Salda’ya bir yandan don, bir yandan kefen biçiliyor…

Salda’ya bir yandan don, bir yandan kefen biçiliyor…

Yusuf Yavuz

Salda Gölü’nü besleyen derelere gölet yapımı gündeme geldiğinde, Yeşilovalı yerel üreticilerle konuştuğumuzda, bir kısmı gölü yok edecek gölet projesini savunmuş, “Biz turizm filan istemiyoruz, göl kıyısında kaça kesim yapıyorlar” diyenler olmuştu. Şimdi hem kamu kurumlarının uygulamaları hem de gölü koruma refleksi göstermesi beklenen büyükçe bir kitlenin salt tüketmek üzerine kurgulanmış yaşamı, Yeşilovalı o köylülerin insanın içini acıtan düşüncesine onay üretmekten başka bir işe yaramıyor ne yazık ki.

Burdur’un Yeşilova ilçesinde bulunan Salda Gölü son yıllarda ülkenin dört bir yanından binlerce doğa tutkununu ağırladı…

Salda’ya ilk Türkiye’nin Maldivleri benzetmesini yapan haber, benim imzamı taşıyordu:

“Magnezyum yüklü bembeyaz kumsalıyla Maldivleri aratmayan Türkiye’nin en derin gölü Salda baraj tehdidiyle karşı karşıya. Burdur’un Yeşilova ilçesinde bulunan Salda Gölü’nü besleyen tek su kaynağı olan Düden Çayı’na DSİ tarafından sulama amaçlı gölet yapılmak isteniyor.” (Yusuf Yavuz-Odatv. 26 Temmuz 2015)

Ayrıntı için: ( http://odatv.com/turkiyenin-maldivleri-yol-olacak-2607151200.html)

Bu haberi yaparken, hem yerelde köylülerle konuşmuş, hem bilim insanlarının görüşlerini almış, ayrıca ilgili kurumlardan da bilgi almıştım…

Türkiye’nin en güzel doğa miraslarından biri olan Salda’nın sonunu getireceği endişesi taşınan gölet projeleriyle ilgili görüşleri yansıtmıştım…

Bu haberimiz oldukça ses getirmiş, konu TBMM’ne taşınmış, DSİ açıklama yapmış; biz de tüm bu süreci kamuoyu ile paylaşmıştık…

TÜRKİYE MALDİVLERİNİ KEŞFETTİ AMA KORUYAMADI

Aradan çok değil, sadece iki yıl geçti. Bu süre içinde ‘Türkiye’nin Maldivleri’ benzetmesinin yarattığı ilgi çığ gibi büyüdü. Kültür ve Turizm Bakanlığı başta olmak üzere, Orman ve Su İşleri Bakanlığı ve bir çok resmi kurum Türkiye’nin Maldivlerinin büyüleyici fotoğraflarını tanıtımlarda kullanmaya, bu güzelliğe övgüler düzmeye başladı.

Salda Gölü’nün turkuaz sularına ayaklarını sokup ‘selfie’ çektirmeyen deredeyse kalmadı…

Hatta geçtiğimiz günlerde gürültülü müzikleriyle bu sükunet denizinin kıyısında epeyce bir insanı rahatsız ederek festival düzenleyen bir grubun sayesinde Salda kıyıları ‘psychedelic’ müzikle bile tanışmış oldu.

Ancak ‘Maldivler’ benzetmesini yaparken kast ettiğimiz bu değildi. Çuvalla para ödeyip dünyanın öbür ucunda kumsallarıyla ünlü Maldivlere gidiyorsunuz, bakın, burada, bizim ülkemizde de Maldivleri aratmayacak değerlerimiz var. Bunlara sahip çıkalım, koruyalım ve başta Salda köyünden başlayarak bizim insanımız, ardından da tüm dünyanın insanları bu güzelliği yaşasın. Kirletmeden, yok etmeden, hırsa kapılmadan…

Ne yazık ki her şeyi tüketmeye odaklanmış bir zamanın içine düştük…

Bütün değerlerin sırrına ermeden, yüzeyindeki yansımayı tükettikçe, “Sıradaki gelsin” cümlesini milli marş gibi dilinden düşürmeyen bir kalabalığın tam ortasındayız…

SALDA GÖLÜ KAŞIKÇI ELMASI GİBİ KORUNMALI

Söylemeye dilim varmıyor ama Türkiye’nin Maldivleri iki yıl içinde boyası dökülmüş beton binaya döndü. Çevresindeki kuşatma bir yandan devlet eliyle bir yandan da o kuşatmaya siper olması gereken insanların eliyle giderek daralıyor. 184 metre derinliği bu kuşatmaya ne kadar dayanır bilemiyoruz ama bildiğimiz bir şey varsa Salda gibi oldukça hassas ekosistemlere sahip göllerin mücevher gibi, ‘Kaşıkçı elması’ gibi korunması gerektiği…

BİR GÖL İÇİN ÜÇ BAKANLIK ÜÇ FARKLI BEKLENTİ İÇİNDE

Bugünden Salda’ya bakınca, Kültür ve Turizm Bakanlığı Türkiye’nin tanıtımlarında kullanıyor. Orman ve Su İşleri Bakanlığı’na bağlı DSİ ise Salda Gölü’nü besleyen dereler üzerinde iki ayrı gölet yapıyor, aynı bakanlığa bağlı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü (DKMP) de ‘Tabiat Parkı’ olarak koruma altındaki gölü hem tanıtıyor hem de korumaya çalışıyor. Bu arada Salda Gölü’nün 1. derece doğal sit alanı statüsüyle aynı zamanda Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın da sorumluluk alanına girdiğini anımsatalım.

milli parklar salda.jpgsalda dsi.pngsalda kültür bakanlığı.png

‘GÖL KIYISINDA KAÇAK KESİM YAPILIYOR’ DİYENLER OLDU

Salda Gölü’nü besleyen derelere gölet yapımı gündeme geldiğinde, Yeşilovalı yerel üreticilerle konuştuğumuzda, bir kısmı gölü yok edecek gölet projesini savunmuş, “Biz turizm filan istemiyoruz, göl kıyısında kaçak kesim yapıyorlar” diyenler olmuştu. Şimdi hem kamu kurumlarının uygulamaları hem de gölü koruma refleksi göstermesi beklenen büyükçe bir kitlenin salt tüketmek üzerine kurgulanmış eylemleri, Yeşilovalı o köylülerin, insanın içini acıtan düşüncesine onay üretmekten başka bir işe yaramıyor ne yazık ki.

ANADOLU’NUN BİR NAZAR BONCUĞU DAHA KIRILIYOR

Türkiye’nin Maldivleri soluyor. Giderek rengini yitiriyor. Plansızlık, vurdumduymazlık ve salt ekonomik kalkınma masallarıyla Anadolu’nun bir nazar boncuğu daha üzerinde yaşayanların elleriyle kırılıyor.

Yaşama yönelik saldırılar karşısında savaşması gereken hatırı sayılır bir kalabalık, savaşacağı kurumun yerine geçip tüm cephelerin eş zamanlı çöküşüne neden olacak büyük bir atalet içinde…

Devlet bütün kafa karışıklığı ile Salda’ya bir yandan don, bir yandan kefen biçerken, halkımız da düğünle-cenaze arası gidip gelen ruh haliyle ve histerik bir şekilde bu yıkım tiyatrosunu seyrediyor…

Dinle Anadolu, yitip giden senin hikayendir…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Reklamlar

Balıkları öldüren suyu insanlara içirecekler!

Balıkları öldüren suyu insanlara içirecekler!

Yıllardır kirlilikle boğuşan ve toplu balık ölümleriyle gündeme gelen Karacaören Barajının suları, 300 milyon liralık projeyle Antalya’ya içme suyu olarak getiriliyor…

Yusuf Yavuz

Antalya’nın içme suyu ihtiyacını karşılamak için Karacaören Baraj gölünden kente su taşıyacak projenin inşası sürüyor. Ancak arıtma tesisleriyle birlikte yaklaşık 300 milyon liraya mal olacağı belirtilen projeye en başından beri karşı çıkan bilim insanları, kimyasal atıklar ve balık çiftliklerinin neden olduğu kirlilik yüzünden adeta ölüm suyuna dönüşen Karacaören’in sularının tarımda bile kullanılmaması gerektiği uyarısında bulunuyor. Türkiye Tabiatını Koruma Derneği (TTKD) Bilim Danışmanı Yard. Doç. Dr. Erol Kesici, yıllardır kirlilik kaynaklı balık ölümleriyle gündeme gelen Karacaören Barajının Antalya için içme suyu olarak kullanılmasının büyük bir hata olduğuna dikkat çekerek, yetkilileri bir kez daha uyardı: “Bırakın içme suyunu, tarımda bile kullanılmamalı.”

Isparta ve Burdur illerinin sınırlarında bulunan Karacaören Baraj Gölü, elektrik üretimi, taşkın koruma ve tarımsal sulama gibi amaçlarla 1990 yılında hizmete açıldı. Ancak, çevre il ve ilçelerden gelen su kaynaklarının taşıdığı atıklarla giderek kirlenen baraj gölünde daha sonra kültür balıkçılığına izin verildi. Birbiri ardına açılan onlarca balık çiftliğinde kullanılan vitamin ve antibiyotiklerle iyice kirlenen Karacaören Baraj gölünde son 10 yıldır toplu balık ölümleri meydana gelmeye başladı.

karacaören baraj gölü.JPG(Karacaören 2 Baraj Gölü, Antalya-Isparta Karayolu üzerinde yer alıyor…)

ÖLÜM SUYUNU GETİRMEK İÇİN 300 MİLYON LİRALIK PROJE

Kuruluşunda ‘içme suyu kaynağı’ amacını taşımayan ve çevresinde herhangi bir koruma önlemi alınmayan baraj gölünün kenarından geçen Antalya-Isparta Karayolu da ayrı bir kirletici kaynağı olmasına karşın Antalya Büyükşehir Belediyesi, kentin içme suyunu temin etmek için proje hazırladı. Antalya’ya 42 kilometre mesafeden kente içme suyu sağlamayı amaçlayan projenin maliyeti ise arıtma tesisleriyle birlikte 300 milyon lirayı buluyor.

3.jpgisale hattı inşaat1.jpg

BAKAN EROĞLU 2014’TE TEMELİNİ ATTI

En başından beri bilim insanları ve uzmanlar projenin yanlış olduğu konusunda yetkilileri uyaran görüşlerini dile getirdi. Ancak tüm bu uyarılara karşın DSİ tarafından yürütülecek olan  projenin temeli, 1 Mart 2014 tarihinde Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu tarafından atıldı.

2.jpg

İSALE HATTININ YÜZDE 25’İ TAMAMLANDI

Yaklaşık yüzde 25’i tamamlanan su isale hattıyla kente taşınması planlanan Karacaören suyunun, Antalya’nın 2045 yılına kadar su ihtiyacını karşılaması hedefleniyor. Ancak oldukça yüksek maliyetine karşılık, ölümcül derecede kirlilik taşıyan baraj gölünden su getirecek projenin hem halk sağlığı hem de kamu yararı açısından uygun olmadığı yönündeki eleştirilen projeden geri adım atılmasına yetmedi. Geçtiğimiz Ağustos ayında ise Isparta, Burdur ve Antalya’yı kapsayan alanda ‘Karacaören 1 ve 2 Baraj Gölleri ve Havzası İçin Belirlenen Özel Hükümler ‘ yürürlüğe kondu.

karacaören baraj gölüne çok sayıda su kaynağından kirlilik ulaşıyor.png        (Karacaören Baraj gölünü etkileyen ve kirlilik taşıyan su kaynakları)

KORUMA KARARLARI ÇIKTI AMA KİRLİLİK SÜRÜYOR

İçme suyu havzasını korumayı amaçlayan özel hükümler, Karacaören Baraj gölüne ve gölü besleyen su kaynaklarına her türlü atık boşaltılmasını, göl üzerinde kültür balıkçılığını ve çevrede madencilik faaliyetlerini yasaklayan yaptırımlarla dolu. Ancak Karacaören Barajı, özel hükümlerin yasaklama getirdiği hemen her türlü kirleticiyle halen karşı karşıya.

karacaören balık kafesleri en büyük krlilik kaynaklarından biri.JPG(Kontrolsüz kültür balıkçılığı, içme suyu olarak belirlenen baraj gölünün en önemli kirleticileri arasında sayılıyor…)

YARD. DOÇ. DR. KESİCİ: ‘GÖLE YILLARDIR KİMYASAL TAŞINIYOR’

Türkiye’nin gölleri ve su kaynakları üzerine yaklaşık 30 yıldır bilimsel çalışmalar yürüten Yard. Doç. Dr. Erol Kesici, Karacaören Barajı gölünün içme suyu olarak kullanılmasına karşı çıkarak, “Isparta’daki mermer ve deri işleme tesislerinde kullanılan kimyasallar, Isparta Çayı ve Aksu nehri vasıtasıyla yıllardır göle taşınıyor. Atık kanalına dönüşen Sav Deresinin adeta köpüren suları baraj gölüne karışıyor. Arıtma hiç yok ya da yetersiz. ‘Antalya baraj gölünü içme suyu olarak kullanırsa’ o zaman arıtma kurulur beklentisi ise şaşırtıcı ve ürkütücüdür” diye konuştu.

