Türkiye’nin buğday ambarına termik santral tehdidi!

Dünyanın ilk tarım anıtının bulunduğu topraklarda 24 bin futbol sahası büyüklüğündeki tarım arazisine kömürlü termik santral kurulmak istenirken, TEMA Vakfı ‘Kömür Üzer’ başlığıyla bir kampanya başlattı…

Yusuf Yavuz

Binlerce yıllık üretim geçmişiyle Türkiye’nin tarımsal açıdan önemli havzalarından biri olan Konya ve Karaman bölgesi, 5 milyon dekarlık tarım alanına sahip. Bu oran bölge coğrafyasının yaklaşık yüzde 50’sini oluşturuyor. Planlı ve verimli bir kullanımla Türkiye’nin gıda güvencesinin sigortası olabilecek bu büyüklükteki bir üretim merkezi ne yazık ki kömürlü termik santrallarının tehdidi ile karşı karşıya. Bölgede yaklaşık 24 bin futbol sahasına karşılık gelen 18 bin hektarlık alanda kömürlü termik santral kurulması gündeme gelince TEMA Vakfı ‘Kömür Üzer’ başlığı altından bir farkındalık kampanyası başlattı.

ANADOLU’NUN BEREKETİ HİTİT DÖNEMİ KAYA ANITINDA KALMASIN

Geniş topraklarıyla Türkiye’nin tahıl deposu olarak bilinen Konya, dünyanın ilk tarım anıtı olarak kabul edilen İvriz’deki Hitit kaya anıtına da ev sahipliği yapıyor. M.Ö 8. Yüzyıla tarihlenen İvriz Kaya Anıtında, Tuwana Kralı Warpalas ve Fırtına Tanrısı Tarhunzas’a ait kabartmalar yer alıyor. Kabartmada, bir elinde buğday başakları diğer elinde ise üzüm salkımlarıyla betimlenen Fırtına Tanrısı Tarhunzas, bereketi simgelerken bölgenin Kralı Warpalas ise tanrıya dua ederek şükranlarını sunar biçimde betimlenmiş.

‘SARAYDA BİR PRENS İKEN BU ASMALARI DİKTİM’

Anadolu’nun biyolojik, kültürel ve tarihsel zenginliğinin bir arada yansıtıldığı İvriz kaya anıtında bulunan Luvi dilindeki yazıtta ise “Ben hâkim ve kahraman Tuwana Kralı Warpalawas. Sarayda bir prens iken bu asmaları diktim. Tarhunzas onlara bolluk ve bereket versin” ifadeleri yer alıyor.

buğday1.jpg

BEREKETLİ TOPRAKLAR KÖMÜRLÜ TERMİK SANTRAL TEHDİDİ ALTINDA

Konya ve Karaman’ı basın mensupları ve ilgili uzmanlarla birlikte ziyaret eden TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, bölgeye yapılması planlanan kömür yatırımlarının tarıma zarar vereceğini vurguladı. Karaman’ın ve Konya’nın yanı sıra Eskişehir Alpu, Trakya, Afyonkarahisar Dinar ve Çanakkale’de bulunan tarım alanlarının da tehdit altında olduğuna dikkat çeken Ataç, konuyla ilgili basın açıklamasında şunları dile getirdi:

TEMA KÖMÜRLÜ TERMİK SANTRALLERİN TARIMA İLİŞKİN ZARARLARINA DİKKAT ÇEKMEK İÇİN KONYA'DA KAMPANYA BAŞLATTI.jpg

TEMA’DAN TARIM ALANLARINI KORUMAK İÇİN ‘KÖMÜR ÜZER’ KAMPANYASI

“Türkiye’nin gıdasını üreten önemli tarım alanlarına kömür ocakları ve kömürlü termik santraller kurulması planlanıyor. TEMA Vakfı, bu durumun gıda güvencesine ve tarımsal üretime vereceği zararlara dikkat çekmek üzere Türkiye çapında ‘Kömür Üzer’ sloganıyla bir kampanya başlattı. Kampanya boyunca TEMA gönüllülerinin katılımıyla düzenlenecek etkinliklerle Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığına, tarım alanlarındaki kömür yatırımlarına izin vermemesi için çağrı yapılacak. Kömür ocakları ve kömürlü termik santrallere itiraz etmek için bir imza kampanyası da başlatan TEMA Vakfı, herkesi kampanyaya imza atmaya ve etkinliklere katılmaya davet ediyor. Kampanyaya destek vermek için ‘change.org/komuruzer’ linkinden online imza atılabilir ya da ‘komuruzer.com’ adresindeki talep dilekçesi doldurularak Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığına faks ya da posta yoluyla gönderilebilir.”

