99,5, şeftalide yüzde 89, erikte yüzde 49,6 oldu” dedi.

ÜRETİMİ VE İHRACATI ARTIRMA POTANSİYELİ VAR

Türkiye’nin, taş çekirdekli meyvelerin hepsinde üretimi artırma potansiyeli bulunduğunu dile getiren Bayraktar, kuru kayısı ve kirazdaki önemli ihracat olanağının daha çok geliştirebileceğini, şeftali, vişne ve erikte de üretim ve ihracat potansiyelinin zorlanabileceğini dile getirdi.

DSCF2950.JPG

‘ÜRETİCİNİN ZARAR ETMESİ ÖNLENMELİ’

Kayısı üretiminde ilkbahar geç donlarının üretime darbe vurduğuna dikkati çeken Bayraktar, bu donlardan etkilenmeyecek geç çiçeklenen çeşitlerle bahçe tesisi kurulması ve dona karşı tedbir alınması gerektiğini belirterek, şunları dile getirdi:

“Üreticilerimizin mağduriyete uğramamaları için sigortalarını yaptırmaları çok önemlidir. Kayısı, kiraz, vişne, şeftali, erik birim değeri yüksek ürünler. Türkiye’nin ve üreticinin çok önemli gelir kaynaklarıdır. Bu ürünlerde belli bir fiyat istikrarı sağlanmalı, çiftçi düzenli bir gelire kavuşmalıdır. Üreticinin zarar etmesi önlemelidir.

3.jpg

‘ÜRÜN İŞLEMESİNDE ÜRETİCİ SANAYİCİNİN İNSAFINA BIRAKILMAMALI’

Özellikle dünyayı kuru kayısıyla besleyen Türkiye’nin bu ürüne özel bir önem vermesi, kayısıda hastalığa dayanıklı çeşitlerin geliştirilmesi gerekmektedir. Kirazda aşırı yağışlar meyvede çatlamaya neden olmaktadır. Bu zararın sigorta kapsamına alınması çok yerinde bir karar olmuştur. 5 meyvede de ürün işlenmesinde, üretici sanayicinin insafına terk edilmemeli, üretici örgütlenmesi sağlanmalıdır. Rekabet için maliyetleri düşürecek önlemler alınmalıdır. Mevcut dış pazarlar elde tutulmalı, yeni pazarlar bulunmalıdır.”

 

İsviçre’den 3 bin kat daha zenginiz!

Türkiye’nin yeterince koruyamadığı benzersiz biyolojik zenginliği biyokaçakçıların hedefinde…

Yusuf Yavuz

Tek başına Avrupa kıtasının tamamına yakın bitki ve hayvan çeşitliliğini barındıran Türkiye’nin doğası, baharın gelişiyle birlikte görenleri kıskandıran bir görsel şölene dönüşüyor. Güneyde Akdeniz ve Ege’den başlayarak kuzeye doğru uzanan uyanışla birlikte toprağın koynunda sakladığı tohumlar da birer birer patlayarak tek başına bir kıt’a olarak adlandırılan Anadolu coğrafyasını büyüleyici renklerle boyuyor. Ancak yeterince farkına varılmayan bu büyülü güzellikler, her yıl dünyanın dört bir yanından Türkiye’ye giriş yapan biyokaçakçıların da hedefinde. Orkide’den kardelene, kelebekten engerek yılanına, hamam böceğinden kurbağaya kadar Türkiye’nin benzersiz biyolojik çeşitliliği biyo-korsanlar tarafından yurt dışına kaçırılıyor.

TÜRKİYE BU KONUDA DÜNYADA TEK ÜLKE

Son yıllarda artış gösteren biyolojik kaçakçılığa karşı kapsamlı mücadeleye girişen Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü (DKMP), bu konuda adeta eğitim seferberliği başlattı. Türkiye’nin pek çok kentinde biyokaçakçılık konusunda çalıştaylar düzenlenen DKPM’nin 2014 yılında İstanbul’da gerçekleştirdiği ‘Biyokaçakçılıkla Mücadele Çalıştayı Sonuç Raporu’na göre, dünya karalarının yüzde 0,6’sını kapsayan Türkiye, dünyadaki tüm bitkilerin yüzde 2,6’sını barındırıyor. Türkiye ayrıca Akdeniz, Avrupa- Sibirya ve İran- Turan bitki coğrafyalarını barındıran dünyadaki tek ülke konumunda.

ENDEMİK TÜRLERDE İSVİÇRE’DEN 3 BİN KAT DAHA ZENGİNİZ

Tüm Avrupa kıtasında 13 bin bitki türü olmasına karşın Türkiye’de 10 binden fazla bitki türü bulunuyor. Bunun 3 binden fazlası ise endemik. Bu oran, kıta Avrupa’sının endemizm oranına eşit. Avrupa’nın en fazla endemik bitkiye sahip ülkesi Yunanistan’da 800 endemik tür bulunurken, dağlarıyla ünlü İsviçre’de ise yalnızca 1 endemik bitki türü bulunuyor. Buna karşılık yalnızca Antalya’daki endemik bitki sayısı 600 civarında.

IMG_3908.JPG

İSTANBUL 45 KATI OLAN İNGİLTERE’DEN DAHA FAZLA TÜRE SAHİP

Türkiye’nin biyolojik zenginliğini kıyaslamak gerekirse, örneğin yüzölçümü 5343 kilometrekare olan İstanbul’un bitki türü 2 bin civarında. İstanbul’un yaklaşık 45 katı büyüklüğe sahip olan 244 bin 820 kilometrekarelik İngiltere’nin tamamında ise yalnızca 1850 bitki türü bulunuyor. Norveç’teki bitki türü sayısı 1715, Bulgaristan’da 3650, Almanya’da 2500, İtalya’da 5600, İspanya’da ise 5000.

BUĞDAYIN ÖYKÜSÜ BU TOPRAKLARDA BAŞLADI

Tüm insanlığın en önemli besin kaynaklarından biri olan buğdayın öyküsü de yine bu topraklarda başlıyor. Dünyanın çeşitli bölgelerindeki otlaklar, Anadolu bozkırlarından alınan tohumlarla zenginleştirilirken, Türkiye’de her on günde bir yeni bitki türü keşfediliyor. 60 binden fazla hayvan türü ile Türkiye, Avrupa’nın tamamına yakın tür zenginliği barındırıyor. Bunların pek çoğu da keşfedilmeyi bekliyor.

TÜRKİYE EN BÜYÜK ŞANSI OLAN TÜRLER TEHDİT ALTINDA

Bütün bunlar Türkiye için oldukça büyük bir şans. Ancak bu şansı sürdürmek ve geleceğe aktarabilmek için tüm ülkeye önemli bir sorumluluk düşüyor. Önemli bir biyolojik hazinenin üzerinde oturan Türkiye’de ne yazık ki 3 binden fazla bitki türü, insan baskısı ve başka nedenlerle yok olma tehdidi altında. Son yüzyılda Türkiye’de doğal olarak yetişen 8 bitki türü aşırı toplanma yüzünden yok oldu. Aralarında siklamen, yabani lale, iris, zambak, kardelen ve adı türkülerde kalan çiğdemin de bulunduğu 46 tür ise yok olma tehdidi ile karşı karşıya.

IMG_3894.JPG

RUSLAR EN ÇOK KELEBEK, JAPONLAR BÖCEK KAÇIRIYOR

Anadolu coğrafyasının biyolojik zenginliğini tehdit eden en büyük sorunlardan biri de biyo-kaçakçılık. Türkiye’den en çok soğanlı ve yumrulu bitkiler yurt dışına kaçırılıyor. Lale, yabani buğday, kardelen, zambak, Arap sümbülü, süsen, orkide ve anemon gibi türler yurt dışına kaçırılıyor. Biyo-korsanlar, en çok savaş sanayi, kimya, tıp ve çeşitli bilimsel amaçların yanında, koleksiyon ve ticari amaçlarla da yurt dışına bitki ve hayvan kaçırıyor. İsviçreliler yılan, Ruslar kelebek, Hollandalılar soğanlı bitkiler, Japonlar ise en çok böcek türlerini Türkiye’den yurt dışına kaçırıyor.