Yard. Doç. Dr. Erol Kesici.jpg(TTKD Bilim Danışmanı Yard. Doç. Dr. Erol Kesici: Bu suyu bırakın içmeyi, tarımda bile kullanamazsınız…)

‘BIRAKIN İÇME SUYUNU TARIMDA BİLE KULLANILMAMALI’

Türkiye Tabiatını Koruma Derneği (TTKD) Bilim Danışmanlığını da yürüten Yard. Doç. Dr. Erol Kesici, Karacaören Barajı gölünün zamanla bir atık alanı olarak kullanıldığına dikkat çekerek, şunları dile getirdi: “Yöredeki tarımı güçlendirmesi istenilmiş fakat gelişen tarımın salma su ve aşırı-gübreleme yöntemleriyle baraj gölü tarımsal kirlilikten ciddi oranda etkilenmiştir. Gölde küçük ölçekli balıkçılık amaçlanmış ve İsrail sazanı ile yapılan balıklandırma göldeki biyolojik dengeleri olumsuzlaştırmıştır. Birçok bilim insanı ve kuruluşların karşı çıkmasına rağmen ‘kafes balıkçılığına’ izin verilmesi, gölün bu günlere kötü bir şekilde gelişinin nedenidir. Bir iki üç derken bugün kafeslerin sayısı yüzleri geçmiştir. Kafes balıkçılığında kullanılan yemlerin kalitesi, kullanılan kimyasallar (antibiyotikler vb) ve kafesdeki (padok) ağlarında meydana gelen fuling (sakallanma-alg bulaşması- artışı) ağların temizlenmesinde çamaşır suyu vb. çok tehlikeli kimyasalların kullanıldığının belirtilmesi; binilen dalın kesilmesinin yanı sıra, gölün bırakın içme suyu olarak kullanımını, tarım için bile kullanımını imkansızlaştırmaktadır. Gölün bu ciddi sorunları nedeniyle 2050’yi görmesi kesinlikle mümkün değildir.”

ısparta çayı karacaören baraj gölüne kirlilik taşıyor.JPG   (Isparta Çayı, deri ve mermer sanayisinin atıklarını Karacaören’e taşıyor)

’11 BİN YAVRU BALIK ÖLDÜ, YAKILARAK TOPRAĞA GÖMÜLDÜ’

Karacaören Baraj gölündeki balık ölümlerine de değinen Yard. Doç. Dr. Erol Kesici, Kasım 2006’da gölde ihbarı zorunlu viral hastalıklardan biri olan ‘İPN’ (infeksiyöz pankkreatik nekrojü) tespit edilmesi üzerine karantina uygulandığını belirterek, “barajın karantinaya alınması nedeniyle hastalığın yayılmaması için ölen 11 bin yavru balık yakıldıktan sonra toprağa gömüldü. Geçtiğimiz yıllarda da binlerce İsrail sazanı gölün Elsazı bölgesinde öldü. Bu tür ölümler, göl suyunun aşırı oranda kirlenmesinin en önemli göstergesidir. Balık ölümlerine, ‘bu baraj gölünün nimetlerinden 300-400 kişi geçimini sağlıyor’ acındırmasıyla bakılması çok yanlıştır. Bu kadar basit olmamalı. Barajın suyu ile üretilen tarım ürünlerinin ne kadar insanı etkileyeceği düşünülmüyor. Yörede üretilen ürünler pazarlarda ‘organik’ diyerek satılıyor ve rağbet görüyor. Yöre köylüleri, ‘bugün balıklar ölüyor, yarın çocuklarımız ölecek’ sözleriyle durumu özetliyorlar” diye konuştu.

kovada kanalı.JPGkovada gölü kirlilikle boğuşuyor.JPG(Karacaören’in etkileme alanında bulunan Kovada Kanalı ve Kovada Gölü, tarımsal kirlilik yüzünden can çekişiyor. Üstte.)

‘KARACAÖREN’İN SUYU ÇÜRÜDÜ, KESİNLİKLE KULLANILMAMALI’

Ekonomik gelişme uğruna Karacaören Baraj gölüyle ilgili hatalar zincirine her geçen yıl bir yenisinin eklendiğini dile getiren Kesici, “Sonuç: Göl bunlara 10-15 yıl dayanabildi. Önce kirlendi, şimdiyse adeta çürüdü. Gölün dip kesimindeki çamurda kimyasal madde birikimi ve mavi-yeşil alg miktarı artmış durumda. Bunlar yıllardır gölün bilinen gerçekleridir. Ancak hala dereler kimyasal atıklar taşıyor, gölde hala çok sayıda balık kafesi var, göl havzasında hala ilkel yöntemlerle tarım ilacı ve gübreleme yapılıyor. Bu bakış açısı ve kullanımla 2050 yılına ulaşması mümkün olmayan Karacaören Barajı gölünden Antalya ve çevresi için içme suyu alınması ve bu suyun kullanılması hem sağlık açısından hem de arıtması çok pahalıya mal olacağı için ekonomik açıdan doğru değildir. Kesinlikle bu su kullanılmamalı” görüşünü dile getirdi.

 

 

 

Alakır’da iki HES’in lisansı iptal edildi!

Alakır’da iki HES’in lisansı iptal edildi!

Çalık, Zorlu, Sanko ve Varyap gibi dev enerji şirketlerine EPDK’dan şok lisans iptalleri…

Yusuf Yavuz

Antalya’nın Kumluca ilçesinde bulunan Alakır Vadisi’nde yaklaşık 10 yıldır süren HES kıskacında yeni gelişme. Dördü tamamlanarak üretime geçen toplam 8 HES projesinin bulunduğu Alakır’da iki HES’in üretim lisansı iptal edildi. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPD), ADO firmasına ait Alakır 1 ve Alakır 2 HES projelerinin lisansını iptal etti. Ayrıca ülke genelinde toplam 40 enerji üretim lisansını da iptal eden EPDK kararı, 15 Eylül’de Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Yıllardır yaşam savunucularının HES’lere karşı yürüttüğü hukuksal ve eylemsel mücadele ile gündeme gelen Alakır Vadisi, bir yandan HES inşaatlarıyla tahrip edilirken bir yandan da yapılan bilimsel çalışmalarla keşfedilen bitki ve hayvan türleriyle de adından söz ettirmişti.

Akdeniz’den Beydağlarına doğru uzanan Alakır Vadisi, biyolojik zenginliği ve görkemli ormanlarıyla Antalya’nın en özel doğa alanlarından biri. Ancak Alakır Vadisi’nin başı son 10 yıldır HES projeleriyle dertte. Vadide 1970’li yıllarda hizmete alınan Alakır Barajı’nın yanında 8 ayrı HES inşa edilmesi için izin verildi. Ancak üretim kapasitesi 10 MW’nin altında olan HES projelerinin üreteceği enerjinin çok düşük olmasına karşın, doğaya vereceği tahribatın büyüklüğü eleştiri konusu oldu.

alakır vadisi hes projeleri yüzünden büyük tahribatlara maruz kaldı.jpg

ALAKIR’DA DÖRT HES’İN İNŞASI TAMAMLANDI

Büyük bir kısmı doğal sit alanı ilan edilen ancak yargı kararına rağmen yıllardır bir türlü uygulanmayan koruma şemsiyesi, Alakır Vadisini tahribata açtı. Nehrin kaynağından denize kadar birbiri ardına projelendirilen HES’lerle borulara hapsedilen Alakır’da yürütülen hukuk mücadelesine karşın 4 projenin inşası tamamlandı.

DSCF8845.JPG

AYNI FİRMAYA 6 ÜRETİM LİSANSI VERİLDİ

ADO Grup bünyesindeki ADO Enerji şirketi tarafında, ‘Alakır 1’ ve ‘Alakır 2’ adıyla projelendirilen ve toplam kurulu güçleri yaklaşık 8 MW olan iki ayrı HES’in üretim lisansı iptal edildi. 2009 yılından bu yana hayata geçirilmeye çalışılan iki projeyle ilgili hem ÇED süreci hem de yargı süreci yıllarca sürdü. Alakır Vadisi’nde ADO şirketine ait toplam 6 HES projesi bulunuyordu. Bunlardan dördü tamamlanarak üretime açıldı.

alakır-vadisi kaynağından denize kadar HES borusuna alınıyor.jpg

HES YIKIMI SÜRERKEN ENDEMİK BİTKİ VE CANLI TÜRLERİ KEŞFEDİLDİ

Biyolojik zenginliğiyle bilinen Alakır Vadisi’nde bir yandan HES inşaatlarının yarattığı tahribat sürerken diğer yandan sürdürülen bilimsel araştırmalarda yeni türler keşfedildi. 2014 yılında vadide yürütülen bilimsel çalışmada, suları demir borulara hapsedilen Alakır Nehrinde endemik bir balık türü keşfedildi. ‘Alakır Alası’ adı verilen tür, 2014 yılında dünyada keşfedilen en etkileyici 20 canlı türünden biri olarak kayıtlara geçti. 2017 yılında ise biyologların yürüttüğü çalışma sonucunda Alakır Vadisi’nde endemik bir gelincik türü keşfedildi. ‘Alakır Gelinciği’ adı verilen tür, bilim çevrelerinde heyecanla karşılandı.

alakır vadisi.jpg

LİSANSI SONLANDIRILANLAR ARASINDA ÇALIK, ZORLU, SANKO DA VAR

Alakır Vadisinin yıllardır HES projeleriyle büyük bir tahribat yaşamasının ardından EPDK, Alakır 1 ve Alakır 2 HES projelerinin üretim lisanslarını sonlandırdı. Alakır’la birlikte EPDK tarafından üretim lisansı sonlandırılan diğer enerji projeleri arasında, Çalık, Zorlu, Sanko ve Varyap gibi ünlü firmaların yatırımları da bulunuyor.

ado hes iptal.png

EPDK tarafından lisansı sonlandırılan enerji projeleri şöyle:

-Farcan Enerji Üretim A.Ş. Üretim Lisansı Eser Doğalgaz Kombine Çevrim Santralı 15/8/2012 tarihli ve EÜ/3970/2405 numaralı 03/08/2017 tarihli ve 7216-8 sayılı Kurul Kararı ile sona erdirilmiştir.

-Kırklareligaz Enerji Üretim Sanayi ve Ticaret A.Ş. Üretim Lisansı Sedko Doğalgaz Kombine Çevrim Santrali 02/08/2012 tarihli ve EÜ/3954-7/2396 numaralı 03/08/2017 tarihli ve 7217-1 sayılı Kurul Kararı ile sona erdirilmiştir.

-Köprübaşı Petrol Ürünleri Elektrik Üretim Taş. ve İnş. A.Ş. Üretim Lisansı Yayla I-II HES 02/06/2011 tarihli ve EÜ/3247-8/1967 numaralı 03/08/2017 tarihli ve 7217-24 sayılı Kurul Kararı ile sona erdirilmiştir.

-Eylül Elektromekanik Enerji San. ve Tic. Ltd. Şti. Üretim Lisansı Mert HES 19/03/2009 tarihli ve EÜ/2021-15/1441 numaralı 03/08/2017 tarihli ve 7217-25 sayılı Kurul Kararı ile sona erdirilmiştir.

-Bozyazı Enerji Üretim ve İnş A.Ş. Üretim Lisansı Bozyazı Reg ve HES 02/06/2011 tarihli ve EÜ/3247-9/1968 numaralı 03/08/2017 tarihli ve 7217-26 sayılı Kurul Kararı ile sona erdirilmiştir. Hilal Enerji Üretim San. ve Tic. A.Ş. Üretim Lisansı Arı Reg ve HES 16/12/2008 tarihli ve EÜ/1884-12/1348 numaralı 03/08/2017 tarihli ve 7217-27 sayılı Kurul Kararı ile sona erdirilmiştir.

-Sanko Rüzgar Enerjisi San. ve Tic. A.Ş. Üretim Lisansı Selin-1 HES 27/08/2007 tarihli ve EÜ/1292-3/927 numaralı 03/08/2017 tarihli ve 7217-28 sayılı Kurul Kararı ile sona erdirilmiştir.

-Sanko Rüzgar Enerjisi San. ve Tic. A.Ş. Üretim Lisansı Selin-2 HES 27/08/2007 tarihli ve EÜ/1292-4/928 numaralı 03/08/2017 tarihli ve 7217-29 sayılı Kurul Kararı ile sona erdirilmiştir.

-Enersu Enerji Elektrik Üretim Pet. Mad. İnş. San. Tic. Ltd. Şti. Üretim Lisansı Hisar Reg ve HES 23/02/2012 tarihli ve EÜ/3703-19/2258 numaralı 03/08/2017 tarihli ve 7217-30 sayılı Kurul Kararı ile sona erdirilmiştir.

-Zeki Enerji Elektrik Üretim Dağıtım Pazarlama Sanayi ve Ticaret A.Ş. Üretim Lisansı Çatak Reg ve HES 26/03/2009 tarihli ve EÜ/2031-6/1443 numaralı 03/08/2017 tarihli ve 7217-31 sayılı Kurul Kararı ile sona erdirilmiştir.