BUĞDAY AFİŞ.jpg

24 BİN FUTBOL SAHASI BÜYÜKLÜĞÜNDEKİ TARIM ALANI TEHLİKEDE

Kömürlü termik santralların tarım alanlarına vereceği zararlara dikkat çekmeyi amaçlayan ‘Kömür Üzer’ kampanyasını uzmanlar ve basın temsilcileriyle birlikte Karaman’a ve Konya’dan başlattıklarını duyuran TEMA Vakfı Başkanı Deniz Ataç, bölgede tarım ve mera alanlarından oluşan 18 bin hektarlık arazinin (yaklaşık 24 bin adet futbol sahası) kömür yatırımına açılmasının planlandığına dikkati çekerek, “Bölgeye 5 bin 500 megavatlık bir kömür santrali kurulması planlanıyor. Ancak kömür ocağı açılması için verimli topraklarımız kazılıyor. Kömürün çıkarılması sırasında yer altı suları, çevredeki dereler ve göller zehirli hale geliyor. Termik santrallerde yakılan kömür; havamızı, suyumuzu ve toprağımızı zehirliyor. Domates, biber, elma ve portakal gibi birçok sebze ve meyve külle kaplanıyor ve yanıyor. Toprakta biriken ağır metaller bu ürünler yoluyla insanlara geçebiliyor. Soframızdaki gıda, soluduğumuz hava kömür tehdidi altında” diye konuştu.

KARAMAN'DAKİ ELMA BAHÇELERİ.jpg

(Karaman, Türkiye’nin önemli elma üretim merkezlerinden biri olarak biliniyor)

SADECE BİR KÖYÜN TARIMSAL GELİRİ 80 MİLYON TL

Ortaya çıkacak zararın ekonomik boyutuna da değinen Deniz Ataç, “Karaman’da kömür rezervi üzerinde bulunan köylerden sadece biri olan Akçaşehir’in yıllık tarımsal geliri 80 milyon TL’yi aşıyor. Kömür ocağı açıldığında bu alanın sadece üçte birinde çekilecek yer altı suyu miktarı nedeniyle 5 bin hektar alanda sulu tarım yapma imkânı kalmayacak. Ayrıca rezerv üzerinde yaşayan 5 bin kişi de göç etmek zorunda kalabilecek” dedi.

kömürlü termik santrallar tarım arazilerini tehdit ediyor.jpg

GIDA GÜVENLİĞİMİZ RİSKE GİREBİLİR, TARIMDA DIŞA BAĞIMLI OLURUZ

Türkiye’de kömür tehdidi ile karşı karşıya olan tek yerin Konya ve Karaman olmadığını vurgulayan Deniz Ataç, “Eskişehir Alpu, Trakya, Afyon Dinar ve Çanakkale’de bulunan diğer önemli tarım alanlarında da kömür yatırımları planlanıyor. İklim değişikliğinin etkileri ile su ve tarım açısından zor geçecek bir döneme giriyoruz. Gelecekte su stresi, yeterli ve sağlıklı gıdaya erişim gibi sorunlar yaşamamamız için tarım alanlarımızı, verimli topraklarımızı korumamız gerekiyor. Enerjide dışa bağımlılıktan kurtulma gerekçesiyle desteklenen kömür yatırımlarının, gıda güvencemizi riske sokması ve ülkemizin kısa vadede birçok tarım ürününde dışa bağımlı hale gelmesi kaygısını taşıyoruz. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanımızın da belirtmiş olduğu gibi su ve gıda stratejik bir konuma geldi. Yaşanabilir bir gelecek için sağlıklı ve verimli topraklara ihtiyacımız var. Bu sebeple herkesi ‘Kömür Üzer’ kampanyasına destek vermeye çağırıyorum” ifadelerini kullandı.

termik santral içn kullanılacak olan kömür, yüzeydeki topraklar kazınarak çıkartılıyor.jpg

(Kömür rezervini çıkarmak için toprak kazınarak tarım alanları yok ediliyor, sular kirletiliyor)

TÜRKİYE’DE 60 KÖMÜRLÜ TERMİK SANTRAL PROJELENDİRİLDİ

TEMA’nın verdiği bilgilere göre Türkiye’de şu an 60 kömürlü termik santral tesisi projelendirilmiş ya da duyurusu yapılmış durumda. Bunlardan Eskişehir Alpu, Konya Karapınar, Karaman Ayrancı ve Afyon Dinar’da planlananlar birden fazla santralin projelendirildiği yerler. 3 santral inşa halinde. Projeler Adana, İskenderun Körfezi çevresi, Çanakkale, İzmir, Zonguldak-Bartın, Konya Kapalı Havzası, Trakya’da yoğunlaşıyor.