DKMP 6. BÖLGE MÜD. YILMAZTÜRK: ‘ÖNCELİĞİMİZ ETKİN MÜCADELE’

Konuyla ilgili sorularımızı yanıtlayan Orman ve Su İşleri Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) 6. Bölge Müdürü Adnan Yılmaztürk, biyokaçakçılığın gen kaynaklarımızın stratejik olarak kaybolmasına yol açtığını belirterek, 2014 yılından bu yana biyokaçakçılıkla mücadele konusunda etkin bir çalışma içerisinde olduklarını dile getirdi. Antalya, Isparta ve Burdur illerini kapsayan sorumluluk sahalarında, biyokaçakçılığın önlenmesi konusunda kolluk kuvvetlerine, köy muhtarlarına ve öğrencilere eğitimler verildiğini anlatan Yılmaztürk, “Bölge Müdürlüğümüze bağlı ekiplerin sahadaki çalışmalarında biyokaçakçılığın önlenmesine yönelik farkındalık yaratacak çalışmalara öncelik veriliyor. Bu konuda ilgili tüm kurumların yanı sıra üniversitelerimizden uzman biyologlarla da iş birliği içinde çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Biyolojik çeşitliliğimizin ülke dışına kaçırılmasına yönelik girişimlerle mücadele bizim için öncelikli konu” dedi.

IMG_3938.JPG

KAÇAKÇILIK ŞÜPHESİ DURUMUNDA 156’YI ARAYIN

Biyokaçakçılığın önlenebilmesi için ilgili kurumların yanında bütün kamuoyunun hassas olması gerektiğinin altını çizen Yılmaztürk, bulundukları bölgede bitki ve hayvan kaçakçılığı şüphesi taşıyan yurttaşların, 156 Jandarma ihbar hattını aramalarını ya da en yakın DKMP birimi veya orman teşkilatına durumu bildirmeleri gerektiğini söyledi.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Adamlar görmez

“Ortalıkta kimseler görünmüyordu ama bir veya birkaç kişinin kendisini gözden kaçırmadıklarından emindi…” ( Sardalya Sokağı- John Steinbeck)

Adamlar Görmez…

Yusuf Yavuz

Saat gecenin üçü. Bir apartman dairesi. İkinci kat. Üç oda, bir mutfak, iki insan. İki kadın. Biri on iki, diğeri onun üç katı kadar yıl geçirmiş, yeryüzünde. Biri derin uykuda, daha uzun yıllar var uykusunun kaçmasına. Diğerinin uyku kokulu pijamaları üzerinde. Oturuyor salonda, en kendiyle kaldığı anlarda. Kendini anlardan koparmaya çalışıyor, anların içine dalarak; kendinin bile farkında olmadığı güzel yüzüyle.

Adamlar görmez, kadınların kendini günden koparmaya çalıştığı anları. Hiçbir adama göstermedikleri yüzlerini, gecenin üçünde açarlar karanlığa, zamanın telvesine. Yüzlerindeki ışıktan tülleri indirir gece. Hiçbir adama adanmamış, dokunulmamış yüzleriyle sevişirler geceyle. Ansızın yakalansa, kendine bile, tuz buz olur kristalden kolları. Kadınlar konuşurlar geceyle. Hiçbir adama söylenmemiş cümleleri, sessiz, uzun ırmaklar gibi akıtırlar gecenin kulaklarına.

Gece…  Saat üç kadınlarının Don Juan’ı! Karacaoğlan’ın mazereti. Tarihin ana rahmi.

Ayaklarını seyreder kadınlar geceleri. Annelerinden öğrendikleri ağırbaşlılığın gölgesinden sıyrılıp, kendini seyrederler. Yüzlerindeki gözleri ayıklarlar, tenha odalarda. “şuraya bir göz batmış” demeyecekleri acısız bir yüz ağdaları olsun isterler, kendi derileriyle yapılan seanslarda. “Adamlar gözleriyle sever” derlerdi, oysa.  Kadınlar kulaklarıyla…

Kendi derisinden yaptığı ağdanın içinde kayıtlı olabileceğine  inandığı bir iki göz aradı. Bulamadı. Kulaklarının derinlerine indi. Çok derinine. Sevebileceğine inandığı birkaç sözcük aradı, gözlerine kaydolduğu adamların ağzından çıkmış olan. Bir tane buldu; “ Geç oldu, hadi yatalım!”  Bu değildi aradığı. Güldü kendi kendine.

Kadınlar en çok kendi kendine güler. Tek gerçek gülme nedenleri kendileridir. Tek gerçek ağlama nedenlerinin kendileri olduğu gibi. Mentollü bir sigara tutuşturdu parmaklarının arasına. Ateşledi sonra sigarayı, “Geç oldu, hadi yatalım.” cümlesiyle birlikte. Dumanını izledi bir süre, sigara ve yanan cümlelerin. Sigaradan fazla dumanı çıktı cümlelerin. Kendini, kadınları, adamları; ağırlaşan ellerini izledi.  Bir dizi film gibi. Yorulduğunda izlemekten aynı replikleri, penceresinden dışarıya baktı. Bir gün çıldırma olasılığını, çıldırınca şu caddeden ne yöne,  nasıl koşabileceğini düşündü.

Kadınlar düşünür. Günün ışıklı donukluğunda, gülümseyen yüzlerinin ağırlığından düşen boyunlarını kaldırır kadınlar geceleri. En ağır, en zayıf, en korunaksız boyunları; erkenden dişlenmiş elmalar gibi dökülür geceleri. Tarihin cellatları; ağız kılığında, söz kılığında boyun düşürür geceleri. Kadınlar öldürülmüş sözcükler toplar geceleri, kuru kafalardan yapılmış soykırım anıtları gibi söz mezarları kazarlar. Gözleriyle sevenlerin, diken gibi sözleri bedenlerinde, sabahın adam gözlerine hazırlanır. Yeniden “İşte hazırım, gözlerinizle sevebilirsiniz” diyebilmek için. Bu yüzden hep yarın başlar kadınlar; sevmeye, umut etmeye,  hayata, kendine…  İlk kadının ve ilk adamın gününden beri. İlk kavganın, ilk sevişmenin gününden beri.

Boynu yoruldu sonra, az yukarısında,  başının içinde haylaz çocukların demir bilyelerle misket oynadığı zihnini taşımaktan. Ayağa kalktı. “ bir kahve yapmalı” diye düşündü. “Üçü bir arada”  olmalı. Süt, şeker ve kahve. Muhteşem üçlü! “Tarihin en büyük yalanı” dedi, kendi kendine. Kimse duymadı. Kendisi bile. Her şeyin muhteşem bir uyum içindeymişçesine yaldızlı ambalajlara konulduğu, karıştırılıp, harmanlandığı, sunulup, talep edildiği tekil günlere denk geliyordu zaman. Dağılan hayatlara bir nazire olarak her nesne bir arada sunuluyordu. Biriktiriyordu onları, bir araya getirilmiş bütün şeyleri. GSM,  DVD, VCD, ADSL…  İçindeki sistemin bozulmasına inat, büyük “S” harfiyle şifrelenmiş simetrik bir  “sistem” muştuluyordu bütün biriktirdikleri. Muzlu gofret, sütlü kahve,  kaymaklı ekmek kadayıfı…  Hepsi bir aradaydı.

“Biz üçümüz bir arada değiliz” dedi içinden, on iki yıldır aynı evi paylaştığı diğer kadının derin uykusunu izlerken. Kızının!  “ Açılımının adlarımızı oluşturduğu üç harfli bir kısaltmamız olmadı hiç” diye sürdürdü, içinden dediğini. Kahve fincanına üçü bir arada ambalajını boşaltırken devam etti. “ Biz de fincandaki suya dökülen karışım gibi ayrıştık. Su hayattı. Ve yeterince sıcaktı. Fincan da dünya. Döküldük. Döküldük. Döküldük… Dağıldık!”