-ADO Madencilik Elektrik Üretim San. ve Tic. A.Ş. Üretim Lisansı Alakır-1 HES 03/03/2011 tarihli ve EÜ/3103-3/1854 numaralı 03/08/2017 tarihli ve 7217-32 sayılı Kurul Kararı ile sona erdirilmiştir.

-ADO Madencilik Elektrik Üretim San. ve Tic. A.Ş. Üretim Lisansı Alakır-2 HES 03/03/2011 tarihli ve EÜ/3103-4/1855 numaralı 03/08/2017 tarihli ve 7217-33 sayılı Kurul Kararı ile sona erdirilmiştir.

-As Enerji Üretim A.Ş. Üretim Lisansı Deliçay Reg ve HES 04/08/2011 tarihli ve EÜ/3344-5/2029 numaralı 03/08/2017 tarihli ve 7217-34 sayılı Kurul Kararı ile sona erdirilmiştir.

-Tat Enerji San. ve Tic. A.Ş. Üretim Lisansı Bahar Reg ve HES 08/11/2012 tarihli ve EÜ/4108-11/2465 numaralı 03/08/2017 tarihli ve 7217-35 sayılı Kurul Kararı ile sona erdirilmiştir.

-Durusu Enerji Üretim A.Ş. Üretim Lisansı Duru Reg ve HES 19/01/2011 tarihli ve EÜ/3034-5/1788 numaralı 03/08/2017 tarihli ve 7217-36 sayılı Kurul Kararı ile sona erdirilmiştir.

-Erpa Elektrik Üretim A.Ş. Üretim Lisansı Gezge I-II Reg ve HES 02/10/2014 tarihli ve EÜ/5247-1/3147 numaralı 03/08/2017 tarihli ve 7217-37 sayılı Kurul Kararı ile sona erdirilmiştir.

-Kuzeykaya Elektrik Üretim Ltd. Şti. Üretim Lisansı Güneykaya Reg ve HES 17/06/2009 tarihli ve EÜ/2132-3/1496 numaralı 03/08/2017 tarihli ve 7217-38 sayılı Kurul Kararı ile sona erdirilmiştir. Aksur Enerji Üretim ve Tic. A.Ş. Üretim Lisansı Bedirdüzü-1 HES 21/02/2013 tarihli ve EÜ/4283-1/02539 numaralı 03/08/2017 tarihli ve 7217-39 sayılı Kurul Kararı ile sona erdirilmiştir.

-Akfer Enerji Üretim ve Tic A.Ş. Üretim Lisansı Bedirdüzü-2 HES 27/02/2013 tarihli ve EÜ/4291-4/2538 numaralı 03/08/2017 tarihli ve 7217-40 sayılı Kurul Kararı ile sona erdirilmiştir.

-Şah Enerji Üretim Ltd. Şti. Üretim Lisansı Pehlivan Reg ve HES 12/09/2012 tarihli ve EÜ/4016-1/2422 numaralı 03/08/2017 tarihli ve 7217-41 sayılı Kurul Kararı ile sona erdirilmiştir.

-Debit Elektrik Üretim Ltd. Şti. Üretim Lisansı Bora (Memi Usta) Reg ve HES 09/02/2011 tarihli ve EÜ/3071-4/1818 numaralı 03/08/2017 tarihli ve 7217-42 sayılı Kurul Kararı ile sona erdirilmiştir.

-KRC HES Enerji Üretim ve Tic. A.Ş. Üretim Lisansı Yön HES 19/08/2010 tarihli ve EÜ/2709-10/1678 numaralı 03/08/2017 tarihli ve 7217-43 sayılı Kurul Kararı ile sona erdirilmiştir.

-İkisu Enerji Üretim ve Tic. A.Ş. Üretim Lisansı İkisu Barajı ve HES 28/11/2013 tarihli ve EÜ/4729-2/02632 numaralı 03/08/2017 tarihli ve 7217-44 sayılı Kurul Kararı ile sona erdirilmiştir.

-Seren Enerji San. ve Tic. A.Ş. Üretim Lisansı Kaplan Reg ve HES 18/04/2012 tarihli ve EÜ/3782-3/2317 numaralı 03/08/2017 tarihli ve 7217-45 sayılı Kurul Kararı ile sona erdirilmiştir.

-Ahmesel Elektrik Üretim Ltd. Şti. Üretim Lisansı Kirazdere HES 14/04/2011 tarihli ve EÜ/3169-5/1908 numaralı 03/08/2017 tarihli ve 7217-46 sayılı Kurul Kararı ile sona erdirilmiştir.

-Ocak Grup Elektrik Üretim A.Ş. Üretim Lisansı Ocak HES 15/03/2012 tarihli ve EÜ/3734-11/2282 numaralı 03/08/2017 tarihli ve 7217-47 sayılı Kurul Kararı ile sona erdirilmiştir.

Ergöz Elektrik Üretim İnşaat San. ve Tic. A.Ş. Üretim Lisansı Tortum Reg ve HES 27/03/2013 tarihli ve EÜ/4325-21/02595 numaralı 03/08/2017 tarihli ve 7217-48 sayılı Kurul Kararı ile sona erdirilmiştir.

-Kavraz Enerji Elektrik Üretim Tic. Ltd. Şti. Üretim Lisansı Muzaffer HES 08/03/2012 tarihli ve EÜ/ 3721-10/2274 numaralı 03/08/2017 tarihli ve 7217-49 sayılı Kurul Kararı ile sona erdirilmiştir.

-Okyanus Enerji Üretim Ltd. Şti. Üretim Lisansı Sarıçoban Reg ve HES 14/06/2012 tarihli ve EÜ/3876-1/2350 numaralı 03/08/2017 tarihli ve 7217-50 sayılı Kurul Kararı ile sona erdirilmiştir.

-Beşpınar Elektrik Üretim A.Ş. Üretim Lisansı Beşpınar Reg ve HES 23/02/2017 tarihli ve EÜ/6932-9/03645 numaralı 03/08/2017 tarihli ve 7217-51 sayılı Kurul Kararı ile sona erdirilmiştir.

-İdol Elektrik Üretim A.Ş. Üretim Lisansı Acısu Reg ve HES 12/05/2011 tarihli ve EÜ/3210-8/1945 numaralı 03/08/2017 tarihli ve 7217-52 sayılı Kurul Kararı ile sona erdirilmiştir.

-Çalık Enerji Elektrik Üretim ve Madencilik A.Ş. Üretim Lisansı Kızkayası HES 11/03/2009 tarihli ve EÜ/2012-7/1428 numaralı 03/08/2017 tarihli ve 7217-53 sayılı Kurul Kararı ile sona erdirilmiştir.

-Bist Enerji Üretim A.Ş. Üretim Lisansı Ak HES 07/03/2013 tarihli ve EÜ/4301-2/02565 numaralı 03/08/2017 tarihli ve 7217-54 sayılı Kurul Kararı ile sona erdirilmiştir.

-Bingöl Elektrik Enerji Üretimi Ltd. Şti. Üretim Lisansı Bingöl II Reg. ve HES 06/07/2011 tarihli ve EÜ/3317-2/2003 numaralı 03/08/2017 tarihli ve 7217-63 sayılı Kurul Kararı ile sona erdirilmiştir.

-Zorlu Hidroelektrik Enerji Üretim A.Ş. Üretim Lisansı Sami Soydam-Sandalcık Barajı ve HES 07/06/2012 tarihli ve EÜ/3870-3/2348 numaralı 10/08/2017 tarihli ve 7229-2 sayılı Kurul Kararı ile sona erdirilmiştir.

-Gürleyen Enerji Üretim Paz. A.Ş. Üretim Lisansı Alatay Reg. ve HES 19/09/2011 tarihli ve EÜ/3424-1/2067 numaralı 10/08/2017 tarihli ve 7229-3 sayılı Kurul Kararı ile sona erdirilmiştir.

-Kalkavan Enerji Elektrik Üretim Ltd. Şti. Üretim Lisansı Akça Reg. ve HES 30.10.2008 tarihli ve EÜ/1820-8/1286 numaralı 10/08/2017 tarihli ve 7229-4 sayılı Kurul Kararı ile sona erdirilmiştir.

-ÇE-SA Elektrik Üretim Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. Üretim Lisansı Sülek HES 17/01/2013 tarihli ve EÜ/4239-4/2531 numaralı 10/08/2017 tarihli ve 7229-5 sayılı Kurul Kararı ile sona erdirilmiştir.

-Varyap Varlıbaşlar Yapı Sanayi Turizm Yatırımları Ticaret ve Elektrik Anonim Şirketi Üretim Lisansı Yağcılar RES 18/07/2012 tarihli ve EÜ/3925-7/2385 numaralı 10/08/2017 tarihli ve 7229-8 sayılı Kurul Kararı ile sona erdirilmiştir.

GRC Yenilenebilir Enerji Üretimi Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi Üretim Lisansı Çataltepe RES 28/12/2011 tarihli ve EÜ/3597-5/2200 numaralı 10/08/2017 tarihli ve 7229-9 sayılı Kurul Kararı ile sona erdirilmiştir.

 

Anıtı tahrip edilen Opramoas yoksulların koruyucusuydu

Anıtı tahrip edilen Opramoas yoksulların koruyucusuydu

Antalya Kumluca’daki restorasyon skandalını düzeltme işini, skandala neden olan firmaya verdiler…

Yusuf Yavuz

Antalya Kumluca’da restorasyon kurbanı olan tarihi anıtın sahibi ünlü hayırsever Opramoas’ın, M.S. II. yüzyılda Likya yerle bir eden depremlerde yıkılan 31 kentin yeniden ayağa kaldırılmasına yardım ettiği ortaya çıktı. Arkeolog-Yazar Nezih Başgelen, Opramoas’ın ayrıca Likya’da 16 yaşına gelmiş bütün çocukların eğitim ve beslenmeleriyle ilgilendiğini belirterek, kurduğu vakıf sayesinde de yoksulları beslediğini, genç kızlara çeyizlik, yaşlılara ise kefen parası verdiğini dile getirerek, “Son dönemde çıkan haberlerden, her şeyi yazarak tarihe bir sorumluluk anıtı olarak bıraktığı eserin restorasyonunu bile layıkıyla beceremediğimiz anlaşılıyor” diye konuştu.

restorasyon skandalını örtme işleminden sonra tiyatro ve anıt.JPG

ANITI TAHRİP EDİLEN OPRAMOAS YOKSULLARIN KORUYUCUSU ÇIKTI

Antalya’nın Kumluca ilçesinde bulunan Rhodiapolis antik kentindeki restorasyon skandalıyla ilgili tartışmalar sürüyor. Antik kentin simgesi niteliğinde olan ünlü Opramoas anıtının restorasyon skandalına kurban gitmesinin ardından bir açıklama yapan Arkeolji ve Sanat Yayınları ile Arkeoloji ve Sanat Dergisi Genel Yayın Yönetmeni arkeolog-yazar Nezih Başgelen, “sıradışı bir hayırsever olan Opramoas, İ. S. 114-152/153 yılları arasında bütün Likya kentlerine inanılmaz ölçülerde yardımlarda bulunmuştur. Özellikle İ. S. 142-143 yıllarındaki Likya’yı yerle bir eden deprem felaketi sonrasında tüm Likya’da Opramoas’ın yardıma koştuğu kent sayısı 31’i bulmaktadır. Likyalı yurttaşlarının 16 yaşına gelmiş bütün çocuklarına eğitim ve beslenmeleri ile ilgilenmiş. 17 yaşından sonrası için de gelirinden kente yıllık faiziyle birlikte mal-mülk ve gümüş bırakıp bir vakıf kurarak yoksulları beslemiş, genç kızlar için çeyizlik para, yaşlılar için kefen parası vermiştir. Son dönemde çıkan haberlerden her şeyi yazarak tarihe bir sorumluluk anıtı olarak bıraktığı eserin restorasyonunu bile layıkıyla beceremediğimiz anlaşılıyor” diye konuştu.

nezih başgelen.jpg(Arkeoloji ve Sanat Yayınları/Arkeoloji ve Sanat Dergisi Gn. Yay. Yön. Arkeolog-Yazar Nezih Başgelen…)

‘ANTİK DÖNEMDE YÖNETİCİLER MAAŞ ALMADAN KENDİ KESESİNDEN HAYIR YAPIYORDU’

Opramoas anıtının restorasyon skandalına kurban edilmesinin ardından bir açıklama yapan Arkeolog-Yazar Nezih Başgelen, “Antik dönemde özellikle kent yönetimlerinde, bugünkü anlamda kamu hizmetleri tarzında bazı önemli memuriyetleri kentlerin eşraf tabakasına mensup zengin kişilerin onursal olarak yerine getirmesi özendirilmişti. Kentin ileri gelen zengin ailelerinin temsilcileri yerine getirmek istediği bu kamusal görevin gerektirdiği bütün masraflarını kendi kesesinden karşılamak zorundaydı. Bu görev büyük bir onur olarak sayıldığı için maaş da alınmazdı. Karşılığında ise kent meclisi olarak bir takım yüksek onur payeleri verilirdi. Antik dönemde bu türden onursal görev ve memuriyetlere ‘Leiturgia’ adı verilirdi. Antik dönemde toplumlarına bu yolla hizmet eden kişilere ‘Euergetes’ (velinimet-hayırsever) unvanı verilir, yaptıkları bu tarz işler ise ‘Euergesia’ (hayır-hasenat işleri) sayılırdı” bilgisini verdi.