Termik Santral_1 .jpg

SOMA’DAKİ KAZANIN ARDINDAN 117 ŞİRKET FAALİYETİNİ DURDURDU

Ortalama bir kömür santralinde her 100 MW’lık kurulu güç 18 kişilik bir istihdam sağlanıyor. Türkiye özelinde istihdam durumu ise şöyle: Soma kazası öncesi yer altı kömür işletmelerinde 23.826’sı kamuda olmak üzere 11.472 de özel sektörde, yaklaşık 35 bin işçi çalışıyordu. Ancak 2014 yılı başı itibarıyla sayısı 170 olan özel şirketin kaza sonrası yapılan yeni düzenlemeler ve denetimlerle birlikte 117 tanesi faaliyetlerini durdurdu.

KONYA VE KARAMAN’DAKİ TARIM ARAZİLERİ NEDEN ÖNEMLİ

Türkiye’nin tarımsal açıdan önemli illeri olan Konya ve Karaman, Türkiye’nin 30 havzasından biri olan Orta Anadolu Havzası’nda yer alıyor. Bölgedeki arazinin neredeyse yarısı tarım arazisi (yüzde 47,18) ve yüzde 21,19’u çayır ve meralardan oluşuyor. Kömür rezervinin bulunduğu Konya’nın Karapınar ve Ereğli ilçeleri ile Karaman’ın merkez ve Ayrancı ilçelerinin tarım alanları toplam 5 milyon dekar alanı kaplıyor.

KARAMAN TÜRKİYE’NİN ELMA BAHÇESİ

Karaman’ın merkez ve Ayrancı ilçelerindeki meyve, içecek ve baharat bitkilerinin ekim alanı, ilin toplam meyvecilik alanlarının yüzde 80’ini, aynı ilçelerin tarım alanları da Karaman’ın tüm tarım alanlarının yüzde 84,3’ünü oluşturuyor. 2013 yılında Karaman’daki elma üretimi 571.479 ton ile Türkiye toplam elma üretiminin (3.128.450 ton) yüzde 18.3’ünü oluşturuyordu. 2016’da ise elma üretimi 398.085 ton, Türkiye’nin toplam elma üretiminde yüzde 13.6 şeklinde gerçekleşmiştir. Türkiye’de Karaman elma üretiminde ikinci, elma ağacı sayısında da birinci sıradadır.

ELMA.jpg

KONYA’NIN YÜZÖLÇÜMÜNÜN YARISI TARIM ARAZİSİ NİTELİĞİNDE

Konya ilinin tarımsal verilerine bakıldığında ise ilin yüzde 48’ini tarım alanlarında oluştuğu ortaya çıkıyor. Linyit rezervinin üzerinde bulunan Ereğli ve Karapınar ilçeleri, ilin tarım alanlarının yüzde 12’sini, bu ilçelerdeki sebzecilik alanları da ilin sebzecilik alanlarının yüzde 25,8’ini oluşturuyor. Mevlana Kalkınma Ajansı’nın (MEVKA) 2023 Vizyon Raporunda, Ereğli ve Karaman’ın meyvecilik, Karapınar’ın ise koyunculuk konusunda birer ihtisas bölgesi haline getirilmesi öngörülüyor.

KÖMÜRLÜ TERMİK SANTRAL YATIRIMLARI SU SİSTEMİNİ BOZACAK

TEMA’nın verdiği bilgilere göre kömür yatırımlarının tarım alanlarına yönelik olumsuz etkileri ise şöyle sıralanıyor: “Kömür madenciliği için hektarlarca tarım alanı kazılır, binlerce yılda oluşan verimli üst örtü yok olur. Türkiye’de linyit madenciliği çoğunlukla açık ocak işletme şeklinde olur, açık ocak kömür madenciliği için tarım yapılan üst toprak sıyrılıp başka bir arazi üzerinde depolanır. Tarımsal alanın gördüğü ilk tahribat bu şekilde olur. Kömür madenciliği için yapılan susuzlaştırma bölgenin su sistemini bozar, tarım alanlarının susuz kalmasına neden olur. Kömürün güvenli şekilde çıkartılması için sahanın susuzlaştırılması gerekir, aksi takdirde maden sahasını su basar. Sahanın susuzlaştırılması, o sahada var olan tüm suyun çekilip başka bir yere boşaltılması anlamına gelir. Var olan su döngüsü bozulur, suyun sahadan uzaklaştırılmasıyla sulu tarım yapma imkânı kalmaz. Örneğin; Konya-Karaman’daki kömür sahasının ilk etabı olan 3’te 1’i için yapılan susuzlaştırma hesaplarına göre yer altından çekilecek suyun miktarı o kadar fazla ki 57.300 dönüm arazide sulu tarım yapma imkânı kalmayacak. Susuzlaştırma ile çekilen su başka bir su kaynağına boşaltılır. Çıkan kimyası bozulmuş su, başka bir su kaynağının da yapısının bozulmasına neden olur.