Portrait-of-Adele-Bloch-Bauer-II.jpg

Oturdu sonra. Kanepeye. Güneş elçilerini yolluyordu, geceyi aydınlatmakla görevli ayın çocuklarına. “ Nöbeti devralacağız, hazırlanın!” diyordu, güneşin kızgın elçileri. Perdesini aralayıp bir süre izledi, iki ışık imparatorunun kentin tepesinde, ufukta, sert adımlarla yaptıkları devir  teslim törenini. Hızla toparlandı sonra. Aynaya baktı. Kendini göremedi. “Bu güzel” dedi. Sabaha, gözleriyle seven adamların imparatorluğuna hazırlanırken, kendini görmemeliydi. “Buna dayanamıyorum, kendimi o gözlerde görmeye!” diye devam etti, içindekini demeye. Sonra anonim bir yüz yerleştirdi gövdesinin üstüne. İlk karşılaşmalarda“ sizi bir yerlerden gözüm ısırıyor” şeklinde bir diyalog başlangıcı duyabilmek için.

Yüzüne ince, dudak kenarlarıyla hep gülümseyen bir ayar yaptı. Biraz mühim bir ifade verdi gözlerine; derin, bilge sözleri olan, gün içinde milyon kere tekrarlanan bir ifade. “ Tamam, oldu” dedi. “Biraz da salınım koymak lazım gövdeye. Kariyer kadınları gibi ciddi ama itici olmayan. Bugünlerde çok moda”

klimt_bauer.jpg

Güne hazırdı. Kendini evde bıraktı. Gözlere şenlik gövdesiyle çıktı. Yüzlerce gözün arasından geçti. Buna alışkındı. Hiç birinde kendisini oyalayacak bir ifade göremedi. Yürüdü. Otobüse bindi. İndi. Tekrar yürüdü. Ofisindeydi… Rugan ayakkabılı, kol düğmeli ve diş macunu reklamlarındaki gibi gülümseyen adamların gözlerinde yıkandığı yerde. Rahattı, bu göz havuzlarında yıkanmaktan. Kendisi olsa çıldırırdı. Kendisini evde bıraktığını anımsayıp iyice rahatladı. MSN’i açtı. Kendini evde bırakmış bir adamın göz kırpmasına takıldı monitörden akan sözlerin arasından. Gülümseyen bir hiyeroglife…

Kendini evde bırakmış iki yüz, gözleriyle görmeden birbirini sürdürdüler, monitördeki sessiz hiyeroglif alışverişini. Monitörün kulaklarını andıran hoparlörlerden, Zanzibar’dan çıkıp dünyaya şovun ne olduğunu gösteren adamın, Fredy  Mercury’nin ağzından dökülen ve Türkçe’si “Şov devam ediyor”  anlamına gelen şarkının sözleri yayılıyordu ofise, binaya, caddeye, dünyaya.

(Arşiv yazı)

Görseller: Gustav Klimt (1862-1918)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ümmühan Nine Onurumuzdur

76 yaşındaki Ümmühan Nine’nin dünyalığını da ahretliğini de yok ettiler. Kadın ve ekoloji örgütlerinden yaşlı kadına destek geldi: Ümmühan Nine Yalnız Değildir.

Yusuf Yavuz

Evi hukuksuz biçimde suya gömülen baraj mağduru 76 yaşındaki Ümmühan Uysal’a destek veren kadın ve ekoloji örgütleri, Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) Akdeniz Şubesi’nde düzenlenen etkinlikte bir araya geldi. ÇGD Akdeniz Şubesi Başkanı Mustafa Sözen, 8 Mart haftasında Ümmühan Nine ile bir arada olmanın oldukça anlamlı olduğunu vurgulayarak, “Kültürümüzün ve kimliğimizin bir simgesi olan Ümmühan Nine onurumuzdur” dedi.

Isparta’nın Sütçüler ilçesinde, Yukarı Köprüçay Havzası’nda 2016 yılında tamamlanan Kasımlar Barajı’nda kamulaştırma işlemleri tamamlanmadan su tutulması nedeniyle evi sulara gömülen Darıbükü Köyü sakini Ümmühan Uysal (76), yaklaşık 3 aydır evsiz yaşıyor. Antalya’da bulunan çocuklarının yanında kalan yaşlı kadın, hastaneye gitmek için çıktığı evine bir daha giremedi. Tüm eşyalarıyla birlikte yaşamı suya gömülen Ümmühan Nine, enerji projeleri için Bakanlar Kurulu’nca alınan ‘Acele Kamulaştırma-El koyma’ kararlarının yarattığı trajik mağduriyetlerden birinin kurbanı oldu.

KADIN VE EKOLOJİ DERNEKLERİ ÜMMÜHAN NİNE’YE DESTEK VERDİ

8 Mart Haftası etkinlikleri kapsamında Ümmühan Uysal’ın yaşadığı mağduriyetlerin giderilmesi için Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) Akdeniz Şubesi’nin ev sahipliğinde Antalya’daki Gazeteci Evi’nde bir etkinlik düzenlendi. Aralarında Antalya Kadın Danışma Merkezi ve Dayanışma Derneği, Antalya Kent İzleme Platformu, Çağdaş Gazeteciler Derneği Akdeniz Şubesi, Derelerin Kardeşliği Akdeniz Platformu, Cumhuriyet Kadınları Derneği Fethiye, Marmaris, Karşıyaka ve Güzelbahçe Şubeleriyle Alakır Nehri Kardeşliği’nin de bulunduğu çok sayıda kadın örgütü ve ekoloji topluluğu Ümmühan Uysal’a destek verdi.

IMG_6382.JPG

ÇGD ŞUBE BAŞKANI SÖZEN: ‘ÜMMÜHAN NİNE ONURUMUZDUR’

Ümmühan Uysal’ın yanısıra çocukları Hasan ve Kamuran Uysal’ın da katılımıyla gerçekleşen etkinlikte konuşan ÇGD Akdeniz Şubesi Başkanı Mustafa Sözen, 8 Mart haftasında Ümmühan Nine ile bir arada olmanın oldukça anlamlı olduğunu vurgulayarak, “Kültürümüzün ve kimliğimizin bir simgesi olan Ümmühan Nine onurumuzdur” dedi.

YEŞİL DOĞA GÖSTERİLDİ, ÜMMÜHAN NİNE YAŞADIKLARINI ANLATTI

Kasımlar Barajı ve HES projesinin inşa edildiği bölgede CNN-Türk Televizyonu için üç ayrı belgesel haber programı hazırlayan Gazeteci Güven İslamoğlu’nun, baraj nedeniyle mağdur edilen yerel halkın sorunlarını ele aldığı ‘Yeşil Doğa’ programının gösterimiyle devam eden etkinlikte ayrıca Ümmühan Nine de yaşadıklarını anlattı.

IMG_6383.JPG

‘HER ŞEYİM SUYA GÖMÜLDÜ, BEN NASIL YAŞAYACAĞIM ŞİMDİ?’

“Bize sular altında kalacak evlerimiz gibi evler yapılacağı söylendi ancak yapılan yeni evler kullanışsız ve bizim evlerimiz gibi değildi” diyen Ümmühan Uysal, “Biz dava açtık; ancak bu sefer de bizi hasım bildiler ev vermediler” ifadelerini kullandı. Dağlardan adaçayı toplayıp satarak biriktirdiği parayla aldığı kefenliğinin bile eviyle birlikte suya gömüldüğünü anlatan Uysal, şu an oğlunun yanında Antalya’da kaldığını ifade ederek, “Bizim oralarda insan ölünce cenazesinin defnedilmesi için hizmet edenlere verilmek üzere kefenliğin içine helal kazanılmış paradan bir miktar konulur. Kefenliğimin içine 400 lira para da koymuştum. Evim, yuvam, her şeyim sular ile birlikte gömüldü. Ben nasıl yaşayacağım şimdi” diye konuştu.