LİKYA.jpg

‘OPRAMOAS ADINI TARİHE ALTIN HARFLERLE YAZDIRDI’

Rhodiapolisli Opramoas’ın atalarının da Likya Birliği’nde ‘Lykiarkhia’ olarak anılan başkanlık ve ‘Strategia’ olarak anılan ordu komutanlığının yanı sıra ‘Hipparkhia’ olarak anılan süvari birliği başkanlığı gibi o dönemde çok önemli ve statü olarak çok yüksek makamlarda hizmet etmiş bir aile geleneğinden geldiği bilgisini veren Başgelen, “Likya’da yaptığı hayırlarla yaşadığımız coğrafyanın tarihine adını altın harflerle yazdırmış bir ‘Euergetes’tir” diye konuştu.

LİKYA2.jpg

OPRAMOAS ANITINDA NE OLMUŞTU?

Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 2010 yılında Kumluca Belediyesine devredilen Rhodiapolis ören yerinde, 2015 yılında restorasyon çalışmalarına başlandı. Kumluca Belediyesi tarafından yapılan restorasyon ihalesi, 1 milyon 450 bin lira bedelle Bitlis-Tatvan merkezli Er-Bil İnşaat A.Ş. adında bir inşaat firmasına verildi. Ancak Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca hazırlanan proje kapsamında tiyatro ve Opramoas anıtının restorasyonuna başlayan firma, yazıtlarıyla ünlü anıtı yanlış restore etti. Bu hata ortaya çıkınca ise çalışmalar durduruldu. Kültür ve Turizm Bakanlığı, anıttaki restorasyon hatasının düzeltilmesi için uzmanlardan bir rapor hazırlamasını talep etti. Bunun üzerine Prof. Dr. Bülent İplikçioğlu’nun hazırladığı kapsamlı raporda, Opramoas anıtının 38 yazıtının yanlış yerleştirildiği, iki yazıtın kaybolduğu, bir yazıtın ise parçalandığı ortaya çıktı. Raporda ayrıca tarihi anıtın orijinal sütunları yerde dururken, restorasyonda yeni sütunlar kullanıldığı belirtilerek, anıtın yıkılarak yeniden restore edilmesi önerildi.

RESTORASYON SIRASINDA ANIT.jpg

bilimsel rapora göre yanlış restore edilen anıtın sökülmesi gerekiyor.JPGRESTORASYON SKANDALINI GİZLEMEK İÇİN YAPILAN KAPLAMA.JPG

SKANDALIN DÜZELTİLMESİ İŞİ DE AYNI FİRMAYA VERİLDİ

Ancak anıttaki restorasyon hatalarının düzeltilmesi işine bir türlü başlanamadı. Geçtiğimiz Şubat ayında ise restorasyon skandalına bir yenisi daha eklenerek, yarım kalan işlerin tamamlanmasıyla ilgili ihale, 490 bin lira karşılığında hatalı restorasyon yapan firmaya verildi. Uzmanların denetiminde yapılması gereken düzeltme işlemine ise halen başlanmadı. Bunun yerine restorasyon skandalının gündeme gelmesiyle birlikte tepkilerin odağında olan tarihi anıtın üzeri karton, plastik ve branda ile örtülerek bu çirkinliğin gizlenmesi yoluna gidildi. Restorasyonu becerilemeyen tarihi Opramoas anıtının üzerine kapatılan brandaya ise anıtın temsili resmi kaplandı. Edindiğimiz bilgilere göre, Antalya merkezli bir reklam ajansına yaptırılan kapatma işlemi için de bir hayli yüksek ücret ödendi. Restorasyon sırasında ve sonrasında üzeri hiçbir şekilde kapatılmayan anıt, restorasyon skandalının gündeme gelmesinin ardından bu ayıbın görülmemesi için kapatıldı.

RESTORASYON HATASINI DÜZELTME İŞİ HATAYA NEDNE OLAN FİRMAYA VERİLDİ.jpg

RÖLÖVE VE ANITLAR MÜDÜRÜ: ‘İYİ NİYETLE SAHİP ÇIKIYORUZ’

Bütün bu tartışmaların ardından bir açıklama yapan Antalya Rölöve ve Anıtlar Müdürü Cemil Karabayram ise, restorasyon hatalarına hiç değinmezken anıtın üzerinin güneş, rüzgar ve yağmurdan korumak için örtüldüğü görüşünü savundu. Karabayram, ‘taş’ olarak nitelendirdiği Opramoas anıtını oluşturan yazıtların 1980-1990’lı yıllara kadar iklimsel koşullara terk edildiğini belirterek, “Şimdi biz iyi niyetle orada iklimsel koşullar ve güneş ışınlarını sert alan tepede çalışma yaptık. Biz ona sahip çıkıyoruz” dedi.

rhodiapolis antik kenti.jpg

RESTORASYON SKANDALLARININ ARKASI KESİLMİYOR

Son yıllarda Türkiye’nin dört bir yanından gelen restorasyon skandalı haberleri gözleri kültür mirasına ve tarihi yapılara çevirdi. Milyonlarca lira kaynak ayrılarak yapılan restorasyonlardaki hataların en büyük nedeninin, konunun uzmanı olmayan deneyimsiz firmalara verilen ihalelerden kaynaklandığı belirtiliyor. Restorasyonlarda uzman ekibin çalıştırılmadığı iddiaları da son dönemde oldukça gündemde. Ancak bu konudaki en büyük açmaz, Türkiye’nin de imza koyduğu uluslararası sözleşmelere uyulmaması.

19 yüzyılda Opramıas anıtıyla ilgili yapılan bir çizim.jpg   (Anıtın, 19. yüzyılda bölgeyi ziyaret eden Felix von Luschan tarafından yapılan çizimi…)

‘VENEDİK TÜZÜĞÜNÜN BİRÇOK MADDESİ TÜRKİYE’DE UYGULANMIYOR’

Kültür mirasının korunması ve restorasyonuyla ilgili 1964 yılında imzalanan uluslararası bir sözleşme olan Venedik Tüzüğü’nün birçok maddesinin Türkiye’de uygulanmadığı görüşünü savunan Arkeolog-Yazar Nezih Başgelen, söz konusu maddeleri içeriğini şöyle sıraladı:

Madde 9- Onarım uzmanlık gerektiren bir iştir. Amacı, anıtın estetik ve tarihi değerini korumak ve ortaya çıkarmaktır. Onarım kendine temel olarak aldığı özgün malzeme ile güvenilir belgelere saygıyla bağlıdır. Faraziyenin başladığı yerde onarım durmalıdır; yapılması gerekli herhangi bir eklemenin mimari kompozisyondan farkı anlaşılabilmeli ve gününün damgasını taşımalıdır. Herhangi bir onarım işine başlamadan önce ve bittikten sonra, anıtın arkeolojik ve tarihi bir incelemesi yapılmalıdır.

Madde 10- Geleneksel tekniklerin yetersiz kaldığı yerlerde, koruma ve inşa için bilimsel verilerle ve deneylerle geçerliliği saptanmış herhangi çağdaş bir teknik kullanılarak anıt sağlamlaştırılabilir.

Madde 11- Anıta mal edilmiş farklı dönemlerin geçerli katkıları saygı görmelidir; zira onarımın amacı üslup birliği değildir. Bir anıt üst üste çeşitli dönemlerin izlerini taşıyorsa, alttaki dönemleri açığa çıkarmak ancak bazı özel durumlarda yok edilen malzemenin önemi azsa, açığa çıkarılan malzeme büyük tarihi, arkeolojik, ya da estetik değer taşıyorsa ve korunma durumu böyle bir davranışı gerekli gösterecek kadar iyi ise haklı çıkarılabilir. İlgili unsurların öneminin değerlendirilmesi ile ilgili yargıyı ve neyin yok edileceği üzerinde kararı vermek, sadece bu işi üzerine almış kimseye bırakılamaz.

Madde 12- Eksik kısımlar tamamlanırken, bütünle uyumlu bir şekilde bağdaştırılmalıdır; fakat bu onarımın, aynı zamanda sanatsal ve tarihi tanıklığı yanlış bir biçimde yansıtmaması için, özgünden ayırt edilebilecek bir şekilde yapılması gereklidir.

Madde 13- Eklemelere, ancak yapının ilgi çekici bölümlerine, geleneksel konumuna, kompozisyonuna, dengesine ve çevresiyle olan bağıntısına zarar gelmediği durumlarda izin verilebilir.”

 

Opramoas anıtı çizimi: Felix von Luschan (1889) Nezih Başgelen arşivi.

Gravürler: Luigi Mayer (1803).

 

 

Burası Kabak Cumhuriyeti, burada devlet yok!

Burası Kabak Cumhuriyeti, burada devlet yok!

Bir zamanlar dünyanın en popüler doğal cennetlerinden biri olan ünlü koy, kural tanımayan korsan çadırcılar yüzünden Kabak cumhuriyetine dönüştü. İşletmeciler ve tatilciler çaresiz, devlet ise ilgisiz…

Yusuf Yavuz

Muğla’nın Seydikemer ilçesi sınırlarındaki dünyaca ünlü Kabak Koyundaki ormanlık alanı mesken tutan yaklaşık 150-200 kişilik grup, tatilcilerin ve işletmecilerin kâbusu oldu. Yasak olmasına rağmen 1. Derece doğal sit alanı statüsündeki ormanlık alanda çadır kurup ateş yakan grup, tüm müdahalelere rağmen yılın 5-6 ayı ormanda yaşıyor. Denetimin yetersiz olduğu alanda, uyuşturucu madde kullanımının yaygın olduğunu öne süren Uzunyurt köyü muhtarı Hasan Karaburun, Kabak koyunda yaşananların artık bir güvenlik sorunu haline geldiğine dikkat çekerek, “Bu insanlar geceleri sahile inip tatilcileri de rahatsız ediyorlar. ‘Bir sigaralık parası’ diyerek dilencilik bile yapılıyor, ormanlık alanda ateş yakıyorlar. Burada bir orman yangını çıkmasından endişe ediyoruz. Sorunu yıllardır bütün yetkililere iletmemize rağmen çözüm üretilemedi” diye konuştu.

kabak koyu.JPG

TÜRKİYE’NİN EN GÜZEL KOYLARINDAN BİRİ ÇADIRKENTE DÖNÜŞTÜ

Muğla’nın Fethiye ve Seydikemer ilçeleri sınırında bulunan dünyaca ünlü Kabak koyu, birkaç yıl öncesine kadar doğayla iç içe tatil yapmak isteyenlerin en gözde mekânlarından biriydi. Kelebekler Vadisi ve Cennet Koyu gibi ünlü doğal güzellikleriyle birlikte Türkiye’nin en uzun yürüyüş rotası olan Likya Yolu’nun güzergâhında bulunan Kabak’ta yaşananlar işletmecileri ve tatilcileri isyan ettirdi. Bu isyanın nedeni ise kanunen yasak olmasına rağmen Kabak koyu çevresindeki ormanlık alanda adeta korsan ‘çadır kent’ kuran gurubun yarattığı çevre kirliliği ve yangın riski.

korsan çadırcılar bölgeyi Kabak Cumhuriyetine çevirdi.JPG

ALADERE’NİN İKİ YAKASINDA İKİ AYRI ANLAYIŞ HAKİM

Kabak koyunun bulunduğu, eski adı Faralya olan Uzunyurt köyü, 2012 yılında çıkarılan Büyükşehir Yasası ile Fethiye’den ayrılarak bağımsız ilçe olan Seydikemer’e bağlandı. Bölgenin önemli doğal güzelliklerinden biri olan şelaleleriyle ünlü Aladere, Fethiye ile Seydikemer’in sınırlarını belirliyor. Köylülerin verdiği bilgiye göre Fethiye sınırlarında kalan bölgedeki denetim ve kamu hizmetleri biraz daha iyiyken, Seydikemer sınırında kalan bölge ise adeta kaderine terk edilmiş durumda. Kabak koyu ve çevresinde korsan çadırlarda yaşayan yüzlerce kişi ise yeterli hizmet alamayan bölgenin en büyük sorunu haline geldi.

Kabak koyundaki korsan çadırcılar ormanı işgal ettiler.jpg

‘ORMANDA ÇADIRLARDA YAŞAYAN YAKLAŞIK 200 KİŞİLİK BİR GRUP VAR’

Konuyla ilgili bilgisine başvurduğumuz Uzunyurt köyü Muhtarı Hasan Karaburun, “Kabak koyu çevresindeki ormanlık alan içerisinde çadırlarda yaşayan yaklaşık 150-200 kişilik bir grup var. Son üç dört yıldır oluşan bir topluluk bu. Ben muhtar olarak yetkililerle yapılan her toplantıda bu sorunu gündeme getirdim. Yazılı olarak da her kuruma gerekeni bildirdik ancak bu konuda bir çözüm üretilemedi” diye konuştu.

koyun çevresinde kamp yapmanın yasak olduğu ormanlık alana yerleşen korsan çadırcılar.JPG

‘SAHİLE İNİP İNSANLARDAN SİGARALIK PARASI İSTİYORLAR’

Kabak koyunda yaşananların giderek bir güvenlik sorunu haline geldiğine dikkat çeken Karaburun, şöyle konuştu: “Bu insanlar geceleri sahile inip tatilcileri de rahatsız ediyorlar. ‘Bir sigaralık parası’ diyerek dilencilik bile yapılıyor. Orman Genel Müdürlüğü sürekli bize bölgede ateş yakılmaması yönünde uyarı mesajları iletiyor. Ancak yasak olmasına rağmen bu insanlar ormanlık alanda ateş yakıyorlar. Burada bir orman yangını çıkmasından endişe ediyoruz. Ulaşımın son derece güç olduğu bir yer burası. Geçen hafta kendi aralarında da kavga etmişler, yaralamalı bir olay yaşandı.