İÇİLEBİLİR SU KAYNAKLARINDA AĞIR METAL TEHLİKESİ

Kömür çıkarılırken, kömürün su ve hava ile teması asit oluşturur. Asidik hale gelen su, ulaştığı diğer su kaynaklarını da kirletir. Susuzlaştırma sırasında kömürle temas eden sular asidik hale gelir. Bu duruma asit maden drenajı kısaca AMD denir. AMD kükürt içeren kayaların hava ve suyla temas etmesiyle doğal olarak sülfürik asit oluşması prosesidir. AMD asidik olmasının yanı sıra mangan, nikel, bakır, kurşun, çinko, civa gibi ağır metalleri de içermektedir. Kömür madenlerinden çıkan bu su civarda bulunan nehirlere ulaşır, içme suyu kaynaklarını kirletir ve yeraltı suyuna karışır. Bu suyun asidik olması yüzünden nehirlerde sediman içinde birikmiş olan ağır metaller de çözünebilir. Sonuç olarak AMD nedeniyle, suyun insanlar ve tarım için kullanılması olanaksız hale gelir.

KÖMÜRLÜ SANTRALDEN ÇIKAN KÜL TOZU BİTKİSEL VERİMİ DÜŞÜRÜYOR

Termikler santrallerden çıkan kül, meyve, sebzeleri kaplar, zehirler, kurutur. Kömürlü termik santrallerin yaktığı kömürün hepsi enerjiye dönüşmez. Bir kısmı kül olarak katı halde, atık olarak kalır. Kül tozu uçuşarak yaprak yüzeyinde biriktiğinde, tozlar güneş ışınlarını geri yansıttıkları için fotosentez olayını (fiziksel olarak) geriletir, tozlar yaprak yüzeyindeki solunum gözeneklerinin (stoma) kapakçıklarının çevresine yerleşerek onların çalışmasını önler, hava kuruduğunda kapanamayan kapakçıklardan terleme devam eder. Bitki yaprağı devamlı ve aşırı su kaybından (kuraklık etkisi) zarar görür veya kurur. Nemli veya ıslak durumda (sis-çiğ-kırağı ile) yaprak yüzeyine biriken tozlar yukarıda sayıları zararlara ek olarak kimyasal özellikleri ile de (asit etkisi gibi) yaprak yüzeyine zarar verir.

TERMİK SANTRALLER ÇİFÇİLERİN SULAMA SUYUNA ORTAK OLACAK

Termik santraller, sistemlerini soğutmak için su kullanır. Çiftçinin sulama için kullandığı dere, göl, gölet, yer altı sularına ortak olur. Termik santraller, sistemlerini soğutmak için büyük miktarda suya ihtiyaç duyar. Deniz kenarındaki santraller bu suyu denizden temin eder. Yerli kömür santralleri genelde iç kesimlerdedir, su ihtiyaçlarını yer altı suyunda, çevredeki göl ve derelerden karşılar. Çiftçinin sulama suyu olarak kullandığı suya ortak olur. Örneğin, Çanakkale Çan ve Yenice’de planlanan 3 santral (toplam 800MW), soğutma suyunun tamamlanması için saatte 800 m3 su tüketecek. (Karşılaştırma için, Türkiye’de kişi başına su tüketimi 0,2m3/gün (0,008m3/saat))

ASİT YAĞMURLARI TOPRAĞA VE İNSANA ZARAR VERECEK

Termik santrallerden çıkan hava kirliliği asit yağmurlarına neden olur. Termik santrallerin yaktığı kömürün kükürt içeriği yakma işlemiyle gaz hale geçer. Havanın nemi ile karşılaştığında asit yağmuruna dönüşür. Asit yağmurlarının orman örtüsüne verdiği zararın sadece canlı kütleye değil, toprağın su tutma kapasitesine etkisi ve erozyona neden olması dolaylı zarar çarpanının artmasına yol açar. Santral bacasından çıkan emisyonun bir çıktısı olan Nitrik asit (HNO3) aynı zamanda ağır metalleri çözerek önce ağır metallerin toprağa geçmesine daha sonra bitki yoluyla insanlara geçmesine yol açar.