GAZETECİ EVİNDE ÜMMÜHAN NİNE İLE DAYANIŞMA ETKİNLİĞİ DÜZENLENDİ.JPG

15 STK ÜMMÜHAN NİNE YALNIZ DEĞİLDİR MESAJI VERDİ

Ümmühan Uysal’ın mağduriyetine tepki gösteren 15 sivil toplum kuruluşu, “Ümmühan Uysal yalnız değildir!” başlığıyla bir bildiri hazırlayarak imzaya açtı. Doğaya ve insan yaşamına etkileri açısından oldukça yıkıcı projelerle vahşi bir yerinden edilmeye maruz kalan kadınlardan biri olan Ümmühan Uysal’ın adalet arayışına destek veren STK’ların ortak bildirisinde şu ifadelere yer verildi:

‘BU İNSANLIK AYIBI BİR AN ÖNCE GİDERİLSİN’

“En temel insan haklarından mahrum bırakılarak ‘yaşama’, ‘barınma’ ve ‘sağlıklı bir çevrede yaşama’ hakkı elinden alınan 76 yaşındaki Ümmühan Uysal’a uygulanan ‘ekonomik büyüme’ şiddetinin bu türü, son yıllarda giderek artmakta ve en çok da acele kamulaştırma kararlarıyla yerinden edilen her yaştan kadınları etkilemektedir. Sadece savaş koşullarında ve ülke savunması söz konusu olduğunda uygulanabilen bir kamulaştırma yöntemi olan ‘el koyma’ usulünün kurbanlarından yalnızca biri olan Ümmühan Uysal’ın 2012 yılından bu yana giderek artan dozda yaşadığı şiddete son verilmesini ve bir an önce bu insanlık ayıbının giderilmesini talep ediyoruz. Ümmühan Nine yalnız değildir.”

EGE’DEN TRAKYA’YA YAŞAMI SAVUNANLAR ETKİNLİĞE DESTEK VERDİ

Ümmühan Uysal ile dayanışmak için başlatılan imza kampanyası, 8 Mart haftasında yaygınlaştırılacak. ÇGD Gazeteci Evi’ndeki toplantıya katılarak kampanyaya destek veren kuruluşlar ise şunlar: Antalya Kadın Danışma Merkezi ve Dayanışma Derneği, Antalya Kent İzleme Platformu, Çağdaş Gazeteciler Derneği Antalya Şubesi, Yukarı Köprüçay Havzası Koruma Platformu, Gündoğmuş Kayabükü Köyü Alara HES’e Hayır Platformu, Derelerin Kardeşliği Akdeniz Platformu, Karaman Sarıveliler Göktepe Beldesi Sularıma Dokunma Platformu, Alakır Nehri Kardeşliği, Cumhuriyet Kadınları Derneği Fethiye Şubesi, Cumhuriyet Kadınları Derneği Marmaris Şubesi, Cumhuriyet Kadınları Derneği İzmir Güzelbahçe Şubesi, Cumhuriyet Kadınları Derneği İzmir Karşıyaka Şubesi, Üç Beş Ağaç Kervanı, Trakya Platformu, Kaş Çevre Platformu, Kaş Koruma Platformu.

ÜMMÜHAN NİNE YALNIZ DEĞİLDİR.png

STK’LARIN TALEBİ MART SONUNDA VALİLİK VE İLGİLİLERE İLETİLECEK

Ay sonuna kadar toplanacak imzalar, Ümmühan Uysal ve Darıbükü köylülerinin yaşadıkları mağduriyetlerin giderilmesi talebiyle 31 Mart tarihinde eş zamanlı olarak Antalya ve Isparta valilerine teslim edilecek.

Kaş’ı betona boğma planını yargı iptal etti!

Kaş’ı betona boğma planını yargı iptal etti!

Yusuf Yavuz

Antalya’nın 7 bin nüfuslu Kaş ilçesi için 40 bin kişilik nüfusu öngören imar planını yargı iptal etti. Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin hazırladığı 1/25 binlik Çevre Düzeni Planı’nı, Kaş’ı betonlaştıracağı gerekçesiyle dava açan sivil toplum örgütleri ve 30 ayrı yurttaşı haklı bulan Antalya 4. İdare Mahkemesi, düzenlemeyi iptal etti. Davanın avukatı Tuncay Koç, “Kaş’ın doğal görünümünü tahrip edecek ve Limanağzı, Çukurbağ yarımadası gibi sit alanlarını imara açacak planın, Kaş  nüfus öngörüsünün de yanlış olduğu böylece belgelenmiş oldu” diye konuştu.

Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin Kaş ilçesi için hazırladığı 1/25 binlik Çevre Düzeni Planı, bozulmamış doğal dokusu ve dantel gibi koylarıyla ünlenen ilçenin korunan alanlarının imara açılmasını öngörünce ilçedeki sivil toplum örgütleri ve 30 ayrı yurttaş planın iptali için dava açtı. Kaş Turizm ve Tanıtma Derneği ile aralarında turizmcilerin de bulunduğu 30 ayrı yurttaşın 2015 yılında açtığı davayı gören Antalya 4. İdare Mahkemesi, davacıları haklı bularak planı iptal etti.

AV. TUNCAY KOÇ: ‘PLANIN YANLIŞLIĞI BELGELENMİŞ OLDU’

Mahkemenin iptal kararını değerlendiren davanın avukatı Tuncay Koç, “Kaş’ın doğal görünümünü tahrip edecek ve Limanağzı, Çukurbağ yarımadası gibi SİT alanlarını imara açacak planın Kaş  nüfus öngörüsünün de yanlış olduğu böylece belgelenmiş oldu.  Benzer bir davada Danıştay 6. Dairesinde sürmekte ve onun da iptal edileceğini bu karar göstermektedir” diye konuştu.

‘KAPUTAŞ VE İNCEBOĞAZ’DA UYGULAMA YANLIŞ YAPILDI’

Kaş Belediyesi tanıtımda yer alan ünlü plajı bu hale getirdi.JPG

Kaş’ta bulunan ve Türkiye’nin tanıtım kataloglarında yer alan Kaputaş Plajındaki yapılaşmaya yönelik de Dünya Kültürel Mirası Koruma Sözleşmesine aykırı bir şekilde izin verildiğine ilişkin iddialarının ise aynı mahkemece kabul görmeyerek davanın reddedildiğine dikkat çeken avukat Tuncay Koç, “Dosyaya sunulan bilirkişi raporunda, verilen iznin dışına çıkılarak alanda müdahaleler yapıldığı, Kaputaj plajının acilen Peyzaj Onarım Projesi ile doğal görünüme döndürülmesi gerektiği bu raporda belirtilmiştir. Hem Kaputaj plajı hem de İnceboğaz Mesire Alanı ile ilgili  davalarda uygulamanın yanlış yapıldığı ortaya çıkmıştır. Sorumlu Kaş Belediye Başkanlığı hakkında gereken girişimlerin Çevre ve şehircilik bakanlığı tarafından yapılması gerekmektedir” dedi.

‘PLAN UYGULANIRSA KORUNAN ALANLAR TAHRİP OLUR’

Mahkemenin planla ilgili iptal kararında, önemli bölümü doğal sit alanı, orman ya da Özel Çevre Koruma Bölgesi (ÖÇK) olan alanlara yönelik koruma ilkelerine uygun plan kararları üretilmediği belirtilerek, çevre düzeni planında 40 bin kişilik nüfus kitlesinin yerleşimine olanak tanınmasının korunan alanları tahrip edeceği vurgulanıyor. Dava konusu planda, şehircilik ilkeleri, kamu yararı ve imar mevzuatına uyulmadığı kanaatine varıldığı belirtilen mahkeme kararında, davalı idarenin bilirkişi raporuna yaptığı itirazın da yerinde görülmediği kaydedilerek; “Dava konusu işlemin çevre düzeni planına ilişkin olması, uygulanması durumunda devamı planlar ve işlemlerle birlikte yapılanmalara neden olunabileceği dikkate alındığında, telafisi güç veya imkânsız zararlara neden olacaktır” ifadelerine yer verildi.
 