Faralya muhtarı Hasan Karaburun (DHA).jpg       (Uzunyurt ‘Faralya’ Muhtarı Hasan Karaburun. Fot: DHA)

‘SORUNUMUZU ANLATMAK İSTEDİK OHAL GEREKÇESİYLE İZİN VERİLMEDİ’

Kabak koyunun kanayan yarası olan bu soruna çözüm bulabilmek için geçtiğimiz ay bir basın açıklaması yapmak istedik. Ancak jandarma yetkilileri beni arayarak OHAL’i gerekçe gösterip buna izin vermedi. Sonra da araya Kurban Bayramı girdi, bir şey yapamadık. Bir an önce Kabak koyunun eski huzur dolu günlerine geri dönmesi için yetkililerden yardım istiyoruz.”

2.jpg

‘AKP’Lİ MİLLETVEKİLİ SORUNUN GÜNDEME GELMESİNİ İSTEMEDİ’ İDDİASI

AKP Muğla Milletvekili Hasan Özyer’in de Kabak koyunda bir turizm işletmesi bulunuyor. Koyda yaklaşık 50 dönüm arazisi olduğu iddia edilen Özyer’in akrabaları da koydaki iki marketten birinin işletmecisi. Vatandaşların iddiasına göre ormanlık alanda yaşayan ve giderek büyük rahatsızlık nedeni olan kalabalık grup, bira ve su başta olmak üzere bütün temel ihtiyaçlarını bu marketlerden sağlıyor. Milletvekili kimliği dolayısıyla sorunun çözümü için Hasan Özyer’den yardım istediklerini anlatan vatandaşlar, Özyer’in konunun gündeme gelmesini istemediğini iddia ediyor.

2.jpg

‘BURADA KABAK CUMHURİYETİ KURULMUŞ DURUMDA’

Kabak koyundaki yaşananlardan rahatsızlığını dile getiren bir işletmeci ise “Burada adeta bir Kabak Cumhuriyeti kurulmuş durumda” sözleriyle özetliyor durumu. Kabak’taki korsan çadırcılar yüzünden ormanlık alanın adeta çöplüğe döndüğünü anlatan işletmeci, şunları dile getirdi: “Kabak koyundan şelaleye doğru giden yolda daha çok pislik oluyor. Bu bölgede bir mağara vardı, oraya yaklaştığınızda görülen manzara korkunç. Açık alanda adeta mutfak, oturma odası, salon yapmışlar kendilerine. Gece gündüz orman içinde ateşler yakıyorlar. Burası yangına en hassas ağaçlardan olan kızılçamlarla dolu. Bu insanlar yaklaşık 5-6 ay bu şekilde burada yaşıyorlar. Şelaleye giden orman yolunda küçük tezgâhlar açmışlar, ağaç köklerinden yapılan çeşitli süs eşyaları, kolyeler ve satıyorlar. Ortada büyük bir sorun var ve bunun çözümü için yetkililer hiçbir somut adım atmıyor. Sadece göstermelik bir denetimle durumu geçiştiriyorlar.

5.jpg

‘BUNLAR KELEBEKLER VADİSİ VE OLİMPOS’TAN ÇIKARILAN GRUPLAR’

Bu insanların çoğunluğu İstanbul ve diğer büyük kentlerden geliyor. Geçmişte Kelebekler Vadisinde yaşıyorlardı. Oradaki işletmelere yardım ediyor, tatillerini yapıyorlardı. Ancak giderek orada kalabalık bir grup oluşmaya başlayınca Kelebekler Vadisinde bu insanları çıkardılar. Rahatsızlık yarattıkları için Antalya Olimpos ve benzeri yerlerden çıkarılan insanlar da Kabak Koyunda toplandı. Uyuşturucu madde kullanımı ise had safhada. Akşamları ailemle sahile inmeye korkar hale geldik. Ben yıllar önce İstanbul’daki keşmekeşten uzaklaşıp, sakin bir hayat yaşamak için buraya gelip yerleştim ama geldiğimde cennet olan Kabak koyu şimdi cehenneme dönmüş durumda.”

IMG_5167.JPG

‘ORMANDA TEMİZLİK YAPTIK, İNSANLIĞIMIZDAN UTANDIK’

Yaklaşık 20 yıldır Kabak koyunda yaşadığını belirten bir başka işletmeci ise bölgeye kaldırma kapasitesinin üzerinde işletme ruhsatı verildiğine dikkat çekerek, şöyle konuştu: “Belediyeler ve Maliye, işletme ruhsatı vermeyi adeta bir gelir kapısı gibi görmeye başlamış durumda. Önceden buraya belirli bir kültür düzeyinde, daha anlayışlı, konuştuğunuz zaman iletişim kurabileceğiniz insanlar geliyordu. Ancak ülkenin son yıllarda yaşadığı dönüşümden Kabak koyu da nasibini aldı. Şimdi buraya gelen insanlara ormanda neden çadır kurmaması gerektiğini, neden ateş yakılmaması gerektiğini anlatamıyoruz. Ormanın içinde yaşayan, marketten aldığı peynir ekmekle, köylüden aldığı domatesle yaşayan ve çevresini inanılmaz biçimde kirleten bir grup oluştu. İki gün önce buradaki işletmeciler olarak toplanıp ormanlık alanda temizlik yaptık; gördüklerimiz, topladıklarımız karşısında insanlığımızdan utandık.

IMG_5178.JPG

‘KABAK KOYU BU GRUPLAR İÇİN KÂBE GİBİ OLDU’

Psychedelic adı verilen bir tür elektronik müzik dinliyorlar. Sahillerde başlayan yüksek sesli müziklerin çalındığı festivaller Akdeniz ve Ege bölgelerinde yaylalara, göl kıyılarına kadar uzandı. Ama son yıllarda bu insanların toplandığı yer Kabak koyu oldu. Kabak koyu adeta Kâbe gibi oldu. Geceleri ormandan gelen seslerle, bağırışlarla irkiliyoruz. Jandarmaya haber veriyoruz, sonuçta işletmeciler cezalandırılıyor. Yasak olan alanda kayıt dışı yaşayanlar orman içlerine kaçıyor, Jandarma ve Maliye denetimi kayıt altındaki işletmelere yapıyor. Sonuçta buradaki sorunu dile getirdiğimiz için bizler cezalandırılıyoruz. Ben yaklaşık 20 yıldır burada yaşıyorum, geldiğim zaman buraya bakan jandarma sayısı 40’tı, hala bu sayı değişmedi. Ama 20 yılda binlerce yeni işletme açıldı. Jandarma nasıl yetişecek onca yere?”

IMG_5180.JPG

BAKANLIK GENÇLER İÇİN UYGUN KAMP ALANI OLUŞTURMALI

Uzunyurt köyü Muhtarı Hasan Karaburun’a göre Kabak’taki sorunun çözümü için Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın denetiminde, gençlerin rahatlıkla kamp yapabileceği bir alan oluşturulması. Kabak ve çevresindeki kamp alanlarının fiyatları oldukça pahalı. Yüksek sezonda iki kişilik bungalov fiyatı 300 ila 400 TL arasında değişiyor. Yüksek fiyatların bölgede tatil yapmak isteyenleri alternatif çözüm bulmaya itip itmediği yönündeki sorumuza da yanıt veren Karaburun, buraya gelen ziyaretçiler için sadece çadır kurup tatillerini yapabilecekleri çok sayıda uygun fiyatlı yasal kamp alanı olduğunu söylüyor. Ancak buna rağmen yasak olmasına rağmen ormanda istedikleri gibi hareket edebilecekleri alanları tercih ediyor.

İŞTE KABAK KOYU VE ÇEVRESİNDE TEPKİ ÇEKEN MANZARALARDAN KARELER:

IMG_5166.JPGIMG_5194.JPGIMG_5172.JPGIMG_5192.JPGIMG_5193.JPGIMG_5197.JPGIMG_5182.JPG

 

Üzeri kapatılan anıtta iki yazıt kayıp, biri de parçalanmış!

Üzeri kapatılan anıtta iki yazıt kayıp, biri de parçalanmış!

Antalya Kumluca’da restorasyon skandalına kurban giden ünlü Opramoas anıtının iki yazıtının kayıp, bir yazıtın da parçalandığı ileri sürüldü…

Yusuf Yavuz

Antalya’nın Kumluca ilçesinde bulunan Rhodiapolis antik kentindeki Opramoas anıtında yaşanan restorasyon skandalında şoke eden gerçekler ortaya çıktı. Restorasyon skandalına kurban edilen tarihi anıta ait iki yazıtın kaybolduğu, bir yazıtın ise çalışmalar sırasında parçalandığı belirtildi. Bitlis-Tatvan merkezli bir inşaat firmasına yaptırılan restorasyon sırasında ayrıca anıtın üç yüzünde toplam 38 bloğun yanlış yerleştirildiği, orijinal sütunlar dururken yeni sütunlar yapıldığı ortaya çıktı. Restorasyon skandalının ortaya çıkmasının ardından bir açıklama yapan Antalya Rölöve ve Anıtlar Müdürü Cemil Karabayram, Opramoas anıtının üzerini güneş, yağmur ve rüzgârdan korumak için kapatıldığını belirterek, “Bu yazılı taşlar 1980-1990’lı yıllara kadar iklimsel koşullara terk edilmiş. Şimdi biz iyi niyetle orada iklimsel koşullar ve güneş ışınlarını sert alan tepede çalışma yaptık. Biz ona sahip çıkıyoruz” diye konuştu.

restorasyon sırasında anıt ve tiyatro.JPG2.jpg

Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından AKP’li Kumluca Belediyesine tahsis edilen antik kentte bulunan ünlü Opramoas anıtı ve tiyatronun restorasyonu, yaklaşık 1 milyon 445 bin lira bedelle 2015 yılında Bitlis Tatvan merkezli Er-Bil İnşaat A.Ş. adlı bir firmaya verilmişti. Ancak Opramoas anıtı restorasyon skandalına kurban gitti. Bunun üzerine restorasyon durduruldu ve Kültür Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü, üzerinde bulunan eski Yunanca yazıtlarıyla ünlü Opramoas anıtıyla ilgili restorasyon hatalarının düzeltilebilmesi için uzmanlardan bir rapor istedi.

RESTORASYON SIRASINDA ANIT.jpganıtın son hali.JPG

HATANIN DÜZELTİLMESİ BEKLENİRKEN ÜZERİ ÖRTÜLDÜ

Hatalı yapılan restorasyonla öylece ortada kalan Opramoas anıtının düzeltilmesi beklenirken, bir süre önce tepki çeken bu rezaletin görülmemesi için üzeri plastik ve branda ile kapatıldı. Brandanın üzerine ise anıtın canlandırmasını yansıtan resimlerin yapıştırılması da dikkat çekti.

RÖLÖVE VE ANITLAR MÜDÜRÜ: ‘GÜNEŞTEN KORUMAK İÇİN ÖRTTÜK’

Konuyla ilgili haberimizin ardından bir açıklama yapan Antalya Rölöve ve Anıtlar Müdürü Cemil Karabayram, Opramoas anıtındaki restorasyon çalışmalarının revize edilen projeye göre sürdüğünü söyledi. Anıtın üzerinin kapatılmasını ise yazıtların kalker ve yumuşak yapısının zarar görmemesi, güneş ışınları, yağmur ve rüzgârdan korunmasını amaçladığını savunan Karabayram şunları söyledi:

Antalya Rölöve ve Anıtlar Bölge Müdürü Cemil Karabayram.jpg(Antalya Rölöve ve Anıtlar Müdürü Cemil Karabayram, üzeri örtülen anıtla ilgili açıklama yaptı…)

‘TAŞLAR 1980-1990’LARA KADAR İKLİMSEL KOŞULLARA TERK EDİLMİŞ’

“Tarihi eser restore edilirken çevresel etkilerden korunması için o yapının mevcut fotoğraflarından yola çıkılarak, koruma brandasına birebir kopyası çıkartılır. Buradaki amaç, ziyaretçilerin yapı hakkında fikir sahibi olmasıdır. Türkiye’de ve dünyada da böyledir. Bu yazılı taşlar 1980-1990’lı yıllara kadar iklimsel koşullara terk edilmiş. Şimdi biz iyi niyetle orada iklimsel koşullar ve güneş ışınlarını sert alan tepede çalışma yaptık. Biz ona sahip çıkıyoruz.”

bilimsel rapora göre yanlış restore edilen anıtın sökülmesi gerekiyor.JPG(Restorasyon sırasında ve sonrasında üzeri açık olan anıt, skandalın ortaya çıkmasının ardından kapatıldı…)

‘TAŞLARIN DİZİLİMİYLE İLGİLİ YENİ BİR PROJE GEREKİR’

Arkeolojik kazıların 2006 yılında başladığı Rhodiapolis’teki restorasyon skandalına ilişkin açıklamaları şaşkınlık yaratan Antalya Rölöve ve Anıtlar Müdürü Cemil Karabayram, “Hata da olabilirdi ama hakikaten yeniden bulunan taşlar olduğu için o taşların dizilimiyle ilgili, yazılı taşların bir araya gelebileceği yeni bir proje gerekir. Bu, restorasyon; betonarme bina yapmıyorsunuz. 2010 yılında projesi onaylanmış bir proje. Şu anda çalışma devam ediyor. En kısa sürede tamamlanacak” ifadelerini kullandı.