AĞIR METALLER TOPRAKTAKİ BİTKİLERİ YOK EDEBİLİR

Toprağın sağlığını bozar, üretimi de verimi de azaltır. Asit yağmurları bitki örtüsünün yanmasına neden olur, ayrıca kimyasal, fiziksel ve biyolojik özelliklerini olumsuz yönde etkiler. Bitkilerin gelişiminde rol oynayan kalsiyum, magnezyum gibi elementlerin toprak profilinden çözülerek uzaklaşmasına yol açar. Aşırı yıkanma sonucu toprak bozulur ve tarımsal verim azalır. Santral bacalarından çıkan karbon dioksit, azot oksit ve kükürt dioksit içeren zehirli tozlar bitki yapraklarında yanıklara neden olur ve sonrasında yapraklar kuruyarak dökülür ve sonuçta ağaçlar kurur. Termik santrallerden yayılma riski olan kurşun, kadmiyum, cıva, arsenik, krom, nikel ve antimon gibi ağır metallerin topraklarda neden olacağı toksik etki tarımın tamamen yok olmasına yol açabilir veya bitki yetişse dahi canlılar tarafından tüketilemez hale gelebilir. Ayrıca ağır metallerin birikimi yararlı toprak organizmalarının yok olmasına ve toprağın işlevsiz kalmasına yol açıyor. Ağır metaller topraktaki organizmaların oksijen ile solunum yapmasını engelleyerek topraktaki popülasyonunu sıfırlayabilir.”

Avrupa’yı kızdıran Türkiye yönünü Afrika’ya çevirdi!

Türkiye, Tarım Bakanlığı’nın organizasyonuyla ‘stratejik ortağımız’ diye anılan 54 Afrika ülkesini Antalya’da bir araya getiriyor...

Yusuf Yavuz

Referandum tartışmalarının ardından Avrupa ile ipler giderek gerilirken Türkiye 54 Afrika ülkesini Antalya’da düzenlenen tarım forumunda bir araya getiriyor. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın organize ettiği ‘Türkiye-Afrika Tarım İş Forumu’nun ilki 27-28 Nisan tarihlerinde Antalya Belek’te gerçekleştirilecek. Ana teması ‘Gıda Güvenliği’ olarak belirlenen organizasyona, 54 Afrika ülkesinden ilgili bakanların katılacağı bilgisini veren Tarım Bakanı Faruk Çelik, etkinliğin açılış törenine Gine ve Somali cumhurbaşkanlarının da katılacağını belirtti.

TÜRKİYE’NİN YENİ STRATEJİK ORTAĞI AFRİKA ÜLKELERİ

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından organize edilen ‘Türkiye-Afrika Tarım İş Forumu’nun ilki 27-28 Nisan tarihleri arasında Antalya Belek’te gerçekleştirilecek. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Binali Yıldırım’ın da katılması beklenen forum öncesinde bir açıklama yapan Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik, “Stratejik ortağımız olan Afrika ülkeleri ile tarım alanındaki ilişkilerimiz her geçen gün gelişme gösteriyor. 2008 yılında ilki düzenlenen ‘Türkiye-Afrika Ortaklık Zirvesi’nin ardından Afrika ülkeleri ile ilişkilerimizde kayda değer bir ilerleme yaşanıyor” dedi.

forum iki gün sürecek.png

‘AÇLIKLA MÜCADELEDE TARIM BÜYÜK ÖNEM TAŞIYOR’

Afrika’da açlık ve yoksullukla mücadelede tarım ve kırsal kalkınmanın büyük önem taşıdığına vurgu yapan Bakan Çelik, “Bunun bilinci içerisinde Türkiye ve Afrika ülkelerinin üst düzey temsilcileri ve işadamları, tarım sektöründe işbirliği ve ticareti geliştirmek üzere ilk kez Antalya’da bir araya gelecek” ifadelerine yer verdiği açıklamasında şunları dile getirdi:

FORUMA SOMALİ VE GİNE CUMHURBAŞKANLARI DA KATILACAK

“Organizasyona 54 Afrika ülkesinden gıda, tarım, hayvancılık, balıkçılık ve kırsal kalkınma konularından sorumlu 50’ye yakın Bakan katılacak. Toplantı ve forum, Bakanlarla beraber büyükelçiler, uluslararası kuruluş ve özel sektör temsilcileri de dâhil olmak üzere 300 civarında katılımcıyla gerçekleştirilecek. Yarınki açılış töreninde, Afrika Birliği Dönem Başkanı ve Gine Cumhurbaşkanı Alpha Conde ile Somali Cumhurbaşkanı Muhammed Abdullah Muhammed de katılarak katılımcılara hitap edecek. Toplantının ana temasını Doğu Afrika’daki kuraklık nedeniyle yaşanan ölümlerle tekrar gündeme gelen ‘gıda güvenliği’ konusu oluşturuyor.

forum.jpg

TARIMSAL FİNANSMAN VE YATIRIMLAR KONUŞULACAK

‘Gıda Güvenliğinin Sağlanmasında Türkiye-Afrika Kırsal Kalkınma Ortaklığı’ ana teması altında düzenlenecek Bakanlar Konferansı’nın yanı sıra, sekiz alt başlık için tematik oturumlar da düzenlenecek. Bu yan etkinlikler; tarımsal finansman ve krediler, tarımsal mekanizasyon ve sulama sistemleri, iklim değişikliği, tarımsal ticaret ve yatırımlar, tarımsal girdiler, tarım endüstrisi, genç ve kadın çiftçiler, gıda ve beslenme güvenliği başlıklarından oluşacak.”