Suyuna sahip çıkan köylüler, HES şirketine geri adım attırdı

Torosların koynunda 1600 metreyi bulan yerleşimlerdeki kararlı su direnişi Karaman’daki HES projesiyle ilgili ÇED sürecini iptal ettirdi…

Yusuf Yavuz

Karaman’ın Sarıveliler ilçesine bağlı Göktepe beldesinde bulunan Fariske Çayı üzerinde yapılmak istenen HES projesine karşı çıkan yöre köylülerinin kararlı tepkisi Bursa Merkezli Çakra Enerji firmasına geri adım attırdı. Projeyi öğrenen yöre halkı, önemli bir meyve üretimi merkezi olan bölgede suyun yaşamsal önemde olduğunun altını çizerek HES’e karşı bir araya gelerek derelerine sahip çıktı. HES şirketi ise 7 Mart’ta Göktepe’de yapılacağı duyurulan ÇED toplantısı öncesinde Karaman Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ne yaptığı başvuruda, ÇED sürecini sonlandırdıklarını bildirdi. Böylece birçok bilimsel ve teknik hata ile dolu olan HES projesiyle ilgili dosyanın ÇED toplantısı da iptal edildi.

Karaman’ın Sarıveliler ilçesine bağlı Göktepe beldesinden geçen Fariske Çayı, önemli bir meyvecilik üretimi olan yörenin adeta sigortası konumunda. Ancak geçtiğimiz yıl Göktepe ve Esentepe başta olmak üzere çok sayıda köy için yaşamsal önemde olan Fariske Çayı’nda bir HES projesinin yapılması gündeme geldi. Daha önce üzerinde bir başka HES projesi inşa edilen Fariske Çayı’nın tamamen ellerinden alınmasını istemeyen yöre halkı, ‘Suları Dokunma Platformu’ adıyla bir araya gelerek projeye karşı mücadele başlattı.

YÖRE HALKI HER FIRSATTA BİR ARAYA GELEREK SULARINI SAVUNDU.jpg

GURBETTEKİ KÖYLÜLER ATA TOPRAKLARINA SAHİP ÇIKTI

Projenin uygulanacağı Göktepe beldesinin yanı sıra Ankara, Antalya, Konya, Mersin ve Karaman’da gurbette yaşayan yöre halkıyla bir araya gelerek atalarından kalan yaşam mirasını korumak için dayanışma buluşmaları gerçekleştiren platform üyeleri, bir yandan da konuyla ilgili kurumlara başvurarak çekincelerini ilettiler.

BELEDİYE BAŞKANI HALKIN YANINDA YER ALDI

Göktepe Belediye Başkanı Osman Talay ise sularını korumak için direnen yöre halkına destek vererek bölgedeki tarımsal üretimin suya bağımlı olduğunu vurgulayan açıklamalar yaptı.

1600 METREDE BAŞLAYAN HES DİRENİŞİ ÇED SÜRECİNİ İPTAL ETTİRDİ

Torosların kalbinde, 1600 metreye ulaşan rakımda binlerce yıldır süregelen yaşam kültürüne sahip çıkan yöre halkının gösterdiği bu refleks sonunda HES şirketine geri adım attırdı. 23 MW kurulu güce sahip ‘Ketir Regülatörü ve HES Projesi’ni bölgede hayata geçirmek için 7 Mart’ta Göktepe’de halkın katılımı toplantısı düzenleneceğini duyuran Karaman Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü, ilgili firmanın talebi üzerine ÇED toplantısının iptal edildiğini bildirdi.

çevre şehircilik il müdürlüğü iptal yazısı.jpg

‘DERELERİMİZE VE SUYUMUZA HER ZAMAN SAHİP ÇIKACAĞIZ’

Konuyla ilgili gelişmenin ardından bir açıklama yapan Sularım Dokunma Platformu, “Derelerimize ve suyumuza her zaman sahip çıkacağız” mesajı vererek şu değerlendirmede bulundu:  “Yöremizde yapılması planlanan Ketir HES projesinin yeni bir fizibilite çalışması yapmak amacıyla üstlenici firma tarafından askıya alındığı ve 7 Mart’ta yapılması planlanan ÇED toplantısının iptal edildiği duyurulmuştur. Ancak biz biliyoruz ki bu karar, yaşam alanlarını korumak için bir araya gelen halkın kararlı mücadelesinin bir sonucudur.

‘HES’LER YÜZÜNDEN BİNLERCE İNSAN GÖÇE ZORLANDI’

Ülkemizde satılmadık su, yapısı bozulmamış dere neredeyse kalmadı. Binlerce dere yatağına binlerce HES kuruldu. HES projeleri yüzünden evini, toprağını bırakıp göç etmek zorunda kalan binerce insan oldu. Her biri kentlere göç ettirildi. Kentlerde üç kuruşluk ücretlere tamah ederek ayakta durmaya çalışıyorlar. Göç etmeyenlerse çorak araziler üzerinde, devletten gelecek üç kuruşun yolunu gözleyerek biçare yaşamaktalar.

Fariske Çayı, Göktepe ve çevresindeki halkın geçim kaynağı.JPG

‘MÜCADELEMİZİ SÜRDÜRECEĞİZ’

Ketir HES’in de daha öncekiler gibi bizlere yoksulluk, çaresizlik ve zulüm getireceğini biliyoruz. HES projeleri yüzünden suyunu, toprağını ve doğasını kaybeden insanların pişmanlıklarından yükselen ‘HES’lere hayır’ çığlıkları ülkenin dört bir yanından devam ediyor. Tüm Anadolu, duymayan kulaklara, görmeyen gözlere gerçekleri haykırıyor. Bizler duymayan kulaklara, görmeyen gözlere inat Anadolu’nun bağrından kopan bu çığlığı duyuyor, görüyoruz. Tüm haklılığımızla, nefesimizin son damlasına kadar suyumuza ve doğamıza sahip çıkmaya devam edeceğiz. Her ne için olursa olsun yaşam alanlarımıza karşı yapılacak her türlü saldırıya karşı, bize destek verenlerle birlikte fiili ve hukuki mücadelelerimizi sürdüreceğiz. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın. Suyumuzun üzerindeki kirli ellerinizi çekin.”

Esentepe mahallesi sakinleri  toplantı öncesi pankart astı.jpg

 

 

Bakan’ın ‘temiz’ dediği göl ölü balıklarla doldu!

Orman ve Su İşleri Bakanı’nın “Eber Gölü’nü kurtardık. Eber Gölü’nde artık hayat var, kuşlar, endemik türler var, eskiden balık yoktu, şimdi balık tutulabiliyor” dediği gün, gölün yüzeyinin binlerce ölü balıkla kaplı olduğu ortaya çıktı…

Yusuf Yavuz

Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, memleketi olan Afyonkarahisar’da bulunan Eber Gölü’yle ilgili 18 Şubat tarihinde Anadolu Ajansı’na verdiği demeçte, yıllardır kirlilikle boğuşan gölü temizlemek için eylem planı hazırlayarak hayata geçirdiklerini belirterek, Artık Eber Gölü’ne gittiğiniz zaman çöp göremezsiniz. Çöplerden, atık sulardan, erozyondan Eber Gölü’nü kurtardık. Eber Gölü’nde artık hayat var, kuşlar, endemik türler var, eskiden balık yoktu, şimdi balık tutulabiliyor” dedi. Ancak Bakan Eroğlu’nun bu açıklamayı yaptığı gün Eber Gölü’nün yüzeyinin ölü balıklarla dolu olduğu ortaya çıktı. 20 Şubat günü gölde inceleme yapan yetkililer, balık ölümlerinin bir kaç gün önce gerçekleştiğini tespit etti.

Afyonkarahisar’ın Bolvadin, Çay ve Sultandağı ilçelerinin çevrelediği Eber Gölü, bir zamanlar Türkiye’nin en önemli sulak alanlarının başında geliyordu. Ancak insan baskısı, sanayi, tarım ve hayvancılık kaynaklı kirlilik yüzünden hızla yok olma tehdidiyle karşı karşıya kalan Eber, gideren rengini yitirdi.