BİLİMSEL RAPORDA ÇARPICI GERÇEKLER ORTAYA ÇIKTI

Hatalı restorasyon kurbanı olan Opramoas anıtıyla ilgili hazırlanan bilimsel rapor ise çarpıcı gerçeği ortaya koyuyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü, Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi (DTCF) Eski Çağ Dilleri ve Kültürleri Bölümü Yunan Dili ve Edebiyatı A.B.D. Başkanı Prof. Dr. Bülent İplikçioğlu’ndan bir rapor istedi. Restorasyonu durdurulan anıt ve çevresinde inceleme yapan İplikçioğlu, kapsamlı bir rapor hazırlayarak ilgililere sundu.

Prof. Dr. Bülent İplikçioğlu.jpg(Prof. Dr. Bülent İplikçioğlu, Bakanlığın talebi üzerine Rhodiapolis restorasyonuyla ilgili kapsamlı bir rapor hazırladı…)

38 YAZIT YANLIŞ YERLEŞTİRİLDİ, İKİSİ DE KAYIP

Opramoas anıtının restorasyonu sırasında toplam 38 yazıtlı bloğun yanlış yerleştirildiği belirtilen raporda, bir çok blokta ise hassas hizalamaya dikkat edilmediği vurgulanarak, şu ifadelere yer veriliyor: “Rhodiapolis’i 2016 yılındaki ziyaretim esnasında, daha önceki yayınlarda yer almayan, yani kazılarda çıkarılmış olması gereken yazıtlı 3 bloğun restorasyonda kullanılmadığı belirlenmiştir. Bu bloklardan biri anıtın önünde durmakta, diğer ikisi ise kayıptır.

OPRAMOAS ANITINDA BULUNAN YAZITLARIN ORİJİNALLERİ.jpg

RESTORASYONDA KULLANILMAYAN ÖZGÜN TAŞLAR PARÇALANMIŞ

Kazılarda çıkarılan blokların, son zamanlarda temin ettiğim, kazı çalışmaları sırasında çekilmiş fotoğraflarından anlaşıldığına ve anıt çevresinde yaptığım incelemelere göre, statik bir sorun çıkarmaları pek mümkün görünmemesine rağmen restorasyonda kullanılmayan daha birçok blok bulunmaktadır. Anıt çevresinde hala durmakta olan, üzerinde harf kalıntıları olan birinin dışında, restorasyonda kullanılmayan özgün taşların bir bölümünün kaldırma sırasında parçalandıklarını öğrendiğim bloklardan oluştuğu anlaşılmaktadır. Yine öğrendiğime göre, kazıda çıkarılan blokların bir bölümü anıt çevresindeki molozların arasında kalmış ve bu şekilde söz konusu alandan uzaklaştırılmış olabilir.

IMG_8261.JPGTarihi anıtın orjinal sütünları ve üzerinde Kumluca Belediye Başkanı Hüsamettin Çetinkaya.jpg

ORİJİNAL SÜTUNLAR YERDE DURURKEN YENİLERİ KULLANILMIŞ

Restorasyon sırasında Opramoas anıtının cephesinde kullanılan kireçtaşı sütunlar yeni olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Bülent İplikçioğlu, “Halbuki anıtın önünde özgün granit sütun parçaları durmaktadır” ifadelerine yer verdiği değerlendirmesinde, “Anıtın kasalar içinde muhafaza edilen çok miktardaki yazıtlı ufak parçalarından herhangi bir bloğun tamamlanması ise olanaksız görünmektedir” görüşünü dile getirdi.

1.JPG

‘RESTORASYONUN SÖKÜLMESİ GEREKİYOR’

Restorasyon için tarihi eserlerin en az yüzde 80 oranında özgün malzeme barındırmasının uluslararası bir kriter olduğunun da altını çizen İplikçioğlu, “Kanaatim, antik malzemenin restorasyon öncesinde de kesinlikle yüzde 80 olmadığı, bu oranın çok çok altında kaldığı yönündedir, belki yüzde 30. Yalnızca yukarıdaki nedenlerden dolayı bile yapılan restorasyonun sökülmesi kaçınılmazdır. Sökülmediği takdirde, Türk Arkeolojisi adına son derece olumsuz bir değerlendirmeye yol açacağı ortadadır. Blokların kesilerek aplike edilmesi yolunun daha ciddi sorunlar çıkaracağı kanaatindeyim” ifadelerini kullandı.

 

Dünya lideri olduğumuz kuru üzümde şok düşüş!

Dünya lideri olduğumuz kuru üzümde şok düşüş!

Fındıktan sonra tarımsal üretimin temel direklerinden biri olan kuru üzümde de düşük fiyat şoku yaşanıyor…

Yusuf Yavuz

Türkiye’nin en önemli tarımsal ihraç ürünlerinin başında gelen çekirdeksiz kuru üzümde fiyatlar düştü, üreticinin bir yıllık emeği boşa gitti. İki hafta önce 5 lira 20 kuruşu bulan kuru üzüm fiyatları bu hafta 3,5 liraya kadar geriledi. TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar devletin alım müdahalesi yapması gerektiği çağrısında bulunurken, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba, önceki gün Manisa’da yaptığı açıklamada taban fiyatının 4 TL olarak belirlendiğini söyledi. Ancak 4 liralık fiyat, yüksek üretim maliyetleriyle boğuşan üreticiyi memnun etmeye yetmedi.

DÜNYANIN KURU ÜZÜM MERKEZİNDE İSTİKRARSIZLIK EN BÜYÜK RİSK

Türkiye dünyanın en büyük kuru üzüm ihracatçısı. Ege ovalarında yetişen çekirdeksiz üzüm kurutulunca ‘Sultani’ adını alıyor ve başta Avrupalı tüketiciler olmak üzere dünyanın pek çok ülkesindeki tüketiciye ulaşıyor. Türkiye yıllık 200 ila 300  bin ton civarında kuru üzüm üretiyor ve bunun büyük bir bölümünü ihraç ediyor. Kuru üzüm ihracatından 2012 yılında 681, 2016’da ise 529 milyon dolar gelir elde edildi. Ancak Türkiye’nin yaklaşık yarısı kadar üzüm üreten Şili, üzüm ihracatında yılda 1,5 milyon doları bulan oranda, Türkiye’nin üç katı gelir elde ediyor.

TÜRKİYE DÜNYANIN EN ÖNEMLİ KURU ÜZÜM ÜRETİCİSİ.jpg

ÜRETİCİ- MARKET FİYATI ARASINDA BÜYÜK UÇURUM VAR

Türk kuru üzümünün en çok tüketildiği ülkelerden biri olan İngiltere’deki market fiyatları 3 paund civarında. Bunun Türkiye’deki karşılığı ise yaklaşık 15 TL. Kuru üzümün Türkiye’deki market satış fiyatları ise 15 ila 20 TL arasında. organik adıyla satılan kuru üzümlerde fiyatlar 30 TL’yi buluyor. Türkiye’nin üzüm merkezi Manisa Ticaret Borsası’nın 13 Eylül tarihli kuru üzüm alım fiyatları ise en düşük 3 lira 45 kuruş, en yüksek 4 lira 10 kuruş olarak açıklandı. İzmir Ticaret Borsası’nın rakamları ise 3 lira 70 kuruş ile 4 lira 20 kuruş arasında değişiyor. Üretici ile market arasındaki derin fiyat uçurumu, bir çok üründe olduğu gibi kuru üzümde de çiftçiyi ürününe küstürmeye yetecek oranda.

manisa tic borsası.pngizmir ticaret borsası.png

TZOB BAŞKANI BAYRAKTAR: ‘DEVLETİN ALIM MÜDAHELESİ ŞART OLDU’

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, kuru üzüm fiyatlarının aşırı düştüğünü, Kurban Bayramı öncesinde 5,20 liraya kadar çıkan kuru üzüm kilogram fiyatının bugünlerde 3,60 liraya kadar indiğini bildirerek, “devlet müdahalesi şart oldu. TMO veya belirlenecek bir kurum müdahale alımı yapmalıdır. Aksi takdirde üreticimiz büyük bir sıkıntı yaşayacak, üretimi sürdürmekte zorlanacaktır” açıklamasında bulundu.

2.JPG

‘KURU ÜZÜMDE FİYAT İSTİKRARI BİR TÜRLÜ SAĞLANAMADI’

Kuru üzümde bir türlü fiyat istikrarının sağlamadığını, bunun da üreticiyi düzenli ve makul bir gelirden yoksun bıraktığını belirten Bayraktar, Üreticinin bin bir emek sarf ederek ürettiği kuru üzümü yok pahasına elden çıkarmak zorunda kalmasının kabul edilebilir bir durum olmadığını vurgulayarak, “Türkiye, çekirdeksiz kuru üzümüyle dünya çapında ünlüdür. Çekirdeksiz kuru üzüm ihracatında Türkiye ilk sırayı alırken, ABD ikinci, İran üçüncü, Şili dördüncü, Güney Afrika beşinci sırada bulunuyor” bilgisini aktardı.

5.jpg

SON İKİ YILDIR BÜYÜK KAYIPLAR YAŞANDI

2015 ve 2016’da afetlerden ve ihracat yapılamamasından dolayı büyük kayıplar yaşayan kuru üzüm üreticilerinin, bu yıl da fiyatların düşmesinden mağdur olduğunu vurgulayan Bayraktar, bu yıl Temmuz ve Ağustos aylarındaki aşırı sıcakların, bazı bölgelerde yaşanan don afetinin rekolteyi etkilediğini, Turgutlu ve Ahmetli’de sıcaklardan dolayı yüzde 40’a varan rekolte kayıpları yaşandığını belirtti.

4.jpg

‘ÜRETİCİ BORÇ KAPATMAK İÇİN ÜRÜNÜNÜ EMANETE VERİYOR’

Kuru üzüm fiyatlarındaki düşüşün, Tariş’in etkin alım yapamaması, tüccarın fiyatları düşürmesinden kaynaklandığına dikkati çeken Bayraktar, “üreticimiz depolama imkanı olmadığı için ve borçlarını kapatma zorunluğundan dolayı ürününü fiyat ne olursa olsun emanete veriyor veya açığa satış yapıyor. Büyük zarara uğruyor. Üzümde depolama imkanları artırılmalıdır” dedi.

‘TÜRKİYE’NİN YARISI KADAR ÜRETEN ŞİLİ, ÜÇ KATI İHRACAT YAPIYOR’

Üzümün önemli bir ürün olduğunu, ülke ekonomisine büyük katkıları bulunduğunu belirten Bayraktar, şunları kaydetti: “İhracata ağırlık verilirse, Türkiye, anavatanı Anadolu olan üzümden çok daha fazla para kazanır. Üretimi Türkiye’nin yüzde 60’ını bile bulmayan Şili’nin yaptığı 1,5 milyar dolarlık toplam üzüm ihracatı bize örnek olmalıdır. Sofralık ve kuru üzümde Şili 1,5, ABD 1,24 milyar dolar ihracat yaparken, Türkiye’nin, ihracatta, Şili, ABD’nin yanı sıra, İtalya, Çin, Peru, Güney Afrika Cumhuriyeti’nin ardından yedinci sırada yer alması ülkemize yakışmamaktadır.”

‘TÜRKİYE’YE KAÇAK ÜZÜM GİRİŞİ ÖNLENMELİ’

Türkiye’nin bağcılıktaki gelişmesinin büyük ölçüde ihracata bağlı olduğunu,  belirten Bayraktar, İhracat kapıları zamanında açılmalıdır. İhracata prim desteği verilmeli, sofralık üzüm ihracatı da artırılmalıdır. TARİŞ yeniden yapılandırılarak kuru üzümde müdahale kurumu olarak faaliyet göstermesinin sağlanmalıdır. Kaçak yollarla ülkeye üzüm girmesinin önüne geçilmelidir. Sınır ticaretiyle üzüm girişleri iyi kontrol edilmeli, sınır illeri dışında satılmasına izin verilmemelidir.  Diğer üzüm üreticisi ülkelerin çiftçileriyle mücadele edilebilmesi için girdi maliyetleri düşürülmeli, üzüm üreticimiz desteklenmelidir” dedi.