FORUM, İŞADAMLARINI DA BULUŞTURACAK

Etkinlikte, Bakanlar Toplantısı’nın yanı sıra, 200’ü Afrika’dan 700’ü aşkın işadamının katılımı ile ‘Türkiye-Afrika Tarım İş Forumu’nun da düzenleneceği bilgisini veren Bakan Çelik,  iki gün sürecek olan Tarım İş Forumu kapsamında işadamlarının bir araya geleceği toplantıların gerçekleştirileceğini kaydetti.

‘AFRİKA İLE YATIRIMLARIN ARTIRILMASINI HEDEFLİYORUZ’

Organizasyonun, Türkiye’nin tarım ve kırsal kalkınma alanlarındaki tecrübe ve imkânlarının, zor durumda olan Afrika ülkeleri için paylaşılmasına zemin oluşturacağını vurgulayan Tarım Bakanı Çelik, “Organizasyonla aynı zamanda Türkiye ile Afrika ülkeleri arasındaki işbirliğinin güçlenmesini, ticari ilişkilerin geliştirilmesini, tarımsal ticaret hacminin ve yatırımların artırılmasını hedefliyoruz” diye konuştu.

Ünlü lisenin pilav gününe genelge yasağı!

100 yaşındaki Erenköy Kız Lisesi’nin geleneksel pilav gününe genelge yasağı geldi, mezunlar okul bahçesinde bir araya gelebilmek için imza kampanyası başlattı…
 
Yusuf Yavuz
Türkiye’nin köklü eğitim kurumlarından biri olan ve 24 Nisan’da 100. yılını kutlayan Erenköy Kız Lisesi’nin 30 Nisan’da yapacağı geleneksel pilav günü etkinliği yasaklandı. Erenköy Kız Liseliler Derneği (EKL), mezunların okul bahçesinde buluşabilmeleri için idareye başvurarak izin istediklerini ancak okul idaresinin, Milli Eğitim Bakanlığı’nın genelgesini gerekçe göstererek hafta sonu okulun kapalı tutulması gerektiğini bildirdiğini açıkladı. Derneğin gelişmeyi sosyal medya hesabından duyurmasının ardından mezunlar pilav gününü yapabilmek için imza kampanyası başlattı. Başbakan Binali Yıldırım ve ilgililere seslenen mezunlar, pilav günlerinin Mayıs ayında yapılmasını talep etti.
 
MEZUN OLDUKLARI OKULUN BAHÇESİNDE BULUŞMAK İSTEDİLER, İZİN ÇIKMADI
Türkiye’nin önde gelen eğitim kurumlarından biri olan ve mezunları arasında bir çok ünlü bulunan İstanbul Erenköy Kız Lisesi mezunları, her yıl Nisan ayının son Pazar günü okulun bahçesinde bir araya gelerek pilav günü düzenliyorlar. Bu yıl da Erenköy Kız Liseliler Derneği’nin organizasyonuyla 30 Nisan Pazar günü okul bahçesinde buluşmak isteyen mezunlara okul yönetiminden izin çıkmadı.
erenköy kız liseliler derneği iptal duyurusu.png
 
OKUL İDARESİ GENELGEYİ GEREKÇE GÖSTERDİ
Konuyla ilgili bir duyuru yapan Erenköy Kız Liseliler Derneği, OHAL koşulları nedeniyle bu yıla özgü olmak kaydıyla okul bahçesinde bir etkinliğe ev sahipliği yapmayacaklarını ancak mezunların bahçede buluşabilmesi için izin talebiyle okul idaresine başvurduklarını belirterek, “Okul idaresi cevabında MEB Destek Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün 22.07. 2016 tarih ve 7844294 saylı genelgesi gereğince, hafta sonu mesai saatleri dışında, okulu kapalı tutmak zorunda olduklarını tarafımıza bildirdiler. Camiamıza üzülerek bildiririz” duyurusunda bulundu.
EKL 100 YILINI KUTLUYOR.jpg
 