BAKAN’IN ‘TEMİZ’ DEDİĞİ GÜN EBER ÖLÜ BALIKLARLA DOLDU

Göldeki sazlıkların yarattığı hasır üretimi kültürüyle de ünlü olan Eber, son yıllarda ise toplu balık ölümleriyle gündemde. Ancak Eber Gölü’nde yaşanan son toplu balık ölümü dehşet verici boyuta ulaştı. Yaz aylarında yükselen ısıya bağlı olarak artan balık ölümlerinin kış mevsiminde de ortaya çıkması bölgede tedirginlik yaratıyor.

1.jpg

VALİLİK ‘BALIKLAR BUZ YÜZÜNDEN ÖLMÜŞ’ DEDİ

Gölün yüzeyinin ölü balıklarla kaplanmasına neden olan çevre katliamının ardından bir açıklama yapan Afyonkarahisar Valiliği, konuyla ilgili yetkililerce bir inceleme yapıldığını kaydederek şu ifadelere yer verdi: “İnceleme aşamasında; söz konusu mahalde çok sayıda ölü küçük balık olduğu, balıkların ölüm olayının yaşanması üzerinden uzun zaman geçtiği, ölü balıkların bulunduğu mahalde su derinliğinin çok az olduğu ve suyun yer yer buz halinde bulunduğu tespit edilmiştir. Olay mahallinin yakın çevresinde balık ölümlerine yol açabilecek ve suyun mevcut durumunu bozabilecek çevresel etkenlerin mevcut olmadığı gözlemlenmiştir. Söz konusu balık ölümlerinin sebebinin balıkların bulunduğu mahaldeki suyun tamamen donmasından kaynaklanabileceği değerlendirilmektedir. Ayrıca yapılan incelemede, göl yüzeyinin yaklaşık 1,5-2 aydır tamamen buzla kaplı olması ve yüzey su sirkülasyonunun olmaması, ayrıca yapılan ölçümlerde oksijen miktarının kritik seviyenin çok altında bir değerde olması sebebiyle balıkların oksijensizlik nedeniyle boğularak öldüğü kanaatine varılmıştır.

3.jpg

GÖL UZMANINDAN SERT TEPKİ: ‘BUZ TUTUNCA BALIKLAR ÖLMEZ’

Türkiye’nin önemli sulak alan uzmanlarından Yard. Doç. Dr. Erol Kesici, valiliğin bu açıklamasına sert tepki göstererek, “Göl buz tutunca balıklar ölmez” dedi. Geçmişte su seviyesi 25 metreyi bulan Eber Gölü’nün Türkiye’nin 12. Büyük gölü olduğunu ancak son 20 yılda su seviyesinin 2-3 metrelere düştüğünü dile getiren Kesici, şunları söyledi:

SAZLIKLAR KURUDU, SEKA KAĞIT FABRİKASI KAPATILDI

Son 10 yıldır çeşitli dönemlerde gölün ekolojik yapısının bozulması ve kirlilik nedenleriyle her yıl balık ölümleri alışıla gelmiş bir hal almıştır. Eber Gölü ve Karamık Gölü ile birlikte bölgede kurulan SEKA Kâğıt Fabrikasına ekonomik değeri en yüksek olan başta kamış ve hasır gibi bitkileri hammadde olarak kazandırmakta ve bu sanayi kolunda on binlerce kişi geçimini sağlamaktaydı.  SEKA kâğıt fabrikası, havzadaki göllerin kurumasına bağlı kamış ve sazlıkların azalması yüzünden 2014 yılında kapatıldı.

‘SİT ALANI İLAN EDİLMESİNE RAĞMEN KORUNAMADI’

Eber Gölünün, ekonomik ve ekolojik önemi olan su bitkileri ve su canlılarının korunabilmesi için  Konya Kültür ve Tabiat Varlıkların Koruma Kurulu’nca 1992 yılında 1. Derece doğal sit alanı ilan edildiğini ancak buna rağmen korunamadığına dikkat çeken Yard. Doç. Dr. Erol Kesici, “Eber Gölü Akşehir Gölü’nün, en önemli su kaynağıydı. Birçok göçmen su kuşu için barınma ve üreme alanıydı. Eber Gölü; dere kayabalığı, sazan türleri ve turna balığının avcılığının yapıldığı önemli bir sulak alandı” dedi.

17 YERLEŞİM ALANI EBER GÖLÜNÜ TEHDİT EDİYOR

Havzadaki gölleri ve Eber Gölü’nü tehdit eden unsurların, tarımsal atıklar, SEKA Kağıt Fabrikasının atıkları ve Afyonkarahisar’ın, Eber’in çevresindeki 17 yerleşim alanının yarattığı kirlilik olduğunu dile getiren Kesici, Bolvadin Şeker ve Alkoloid Fabrikalarının da kirlilik kaynağı olduğunu söyledi.

harita ATLAS.jpg

Harita: Eber ve Akşehir Gölleri-(Atlas Dergisi arşivi)

YOĞUN GÖLET YAPIMI VE KAÇAK SONDAJLAR

Göl havzasında son zamanlarda yoğun şekilde gölet ve baraj yapılması ve kaçak sondaj suyu kullanımının Eber Gölü’nü tehdit eden diğer unsurlar olduğunu kaydeden Kesici, katliam boyutundaki balık ölümleriyle ilgili yetkililerin yaptığı açıklamalara da tepki göstererek şöyle konuştu:

‘BALIKLAR BUZDAN DEĞİL KİRLİLİKTEN ÖLÜYOR’

Göllerde oksijen seviyesinin düşmesinin bilimsel nedenleri bellidir, Eber Gölü de ilk defa donmamaktadır, çok daha soğuk kışlar donmalar yaşanmış fakat balık ölümleri görülmemiştir. Göller buz tutsa da dip kısımlarındaki su sıcaklığı daima +4 derecededir. Su ne kadar sıcak olursa, sudaki oksijen oranı da o kadar az olur ve bu nedenlerle soğuk sularda oksijen seviyesi düşmez. Kirli sularda oksijen seviyesi düşer. Buna karşılık göl, akarsu ve hatta denizlerde; balıkların ölümüne neden olan oksijen azlığı, bu sulara akan evsel-tarım ve endüstriyel atıklardaki organik maddeler, organik madde bakımından zengin olan su dibindeki birikintiler, su içindeki hayvan ve bitkilerin bozulmaları ile meydana gelir. Bu oksidasyon olayı, gölcüklerde, göllerde, denizlerde ve hatta okyanuslarda, oksijen dağılışları üzerinde, oldukça büyük rol oynar.  

Yard. Doç. Dr. Erol Kesici.JPG

(Yard. Doç. Dr. Erol Kesici, yaklaşık 30 yıldır Türkiye’nin gölleri konusunda bilimsel çalışmalar yürütüyor…)

AKŞEHİR GÖLÜ COĞRAFYADAN BU YÜZDEN SİLİNDİ

Eber Gölü’nde yukarıdaki durum, yaz- kış her mevsim üst düzeydedir. Ve yıllarca Eber ve Akşehir  gölleri, çevresindeki fabrikaların atıklarıyla kirletilmiş, bölgede SEKA’nın kurulmasına neden olan Eber ve Akşehir Gölü kamışlıkları kurumuş, Türkiye’nin 5. Büyük doğal gölü olan Akşehir Gölü coğrafyadan silinmiş, göl su birikintisine dönüşmüştür.

BAKAN EROĞLU: ‘EBER GÖLÜ’NDE ARTIK HAYAT VAR’

Eber Gölü’nde dehşet verici balık ölümlerinin yaşandığı sırada 18 Şubat tarihinde Anadolu Ajansı’na bir açıklama yapan Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, Afyonkarahisar’ın doğal güzelliklerini ve çevreyi korumak için kurulan ‘Afyonkarahisar Merkez İleri Biyolojik Atıksu Arıtma Tesisi’nin çok iyi standartlara sahip olduğunu söyledi.