TARIM BAKANI AÇIKLADI: ‘KURU ÜZÜMDE FİYAT 4 TL’

Türkiye’nin en önemli üzüm üretim merkezi olan Manisa’da kuru üzüm alım fiyatını açıklayan Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba ise yaş üzümde 4 milyon 200 bin ton, çekirdeksiz kuru üzümde ise 310 bin tonluk bir rekoltenin beklendiğini belirterek, üreticinin çekirdeksiz kuru üzümünü kilogramı 4 liradan almak üzere çalışma yaptıklarını ve 15 gün içinde üreticinin parasını ödeyeceklerini bildirdi.

TARIM BAKANI FAKIBABA MANİSADA KURU ÜZÜM FİYATINI AÇIKLADI.jpg(Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Fakıbaba, Manisa’da kuru üzüm fiyatını 4 lira olarak açıkladı…)

‘RAHAT OLUN, ÜZÜMÜNÜZÜ ALACAĞIZ’

Manisa’da bir otelde düzenlediği toplantıda konuşan Bakan Fakıbaba, şunları dile getirdi: “Sayın Cumhurbaşkanımız bana talimat verdi, ‘üzüm 4 liranın altında olamaz, gideceksin bu işi çözeceksin’ dedi. Üzümünüzü Allah’ın izniyle 4 liranın altında sattırmayacağız. TMO şu an hazırlıklarına başladı. Depo arayışına devam ediyor. 9 numara kalitedeki üzümü 4 liradan alacağız ve 15 gün içinde paranızı ödeyeceğiz. Bu, AK Parti hükümetinin, Sayın Cumhurbaşkanınızın, Başbakanınızın ve Tarım Bakanınızın size sözüdür. Güven her şeyin üzerindedir. Allah’ın izniyle sizi hiçbir zaman gelirinizi düşürmeyeceğiz. Rahat olun, üzümünüzü alacağız, sınırsız bir şekilde alacağız, sizi kimseye muhtaç etmeyeceğiz.”

‘AYRANDAN SONRA MİLLİ İÇECEĞİMİZ ÜZÜM SUYU OLACAK’

Manisa’da ziyaret ettiği Bağcılık Araştırma Enstitüsü’nde kendisine üzüm suyu ikram edilen Bakan Fakıbaba, lokantalarda üzüm suyu ikram edilmesi gerektiği görüşünü dile getirerek, “Ayran kadar üzüm suyu da milli içeceğimizdir. Üzüm suyunda hiçbir katkı maddesi yok. Tadı çok güzel ve doğal. Çok kızdığım şey, içeriği belli olmayan ne olduğu bilinmeyen özellikle dışarıdan getirilen ürünler. Mis gibi bizim ürettiğimiz kendi içeceklerimiz varken başka içecek içmek, sadece marka olması beni çok rahatsız ediyor. Ayrandan sonra milli içeceğimiz bu olacaktır. Samimi olarak söylüyorum. Kebap veya diğer yemeklerin yanında ayran ve üzüm suyu ikram edilsin” diye konuştu.

 

 

 

 

 

 

 

Restorasyonu beceremeyince üzerine resmini yapıştırdılar!

Restorasyonu beceremeyince üzerine resmini yapıştırdılar!

Antalya Kumluca’da bulunan Rhodiapolis antik kentindeki restorasyon skandalı görülmesin diye Opramoas anıtının üzerini plastikle kapatarak tarihi yapının resmini yapıştırdılar…

Yusuf Yavuz

Antalya’nın Kumluca ilçesinde bulunan Rhodiapolis antik kentinde yaşanan restorasyon skandalını düzeltmek yerine üzerini örttüler. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca AKP’li Kumluca Belediyesi’ne tahsis edilen Rhodiapolis antik kentinin simgesi Opramoas anıtı ve tiyatroda yapılan restorasyonda hatalar tespit edildi. Bunun üzerine çalışmalar durduruldu ve yeni bir bilimsel rapor hazırlanması gündeme geldi. Ancak rapor hazırlanmasına rağmen, restorasyondaki hataların düzeltilmesi beklenen çalışma bir türlü başlamadı. Bu soruna çözüm ise M. S. II. yüzyılda yaşadığı belirtilen Likyalı ünlü hayırsever Opramoas adına yapılan anıttaki restorasyon hatalarının görülmemesi için üzeri örtülerek bulundu. Plastik, naylon ve ahşap malzemeler kullanılarak üzeri kapatılan anıtta bulunan yazıtın resimleri ise kaplamanın üzerine yapıştırıldı.

Antalya’nın Kumluca ilçesinde bulunan Rhodiapolis antik kentinde 2006 yılında Akdeniz Üniversitesi tarafından arkeolojik kazılara başlandı. 1892’de keşfedilen antik kentte yapılan kazılarda, Likya, Roma ve Bizans dönemlerine ait pek çok kültür varlığı gün yüzüne çıkarıldı. Ancak Rhodiapolis kazılarında ortaya çıkarılan en önemli kültür varlıklarından biri, M.S. II. yüzyılda bu kentte yaşadığı belirtilen Likyalı ünlü hayırsever Opramoas adına yapılmış olan anıttı. Anıtta, Likya’nın pek çok kentine iyiliği dokunan ünlü hayırsever Opramoas’ın yaptığı yardımların anlatıldığı bir de yazıt bulunuyordu.

rhodiapolis antik kenti.jpg      (Rhodiapolis antik kenti, Antalya’nın Kumluca ilçesinde bulunuyor…)

RHODİAPOLİS’İN İŞLETME HAKKI AKP’Lİ BELEDİYEYE DEVREDİLDİ

2010 yılında Kültür Bakanlığı ile yapılan protokol gereğince Rhodiapolis ören yerinin işletmesi Kumluca Belediyesi’ne devredildi. Protokol, antik kentin gişe geliri de restorasyon ve çevre düzenlemesi için kullanılmasını öngörüyordu. 2015 yılında ise Rhodiapolis’te restorasyon çalışmaları başladı. Kumluca Belediyesi tarafından yapılan ihaleyle yürütülen restorasyon ve çevre düzenlemesi çalışmalarının finansmanı ise Antalya Valiliği tarafından karşılandı.

OPRAMOAS ANITINDA BULUNAN YAZITLARIN ORİJİNALLERİ.jpg(Likyalı ünlü hayırsever Opramoas’ın adına yaptırılan anıtın üzerindeki yazıtlar kazılarda ortaya çıkarıldı…)

İHALE BİTLİS MERKEZLİ BİR İNŞAAT FİRMASINA VERİLDİ

Ancak antik kentin tiyatrosu ve Opramoas anıtında yapılan restorasyonda skandal niteliğinde hatalar ortaya çıktı. Bunun üzerine de Bitlis-Tatvan merkezli ‘Er-Bil İnşaat A.Ş’ adında bir inşaat firmasına yaklaşık 1 milyon 445 bin lira bedelle ihale edilen restorasyon çalışmaları durduruldu. Ardından da bir bilim heyeti oluşturularak çalışmalar yerinde incelendi. İddiaya göre tiyatro ve Opramoas anıtının restorasyonunda yanlışlıklar tespit eden bilim kurulu, 2016 yılı sonlarında anıtın sökülmesi yönünde bir rapor hazırladı ve yetkililere sundu.

IMG_8261.JPG(Tarihi anıtın restorasyonu hatalı bulunarak yıkılıp yeniden yapılması istendi…)

SKANDALI DÜZELTMEK YERİNE ÜZERİNİ PLASTİKLE KAPATTILAR

Opramoas anıtının en önemli parçalarından biri olan ünlü yazıtların yanlış yerleştirildiği öne sürülen restorasyon sırasında bir çok mimari parçanın da hatalı yerleştirildiği iddia edilirken, uzmanların yeniden restorasyonla ilgili görüşleri aylardır bir türlü hayata geçirilmedi. Hatalı ve yarım bırakılan restorasyonun düzeltilmesi beklenirken, Opramoas anıtının üzerinin plastik, naylon ve ahşap malzemelerle kapatıldı. Anıtın üzerinde yer alan yazıtların fotoğrafları ise kapatılan yüzeye yapıştırıldı. Hatalı restorasyon kurbanı olan tarihi anıtın üzerinin kapatılması önerisinin, konuyla ilgili uzmanların önerisi doğrultusunda gerçekleştirildiği öğrenildi.

1.JPG        (Restorasyon skandalını düzeltmek yerine anıtın üzerini kapattılar…)

ELEKTRİK TRAFOSUNA BENZETİLEN TARİHİ ANITI GÖRENLER ŞAŞIRDI

Rhodiapolis antik kentini ziyaret edenlerin tepkisini çeken uygulama konusunda yetkililerden henüz bir açıklama gelmedi. Ancak Rhodiapolis tiyatrosuna bitişik tarihi Opramoas anıtının elektrik trafosuna benzetilen son hali, kültür mirasına gösterilen özensizliğin en çarpıcı örneklerinden biri oldu.

anıtın son hali.JPG

KAZANCINI ÜLKESİ İÇİN HARCAYAN OPRAMOAS KİMDİR?

Likya’nın önemli kentlerinden biri olan Rhodiapolis’te M.S II. yüzyılda yaşadığı belirtilen bir din adamı ve yönetici olan Opramoas’ın, yaptığı tarımsal ürünler ve deniz ticareti sayesinde büyük bir servet edinmesiyle tanınıyor. Ancak Opramoas’ın adına büyük bir anıt yapılmasını sağlayan şey, Likya’nın bir çok kentinde yaptığı yardımlar. Bugün de Türkiye’nin en önemli tarımsal üretim merkezlerinden biri olan Kumluca’da yaklaşık 2 bin yıl önce tarım ticaretiyle zengin olan ve bu zenginliğini kendi toplumunun refahı için kullanan Opramoas, 2015 yılında Prof. Dr. Nevzat Çevik’in girişimleriyle Antalya Sanayici ve İşadamları Derneğine (ANSİAD) onursal üye yapılarak anısı yaşatılmıştı.

Fotoğraflar: Şaban Aktaş-Yusuf Yavuz

FOTOĞRAFLARLA RHODİAPOLİS’TEKİ RESTORASYON SKANDALININ KISA ÖYKÜSÜ:

 

RESTORASYON ÖNCESİNDE OPRAMOAS ANITI.jpgRESTORASYON SIRASINDA ANIT.jpgIMG_8261.JPGRESTORASYON SKANDALINI GİZLEMEK İÇİN YAPILAN KAPLAMA.JPG

restorasyondan önce rhodiapolis tiyatrosu ve anıt.pngrestorasyon sonrası tiyatro ve anıt.JPGrestorasyon skandalını örtme işleminden sonra tiyatro ve anıt.JPGrestorasyon sırasında anıt ve tiyatro.JPG2.jpg

 

 

Sahibinden satılık takasa uygun antik kentler!

Sahibinden satılık takasa uygun antik kentler!

Kültür ve Turizm Bakanlığı, özel mülkiyette bulunan arkeolojik sit alanlarındaki arazileri, Hazine arazileriyle takas edecek…

Yusuf Yavuz

Kültür ve Turizm Bakanlığı, Türkiye’nin farklı kentlerinde bulunan ve aralarında ünlü antik kentlerin de yer aldığı özel mülkiyetteki arazilerin takas edilebilmesi için ‘trampa programı’ hazırladı. Buna göre arkeolojik sit alanlarında bulunan özel mülkiyete konu araziler, mülk sahiplerinin başvurmaları durumunda Hazineye ait emsal değerdeki taşınmazlarla takas edilebilecek. Efes, Truva, Hierapolis, Kyzikos, Pergamon ve İassos gibi antik kentlerin yer aldığı listede, Fethiye’de kent içerisinde bulunan Telmessos antik tiyatrosu da bulunuyor. Kültepe, Fikirtepe ve Sabuniye gibi höyüklerin yanısıra Ahlat’ta bulunan arkeolojik sit alanları da listede yer alan taşınmazlar arasında.

TÜRKİYE ÖREN YERİ ZENGİNİ ANCAK ÇOĞU ÖZEL MÜLKİYETTE

Türkiye dünyanın en çok ören yerine sahip ülkelerinden biri. Ancak bir çok medeniyetin izlerini taşıyan bu büyük zenginliğin önemli kısmı hem doğal koşulların tahribatı hem de insan etkisiyle zamana yenilerek daha keşfedilmeden tarihten siliniyor. Bir çok tarihi yerleşimin özel mülkiyete konu olması ise arkeolojik kazılar ve koruma çalışmaları için en büyük sorunlardan biri. Antik kentler, tapınaklar, mezar anıtları, tiyatrolar, kümbetler ve korunması gereken bir çok tarihi mekan bugünün kentleri ve kırsal yerleşimleriyle iç içe geçmiş durumda. Özel mülkiyet kapsamındaki sit alanlarının para ödenerek kamulaştırılması ise oldukça büyük bir kaynak gerektiriyor.

kyzikos antik kentinde bulunan Hadrian Tapınağı.jpeg  (Erdek’te bulunan Kyzikos antik kentinde yer alan Hadrianus tapınağından bir rölyef)

BAKANLIK SİT ALANLARI İÇİN TAKAS PROGRAMI HAZIRLADI

Bu sorunu çözmek için kolları sıvayan Kültür ve Turizm Bakanlığı, sit alanlarında bulunan özel mülkiyete konu taşınmazlar için trampa (takas) programı hazırladı. Sit alanlarındaki özel mülke ait arazilerin bu yolla kamulaştırılmasını amaçlayan 2017 yılı trampa programı kapsamında, Adana, Afyonkarahisar, Antalya, Aydın, Balıkesir, Bartın, Bitlis, Bursa, Çanakkale, Denizli, Hatay, İzmir, Kayseri, Muğla, Sinop, Tekirdağ ve Tokat gibi illerde bulunan taşınmazlar yer alıyor.

iassos milas.jpg        (Muğla Milas’taki İassos antik kenti de trampa listesinde bulunuyor)

EFES, BERGAMA VE HİERAPOLİS DE LİSTEDE

Efes (Selçuk), Truva (Ezine), Hierapolis (Pamukkale), Kyzikos (Erdek), Pergamon (Bergama) ve İassos (Milas) gibi antik kentlerin yer aldığı listede, Muğla’nın Fethiye ilçesinde kent merkezinde bulunan Telmessos antik tiyatrosu da bulunuyor. Kültepe (Kayseri), Fikirtepe (Afyonkarahisar) ve Sabuniye (Samandağ) gibi höyüklerin yanısıra Ahlat’ta bulunan arkeolojik sit alanları da listede yer alan taşınmazlar arasında.

telmessos antik tiyatrosu fethiye.jpeg(Fethiye’de kent merkezinde kalan Telmessos tiyatrosu bir süre önce restore edilmişti)

TAKAS SÜRECİ NASIL İŞLEYECEK?