MEZUNLAR İMZA KAMPANYASI BAŞLATIP BAŞBAKAN’A SESLENDİ
Dernek yönetiminin önceki gün yaptığı bu duyurunun ardından ise mezunlar tarafından pilav gününün yapılabilmesi için imza kampanyası başlatıldı. Başbakan Binali Yıldırım ve ilgili diğer yetkililerin muhatap alındığı imza kampanyasıyla ilgili çağrı metninde şu ifadelere yer verildi: “Sayın Yetkililer; Erenköy Kız Liseliler Derneği tarafından, her yıl Nisan ayının son pazarı düzenlenen ‘Geleneksel Pilav Günü’, Okul Müdürü Saadet Berna Ocakçıoğlu’nun şahsi kararı ve Erenköy Kız Liseliler Derneği yönetimine, MEB Destek Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün 22.07. 2016 tarih ve 7844294 saylı genelgesi gereğince, ‘hafta sonu mesai saatleri dışında, okulu kapalı tutmak zorunda oldukları’ gerekçesini sunarak, 30 Nisan Pazar günkü Geleneksel Pilav Günümüzü iptal etmiştir.
EKL ARŞİV2.jpg
 
‘SENEDE BİR GÜN BİR ARAYA GELDİĞİMİZ PİLAV GÜNÜMÜZ MAYIS’TA YAPILSIN’
Senede bir gün, saygıdeğer öğretmen ve mezunlarımızla bir araya geldiğimiz, çocuklar gibi şen halimiz ile eğlendiğimiz, yıllar sonra sıralara oturduğumuz, eşsiz güzellikte ki bahçemizin çimenlerinde oturup, mis gibi havasını ciğerlerimize kadar çektiğimiz, aylarca kavuşabilme ümidiyle iple çektiğimiz bu özel gün ve hakkımız elimizden alınmıştır. Bu sene, diğer köklü okullar, geleneksel günlerinde buluşmalarını gerçekleştirecek iken, bizlere hak görülen bu kişisel haksız kararın geri çekilmesini ve Mayıs ayı içerisinde herhangi bir pazar günü geleneksel pilav günümüzün yapılması için gereğini rica ederiz.”
erenkoy-kiz-lisesi.jpg
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Çin malı kuru fasulye yemeye hazır olun!

Hükümet ithal kuru fasulyede gümrük vergisini sıfırlıyor, uzmanlar uyarıyor: İthalat üreticiyi küstürüp fiyatları yükseltecek. 18 lira olan kıymanın fiyatı et ithalatının ardından 44 liraya çıktı…

Yusuf Yavuz

Mart ayında yüzde 11’in üzerinde çıkan enflasyonun baş sorumlularından biri olarak gösterilen kuru fasulyede gümrük vergisi sıfırlanıyor, ithalatın önü açılıyor. Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci, gıda fiyatlarındaki yükselişi sınırlamak için hükümetin kuru fasulye ithalatında gümrük vergisini sıfırlamak, kırmızıbiberde ise düşürmek için hazırladıkları kararnameyi imzaya açtıklarını açıkladı. Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) İstanbul Şube Başkanı Ahmet Atalık ise ithalatın fiyatları düşürebileceğini ancak ihtiyacın üzerindeki alımın üreticiye olumsuz yansıyarak gelecekte fiyatları daha da yükselteceğini söyledi. 2010 yılında fiyatları indirmek için başlatılan canlı hayvan ve karkas et ithalatının ardından 18 TL olan kıymanın fiyatının 2017 yılında 44 TL’ye çıktığını kaydeden Atalık, “Sadece fiyat takibi odaklı politikaların ve ithalatın çözüm olmadığı ve olmayacağı, üretim ile sorunların aşılacağı ortadadır. Her zaman hedefimiz kendimize yeterlilik düzeyinde yerel üretim ve yerel pazarlar olmalıdır” dedi.

ENFLASYONUN SEBEBİ GÖRÜLDÜ, GÜMRÜK VERGİSİ SIFIRLANDI

Mart ayında enflasyonun çift haneli rakamlara tırmanmasıyla hükümet çareyi enflasyonun baş sorumlusu olarak gördüğü kuru fasulyede gümrük vergisini sıfırlamakta buldu. Bundan böyle Türk mutfağının vazgeçilmezi olan kuru fasulyeyi, dünyanı en büyük üreticileri olan Hindistan, Çin, Myanmar, Brezilya ve ABD gibi ülkelerden ithal edilen ürünlerle pişireceğiz.