Çevre ve Orman Bakanlığı görevini yürüttüğü yıllarda Eber Gölü‘nün temizlenmesi için 7 paketten oluşan eylem planı hazırladıklarını anlatan Bakan Eroğlu, şöyle konuştu:

Akarçay aracılığıyla Eber Gölü’ne çok sayıda çöp gidiyordu, çöp deposu haline geliyordu. Çöpleri toplayıp bertaraf edip, elektrik enerjisine dönüştürünce bu problem kalktı. Artık Eber Gölü’ne gittiğiniz zaman çöp göremezsiniz. Çöplerden, atık sulardan, erozyondan Eber Gölü’nü kurtardık. Eber Gölü’nde artık hayat var, kuşlar, endemik türler var, eskiden balık yoktu, şimdi balık tutulabiliyor. Afyonkarahisar ve çevresi olmak üzere hepsi atık sularını Akarçay’a veriyordu, Akarçay da Eber Gölü’ne akıyordu, orası adeta lağım çukuru haline gelmişti.

EBER GÖLÜ.jpg

‘EBER GÖLÜ’NÜ KURTARDIK, VATANDAŞLAR ÇOK MEMNUN’

Biz bütün atık suları toplayıp arıtacak, dünyanın en ileri biyolojik atık su tesisini inşa ettik. Başka şehirlerden su kanalizasyon idareleri gelip, buradaki tesisleri inceliyor, tesisin verimi yüzde 95 civarında, çok yüksek. Arıtılmış suları Eber Gölü’ne veriyoruz. Akarçay bataklık, çöp deposu olacaktı, bunlardan kurtardık. Oradaki vatandaşlar çok memnun.”

 

 

Yaşamın başkanı olur mu?

Türkiye’nin dört bir yanından 40’a yakın yaşam savunucusu kuruluş referandumda neden ‘Hayır’ diyeceklerini açıkladı…

Yusuf Yavuz

İstanbul Maçka Parkı’nda bir araya gelen 40’a yakın dernek ve platform, Cumhurbaşkanlığı sisteminin oylanacağı referandumda neden hayır diyeceklerini kamuoyu ile paylaştı. Aralarında Adalar Savunması, Derelerin Kardeşliği Platformu, Halk Evleri Kent ve Doğa Meclisi, Haydarpaşa Dayanışması, Karadeniz İsyandadır Platformu ve Toplumcu Mühendisler Mimarlar Meclisi’nin de bulunduğu yaşamı savunan kuruluşlar, ortak bildiride “Referandumla başkanlık gelirse; tek bir kişi, tüm Türkiye’nin temsil edildiği koca meclisten üstün olacak, doğaya ve kente darbe getiren Madde 80 gibi yasalar çıkarabilecek, birçok denetim mekanizmasından muaf olacak. Doğaya, kentlere, yaşama başkan mı olur? Hayır!” ifadelerine yer verdi.

İstanbul Maçka Parkı’nda bir araya gelen doğa ve çevre örgütleriyle kentlerdeki yıkım politikalarına karşı mücadele yürüten platform ve gruplar ortak bir bildiri yayımlayarak referandumda neden hayır diyeceklerini açıkladılar.

“Yaşam savunucuları, asla yan yana gelemeyeceğimize inandırılmış kardeşlerimiz, doğa ve kent yıkımına, ekonomik çöküşe razı olmayan herkes duysun sesimizi” ifadelerine yer verilen bildiride, şöyle denildi:

‘YAŞAMA DAİR KARARLAR BİR KİŞİNİN HÜKMÜNE TERK EDİLEMEZ’

“Biz yaşamı savunuyoruz ve diyoruz ki, yaşama dair kararlar, o kişi kim olursa olsun, tek bir kişinin hükmüne ve yetkisine emanet edilemez. Güç düşkünlerinin zifiri karanlıklar yaratmasına imkan tanıyacak yetkilere, OHAL dayatmacılığının kalıcılaştırılmasına, memleketin tapusunun tek bir kişiye verilmesine ‘hayır’ diyoruz.

‘BAŞKANLIK GELİRSE 80. MADDE GİBİ YASALAR ÇIKABİLECEK’

Çünkü; referandumla başkanlık gelirse; tek bir kişi, tüm Türkiye’nin temsil edildiği koca meclisten üstün olacak, doğaya ve kente darbe getiren Madde 80 gibi yasalar çıkarabilecek, birçok denetim mekanizmasından muaf olacak.

TEK KİŞİ ‘KIYILAR BENİM’ DEDİĞİNDE DENİZ KAYBOLACAK

Hayır diyoruz. Çünkü; referandumla başkanlık gelirse, bu tek kişi, ‘Ormanı kes!’ dediğinde ciğerlerimiz sökülecek, ‘Kıyılar benim!’ dediğinde deniz kaybolacak, tarihi ve kültürel yapılar daha da hızla yok edilecek, rantın otelleri yükselecek, parklar kapanacak ve bu kişi istediği her yere nükleer santral yaptırabilecek.

‘İZİN VE RUHSAT KAVRAMLARI YOK OLACAK’

Hayır diyoruz. Çünkü; güçbela ayakta kalmaya çalışan hukuk tek kişinin aracı haline gelecek; yürütmeyi durdurma, ÇED süreçleri, izin ve ruhsat gibi kavramlar yok olacak. Mahkemeler bu tek kişinin istediği gibi kayırdığı şirketlerin yararına çalışacak. Başkanlığın keyfiliği altında şimdiden başlayan Varlık Fonu gibi araçlarla halkın emeği şirketlere ve bu şirketlerin projelerine aktarılacak.

‘YAŞAM İÇİN HAYIR DİYORUZ’

Biz yaşamı savunanlar, bu ağır koşullar karşısında, bir defa daha direnişin çağrısını, yaşamın şarkısını duyuyoruz. Hayır, bu şarkı, kediyi köpeği korkutarak, dozer gibi ağaç sökerek, gelmiyor. Konu komşu kolunda, çoluk çocuk bir arada, şenlikle geliyor. Her mahallenin, her ormanın derininden; her bir karacanın beneğinden, her bir karıncanın su içişinden, sinema gişelerinden, parkların banklarından, kentlerden ve tüm yaşam alanlarımızdan, Gezi’nin nefesiyle geliyor: Ortak hafızamızın, ortak geleceğimizin sesidir bu! Bu ses ormanı, köyü, suyu, kıyıyı, parkı, ağacı bir tek kişinin iki dudağı arasına bırakmayanların sesidir.

Biz, yaşamı savunanlar, bu sesle özgürlük ve mutluluk isteyen, doğa ve kentler yok olmasın diyen herkesi ‘hayır’demeye çağırıyoruz. Yaşam icin, hayır!”

Ortak bildiride imzası bulunan dernek, platform ve kuruluşlar ise şöyle:

Adalar Savunması, Arhavi Doğa Koruma Platformu, Artvin İnsiyatifi, Bakırtepe Çevre Platformu, Barış İçin Akademisyenler, Beşiktaş Kent Dayanışması, Beyoğlu Kent Savunması, Boğaziçi Dernekler Platformu, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Çevre Birimi, Derelerin Kardeşliği Platformu, Doğanın Çocukları, Don Kişot Bisiklet Kolektifi, Fatsa Ünye Doğa Koruma Platformu, Fındıklı Derelerin Kardeşliği Platformu, Halkevleri Kent ve Doğa Meclisi, Haydarpaşa Dayanışması, Haziran Ekoloji ve Kent Komisyonu, HDP Ekoloji Komisyonu, Ihlamur Parkı Dayanışması, İstanbul Kent Savunması, Kadıköy Kent Dayanışması, Karadeniz İsyandadır Platformu, Komşu Kapısı Derneği, Kuzey Ormanları Savunması, Maçka Parkı Hepimizin, Munzur Koruma Kurulu, Nükleer Karşıtı Platform, Peri Suyu Koruma Platformu, Politeknik, Rami Dayanışması, Roma Bostanı, Sarıyer Kent Dayanışması, Taksim Gezi Parkı Derneği, Toplumcu Mühendisler Mimarlar Meclisi, Validebağ Gönüllüleri, Validebağ Savunması, Yeşilırmak Platformu, Yeşil Sol Parti, Doğanın Hakları Var Platformu.

Tarihin üstüne enerji santralleri kurulacak!