Kültür varlıklarıyla ilgili 2863 sayılı kanun kapsamında gerçekleştirilen takas işlemleriyle çalışmalar, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Maliye Bakanlığı tarafından yürütülecek. 2017 trampa programı kapsamındaki sit alanında arazisi bulunan mülk sahipleri tarafından yapılacak başvuruları değerlendirecek olan Kültür ve Turizm Bakanlığı, uygun bulunan başvuruları Maliye Bakanlığı’na iletecek. Ardından ise sit alanlarındaki özel mülk arazilerle Hazineye ait emsal değerdeki arazilerin takas işlemleri gerçekleştirilecek.

arazi takası süreci nasıl işleyecek.png

TÜRKİYE’DE 13947 ADET ARKEOLOJİK SİT ALANI BULUNUYOR

Dünyanın en fazla ören yerine sahip ülkelerinden biri olan Türkiye’de toplam 13947 arkeolojik sit alanı bulunuyor. Ancak bu rakama her yıl yenileri ekleniyor. Birçok kültür varlığı ise tescil edilmeyi bekliyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı verilerine göre Türkiye’de bulunan arkeolojik sit alanlarının 9.380’i birinci, 639’u ikinci, 1.427’si de 3. derece olarak belirlenmiş. 1530 karma dereceye sahip arkeolojik sit alanı bulunurken ayrıca 971 tane de derecelendirme çalışması devam eden korunan alan mevcut. Tarihi korunan alan bakımından ilk sırayı alan il olan Muğla’da 799, Konya’da 773, Antalya’da 727, Şanlıurfa’da 621, İzmir’de 548, Ankara’da 506, Mersin’de 496, Eskişehir’de 487, Afyonkarahisar’da 377, Kayseri’de 378, Hatay’da 362, Adana’da 340, Diyarbakır’da 285, Amasya’da 235, Isparta’da ise 209 arkeolojik sit alanı bulunuyor.

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın hazırladığı listede yer alan kentler ve ören yerlerinin tamamı şöyle: 

trampa (takas) programı kapsamındaki sit alanları.pngKültepe Höyüğü, Kayseri: kayseri kültepe ören yeri.jpgHierapolis antik kenti, Denizli: hierapolis.jpgTruva antik kenti, Çanakkele:truva antik kenti.jpg

 

 

 

 

ODTÜ’nün akciğerini bir gecede söktüler!

ODTÜ’nün akciğerini bir gecede söktüler!

Mimarlar Odası Ankara Şubesinden sert tepki: ‘ODTÜ rektörlüğü geçmişine ve geleceğine ihanet etmiştir!’

Yusuf Yavuz

Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin ODTÜ arazisinde yol açmak için yaptığı ağaç katliamına tepkiler sürüyor. Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, ölü yatırım olarak nitelediği Bilkent Şehir Hastanesi’ne ulaşım için yapılan ağaç katliamının ODTÜ’yü ranta açmayı hedeflediğini öne sürerek, “Amaçları siyasi hesaplaşma ve rant olan Büyükşehir Belediyesi’nin Ankara’nın akciğerini sökmesine izin verenler geleneklerine ve geçmişlerine ihanet etmişlerdir” açıklamasında bulundu.

MELİH GÖKÇEK: ‘YOLU BİR GECEDE AÇARAK REKORA İMZA ATTIK’

Ankara Büyükşehir Belediyesi ile ODTÜ Rektörlüğü arasında 8 Eylül’de imzalanan protokolün hemen ardından iş makineleri ODTÜ arazisine girerek ağaç katliamına başlandı. Kamuoyunun büyük tepkisini çeken ağaç kıyımını, “4,5 kilometrelik yolu bir gecede açarak büyükşehir belediyesi bir rekora daha imza attı” sözleriyle savunan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, ağaç kıyımının fotoğraflarını ve videosunu sosyal medya hesabından paylaştı.

gökçek3.png

MİMARLAR ODASI: ‘ANKARA’NIN AKCİĞERİNİ SÖKTÜLER’

Mimarlar Odası Ankara Şubesi ise ODTÜ rektörlüğü ile Ankara Büyükşehir Belediyesi arasında yapılan protokolü, “kurda kuzuyu teslim etmek” olarak niteleyerek, “Kurda kuzu teslim edenlerle ranttan gözü dönenler elbirliğiyle Ankara’nın akciğerini söktüler. Gece iş makineleri ve dozerlerle ağaçlar parçalandı. Ağaçların tespiti bile yapılmamış. 4.8 kilometrelik yeni yol çalışması için 36 hektarlık alanda, binlerce ağacı katlettiler. TOMA’larla ve polislerle ODTÜ’yü ablukaya aldılar. Melih Gökçek ve kamu kaynaklarını zarara uğratan uygulamalarına göz yumarak onun görevine devam etmesini sağlayanlar, adalet inşa edildiğinde hesap verecek. Ankara’nın potansiyellerini bu kadar heba eden bir belediye başkanı çoktan istifa etmeliydi ya da görevden alınmalıydı. Buna göz yumanların hepsi sorumlu’’ açıklamasında bulundu.

Büyükşehir belediyesine ait iş makineleri ağaçları böyle söktü.jpg

‘ODTÜ REKTÖRLÜĞÜ, GEÇMİŞİNE VE GELECEĞİNE İHANET ETTİ’

Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, “Amaçları siyasi hesaplaşma ve rant olan Büyükşehir Belediyesi’nin Ankara’nın akciğerini sökmesine izin verenler geleneklerine ve geçmişlerine ihanet etmişlerdir. Bu imzayı ancak ODTÜ’ nün ikinci sırasından atanmış bir rektör atabilirdi. O ağaçların can suyunu Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan verdi. Bir kentin geleceğini yok ettiniz, nefesini kestiniz. Öte yandan hem sağlık açısından hem de yer seçimleri açısından ölü bir yatırım olan şehir hastaneleri için yapılan bu yolun bırakın ulaşım sorununu çözmeyi Ankara trafiğini kilitleyecek. Bu konuda defalarca uyarılarda bulunduk. Varlıklarımızın rant uğruna heba edilmesine izin vermemek için yargı süreci devam ederken işbirliği ile kıyılan ağaçlar sonlarını hazırlayacak” diye konuştu.

5.jpg

‘ÖLÜ YATIRIM İÇİN AĞAÇ KATLİAMI YAPILDI’

Daha önce yaptığı atamalar ve açıklamalarında da olduğu gibi Rektör Prof. Dr. Mustafa Verşan Kök, ODTÜ’ye rektör olamayacağını göstermiştir. Öğrencilerin de dediği gibi ne sermayenin, ne rektörün ODTÜ bizimdir” ifadelerini kullanan Candan, ölü yatırım olarak nitelediği Bilkent Şehir Hastanesi’ne ulaşım için bu katliamın yapıldığını belirterek şöyle konuştu:

‘AOÇ VE ODTÜ’NÜN YEŞİL ALANLARINI RANTA AÇACAKLAR’

“Bu sistem ulaşım sorunun çözmeyecek kilitleyecek. Yer seçimi yanlış. Önce tepeden inme hastaneyi yapmışlar bu hastaneye kim nasıl ulaşılır hangi yoldan ulaşır bunların hiçbiri düşünülmemiş. Ulaşım kitlenecek, kanalizasyon patlayacak, insanlar hastanelere ulaşamayacak. Ankara Tabip Odası ve Türk Tabipler Birliği ile birlikte yaptığımız şehir hastanelerinin sempozyumunda da ortaya çıktığı gibi ölü bir yatırım. İnsan sağlığını hiçe sayan, doktorla hasta arasındaki ilişkiyi mekanikleştiren, hem metrekare bazında hem de hastanenin işletme sistemi açısından baktığımızda tıbbi ve etik kurallara aykırı olan bir süreçle karşı karşıyayken bir de kentsel ulaşım ve kentsel planlama açısından da ciddi bir tıkanıkla karşı karşıya kalacağız. İki hastane Ankara’nın bütün mal varlığını ve bütün biriktirdiklerini ve kentsel yaşamının alt üst edecek. Bunların hepsi planlama ilkelerinden uzak ranta dayalı bakış açısının ürünü. Bu ulaşımın yaklaşımı yeşil alanlarımızı parçalıyorlar. AOÇ ve ODTÜ yeşil alanlarını parçalayarak ranta açacaklar.”

6.jpg

GÖKÇEK’E TEPKİ: ‘HESAP VERECEĞİ GÜNLERİ GÖRECEĞİZ’

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in adeta dümdüz edilmiş ODTÜ ormanının görüntüleriyle övünmesini de kınayan Candan, “İller Bankası’nın molozları üstünde poz veren bu şahsiyet şimdi de katlettiği ormanla övünüyor. Bu iş burada bitmeyecek bizde onun hesap vereceği günleri göreceğiz” diye konuştu.

gökçek.png4.jpg

‘TEK BİR AĞAÇ KALSA BİLE SAVUNACAĞIZ’

Mimarlar Odası Ankara Şube Sekreteri Namık Kemal Kaya da “Tek bir ağaç kalsa bile ODTÜ’nün geçmişten gelen değerlerini ve kalan tek ağacı savunmaya devam ederiz. Yenildik sanmasınlar, mücadeleyi yükselterek büyüteceğiz” sözleriyle ağaç kıyımına tepki gösterdi.

1.jpg

‘SORUMLULAR CEZALANDIRILSIN’ ÇAĞRISI

Kaya, Ankara’nın başına gelmiş geçmiş en büyük felaket olan Gökçek’in görevden alınması çağrıda bulunurken, bu konuda sorumluluğu bulunan ODTÜ yönetimi de dahil herkesin cezalandırılmasını isteyerek, “M. Verşan Kök ODTÜ’ye rektör olarak atandığında, ‘ODTÜ’ye rektör olamaz kampanyası’ başlamalıydı. Hiçbir şey için geç değil” görüşünü dile getirdi.

4.jpg

ANKARA VALİLİĞİ: ‘AÇILAN YOLUN YERİNE ODTÜ’YE ARAZİ VERİLECEK’

Öte yandan konuyla ilgili bir basın açıklaması yapan Ankara Valiliği ise imzalanan protokole göre yapılacak uygulamaları şöyle sıraladı:

“-ODTÜ Teknokent Kavşağı ile 1071 Malazgirt Bulvarı arasında bağlantıyı sağlayacak tünelin kampüs alanının üst yüzey bölgesine zarar verilmeksizin yeraltından yapılmasına karar verildi. Tünelin giriş ve çıkışındaki kavşak bağlantı alanlarında gerektiğinde aç-kapa imalatları yapılması ve tahribatın minimum seviyede tutulması öngörülmüştür. Tünel projesi Orta Doğu Teknik Üniversitesinin gözetim ve mutabakatı çerçevesinde yürütülecektir.

-Aysel Sabuncu Yaşam Merkezinin bulunduğu bölgeden başlayan ve ODTÜ arazisinin sınırına en yakın bölgelerinden geçerek İncek Bulvarına ve daha sonrasında Ankara Çevre Otoyoluna bağlanacak olan bulvarın Jandarma Komutanlığı Hava Radar arazisi bölgesine kadar olan ve ODTÜ alanında kalan yaklaşık 4,8 km’lik kısmının yapımına karar verildi.

-Proje kapsamında nakledilecek veya kaldırılacak ağaç ve çalı gruplarının 2 katından az olmamak üzere ağaç ve çalı grubu, Orta Doğu Teknik Üniversitesinin göstereceği alanlara dikilecek ve yol güzergahının her iki tarafında kalan kısımlar Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından ağaçlandırılacaktır.

-Proje kapsamında yol olarak kullanılan 36 hektarlık alan karşılığı olarak Orta Doğu Teknik Üniversitesi alanına bitişik veya en yakın bölgeden 36 hektardan az olmamak üzere alan, Ankara Valiliği’nin koordinasyonunda Orta Doğu Teknik Üniversitesine tahsis edilecektir.”