Kültür ve Turizm Bakanlığı, sesiz sedasız binlerce arkeolojik sit alanında enerji üretiminin önünü açtı…

Yusuf Yavuz

Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu’nun aldığı kararla, I. ve II. derece arkeolojik sit alanlarında güneş enerjisi santralları kurulmasının önü açıldı. 18 Ocak’ta Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren ilke kararına göre, bilimsel kazı planlanmayan arkeolojik sit alanlarında bağlı olduğu koruma bölge kurulunun görüşü alındıktan sonra ilgili müze müdürlüklerinin denetiminde enerji santrali kurulabilecek. Daha önce bu alanların kullanımına ilişkin geçerli olan 658 Sayılı İlke Kararında I. ve II. derece arkeolojik sit alanları bilimsel kazılar dışında aynen korunacak alanlar olarak belirlenirken her hangi bir yapılaşma izni de verilmiyordu.

Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu, 29 Aralık 2016 tarihinde gerçekleşen toplantısında tartışmalı bir karara imza attı. Koruma Yüksek Kurulu’nun aldığı 662 nolu ilke kararına göre, I. ve II. derece arkeolojik sit alanlarında güneş enerjisi santralleri (RES) kurulabilmesinin önü açıldı.

KAZI YAPILMAYAN ARKEOLOJİK SİTLERDE SANTRAL KURULABİLECEK

18 Ocak 2017 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren ilke kararında gerekçe olarak ise yenilenebilir enerji kaynaklarının verimli kullanılması gösterilerek, “Güneş enerji santrallerinin höyük, tümülüs ve bakanlıkça düzenlenmiş ziyarete açık ören yerleri ile bilimsel kazı yapılan sitlerde kurulamayacağına, bunun dışındaki sit alanlarında ise Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın alanda bilimsel kazı planlanmadığına ilişkin görüşü alındıktan sonra koruma bölge kurulunun görüşüyle kurulabileceği” belirtildi.

selge antik kenti manavgat antalya.JPG

‘ZARAR VERMEDEN’ YAPILAŞMA VE ENERJİ NAKİL HATLARINA İZİN ÇIKTI

Güneş enerji santrallerinin, yüzeyde taşınmaz kültür varlığı bulunmayan sitlerde kurulabileceği bilgisine yer verilen Koruma Yüksek Kurulu kararında, “İhtiyaç duyulan dolgu uygulamalarının, güneş enerji panellerinin yerleştirilmesinin, her türlü kablolama işleminin, enerji nakil hatlarının ve yapılacak diğer uygulamaların kültür varlıklarına (kültür katmanlarına) zarar vermeden yapılabileceğine, tesis sahiplerince güneş enerji santrallerinin bulunduğu alandaki kültür varlıklarının korunmasının sağlanmasına” karar verildiği belirtildi.

‘SANTRALIN ÖMRÜ DOLUNCA SİT ESKİ HALİNE GETİRİLECEK’ DENİLİYOR

Güneş enerji santrallerine ilişkin uygulamaların ilgili müze müdürlüğü denetiminde gerçekleştirileceği kaydedilen kararda, “Güneş enerji santrallerinin faaliyeti süresince ilgili müze müdürlüğünce altı aylık periyotlar ile alanın incelenmesine, aykırı uygulamanın bulunması veya arkeolojik alana zarar verilmesinin tespit edilmesi durumunda aykırı uygulamanın durdurulmasına ve konunun değerlendirilmek üzere ilgili koruma bölge kuruluna iletilmesine, Güneş enerji santrallerinin süresini tamamlaması sonrasında tesis sahiplerince ilgili müze müdürlüğü denetiminde kaldırılmasına ve alanın eski haline getirildiğine dair teknik raporun hazırlanarak ilgili koruma bölge kurulu müdürlüğüne iletilmesine, Güneş enerji santrali yapılan arkeolojik sitlerde yapılacak her türlü uygulama öncesi ilgili koruma bölge kurulundan izin alınmasına karar verildi” ifadelerine yer verildi.

kyaenai antik kenti kaş antalya.JPG

KORUMA KURULLARINA AĞIR SORUMLULUK GELİYOR

Koruma Yüksek Kurulu ayrıca 1999 yılında alınan 658 sayılı ilke kararında yer verilen, kazı başkanlığı görüşlerinin geç iletilmesinden dolayı uygulamada sorunlara neden olduğu belirtilen 3. Maddeyi yeniden değerlendirerek, söz konusu maddenin ilgili bölümünü şu şekilde yeniden düzenledi: “Bu alanlarda, belediyesince veya valilikçe inşaat izni verilmeden önce, ilgili müze müdürlüğü uzmanları tarafından sondaj kazısı gerçekleştirilerek, sondaj sonuçlarına ilişkin raporun, kültür varlığının bulunması halinde varsa kazı başkanının görüşleriyle birlikte müze müdürlüğünce koruma kuruluna iletilip kurul kararı alındıktan sonra uygulamaya geçilebileceğine.”

silyon antik kenti serik antalya2.JPG

ÖNCEKİ KARAR YAPILAŞMA İZNİ VERMİYORDU

1999’da alınan ilke kararında, I. ve II. derece arkeolojik sit alanları bilimsel kazıların dışında aynen korunması gereken alanlar olarak belirlenmişti. Ayrıca bu alanlarda yapılaşma ve inşaat faaliyetine izin verilmiyordu.

13947 TANE ARKEOLOJİK SİT ALANINA SAHİBİZ

Dünyanın en fazla ören yerine sahip coğrafyalarının başında gelen Türkiye’de toplam 13947 arkeolojik sit alanı bulunuyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı verilerine göre Anadolu’nun zengin kültür mirasını korumayı amaçlayan arkeolojik sit alanlarının 9.380’i birinci, 639’u ikinci, 1.427’si de 3. derece olarak belirlenmiş. 1530 karma dereceye sahip arkeolojik sit alanı bulunurken ayrıca 971 tane de derecelendirme çalışması devam eden korunan alan bulunuyor. Söz konusu sit alanlarının çok büyük bir bölümnünde ise arkeolojik kazı yapılmıyor.

EN ÇOK GÜNEŞ ALAN İLLER EN FAZLA SİT ALANINA SAHİP

Türkiye’nin en fazla güneş alan Antalya, Muğla, İzmir, Adana, Mersin ve Konya gibi kentlerinin aynı zamanda en fazla arkeolojik sit alanına sahip olması ise alınan kararın kültür mirasına yönelik nasıl bir tehdit içerdiğini de gözler önüne seriyor.

MUĞLA, KONYA VE ANTALYA ÖNDE

Türkiye’de arkeolojik sit alanı sayısı bakımından en fazla korunan Alana sahip kenti olan Muğla’da 799, Konya’da 773, Antalya’da 727, Şanlıurfa’da 621, İzmir’de 548, Ankara’da 506, Mersin’de 496, Eskişehir’de 487, Afyonkarahisar’da 377, Kayseri’de 378, Hatay’da 362, Adana’da 340, Diyarbakır’da 285, Amasya’da 235, Isparta’da ise 209 arkeolojik sit alanı bulunuyor.

ENERJİ BAKANLIĞI KAPASİTEYİ ARTIRMAYI HEDEFLİYOR

2016 verilerine göre Türkiye’de lisanslı ve lisanssız olarak 861 güneş enerjisi santralı bulunuyor. Ancak Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı mevcut olan 660,2 MW olan kurulu güç kapasitesini 2023’e kadar yaklaşık 5 kat artırarak 3 bin MW’a çıkarmayı hedefliyor.

KAMUOYUNUN TEMİZ ENERJİYE VERDİĞİ DESTEK CEZALANDIRILIYOR

Kamuoyunda yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımına yönelik ortaya çıkan olumlu destek ve beklentilerin, korunan alanları üretim üssü olarak seçilmesiyle hayal kırıklığına yol açması kaçınılmaz görünüyor.

Fotoğraflar: Yusuf Yavuz (Henüz arkeolojik kazı yapılmayan arkeolojik sit alanlarından bazı örnekler)