Dünyanın önde gelen fasulye üreticilerinden biri olan Çin'den kuru fasulye satın alıyoruz.jpg

(Dünyanın en büyük fasulye üreticilerinden biri olan Çin’in ihracat pazarında Türkiye de bulunuyor)

BAKAN TÜFENKÇİ: ‘KIRMIZIBİBERDE GÜMRÜK VERGİSİNİ İNDİRİYORUZ’

Konuyla ilgili açıklama Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkçi’den geldi. Bakan Tüfenkçi, kuru fasulyede gümrük vergilerini sıfırlayacak olan kararnameyi Bakanlar Kurulu’nda imzaya açtıklarını kaydederek, “Kırmızıbiberde de gümrük vergisini indiriyoruz. Fiyatı yükselen ürünlerin fiyatını dengelemek için tedbir alıyoruz. Alınan ithalat kararları yerli ürünün çıkacağı Eylül’e kadar geçerli olacak” diye konuştu.

ZMO İST. ŞB. BŞK. ATALIK: ‘FAO’YA YAPTIĞIMIZ TEKLİFİN ALTINDA KALDIK’

14610964_10154637961979743_5400352249211781605_n.jpg

(ZMO İSTANBUL ŞUBE BAŞKANI AHMET ATALIK)

Konuyla ilgili bir açıklama yapan Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) İstanbul Şube Başkanı Ahmet Atalık ise Türkiye’nin öncülüğünü yaptığı öneriler doğrultusunda Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO)’nun, Roma’da gerçekleştirdiği 146. Konsey toplantısında 2016 yılını ‘Uluslararası Baklagil Yılı’ ilan ettiğini anımsatarak, “Teklifimizin altında kaldık” dedi.

ithalatın türk üreticisini küstüreceği kaydediliyor.jpg

SON 15 YILDA KURU FASULYE EKİM ALANLARI YÜZDE 50 AZALDI

Türkiye’nin kuru fasulye ekim alanlarının 2002 yılında 180 bin hektar iken 2016 yılında 90 bin hektara gerilediğine dikkati çeken Atalık, buna paralel olarak üretimin sürekli gerilediğini,  nüfusun ve ithalatın ise sürekli arttığını kaydederek şu bilgileri aktardı: “Kuru fasulyede 1973’teki 400 tonluk ve 1977’deki 545 tonluk ithalatımızı göz ardı edersek ilk ciddi ithalat 1987 yılında 10 bin ton ile başladı. En yüksek düzeyine ise 2009 yılında 54 bin ton ile ulaştı. 2015 yılı ithalatımız 32 bin ton, 2016 yılı ithalatımız ise 34 bin ton oldu. İthalata yılda yaklaşık 40 milyon dolar ödüyoruz. 2017 yılının Ocak ve Şubat ayları kuru fasulye ithalatımız ise 6 bin tona ulaşmış durumdadır.

TÜRKİYE’NİN HER BÖLGESİNDE YETİŞEBİLİYOR

Kuru fasulye sıcak iklim bitkisidir. Ana vatanı Orta Amerika’dır. Ülkemize 1500’lü yıllarda giriş yapmıştır. Trakya’nın ve Karadeniz’in kıyı şeritleri, Güneydoğu Anadolu Bölgemizin güney kesimi ile Ağrı ili dışında sulama olanağı bulunan Anadolu’nun her yeri kuru fasulye tarımına elverişlidir. Yıllık ortalama yağışı 500-1500 mm olan yerlerde yağışın arzu edilen dönemde düşmesi durumunda sulamadan da kuru fasulye tarımı yapılabilmektedir. Üretimin yüzde 90-95’lik bölümü sulanan arazilerden sağlanırken, toplam üretim içinde Konya ve Karaman illerimizin payı yüzde 45’tir.”

kuru fasulyede gümrük vergisi sıfırlandı.jpg

FİYAT ARTIŞINDAN ÜRETİCİ DEĞİL ARACI KAZANÇLI ÇIKACAK

Kuru fasulye tarımında hasadın yaygın olarak elle yolunarak ya da orak ile yapıldığına işaret eden Atalık, bu yönüyle de kuru fasulye tarımının yoğun emek istediğini belirterek, “Bu nedenle çiftçi kazanamadığı durumda öncelikle kuru fasulye gibi yoğun beden işçiliği isteyen bitkileri terk etmektedir. Çiftçinin örgütsüz yapısı onu tüccara muhtaç etmekte, çoğu zaman da emeğinin karşılığını kazanamadığından üretimden hızla uzaklaşmaktadır. Ülke genelinde genellikle Nisan-Mayıs aylarında yaygın olarak kuru fasulye ekimi yapılmakta 100-120 gün sonrasında da hasat edilmektedir. Buna göre şu anda kuru fasulyedeki fiyat artışından kazanan, hasat sonrası ürününü hemen satan çiftçi değil, ürünü elinde bulunduran aracılardır” diye konuştu.

İTHALATLA ÇİFTÇİ KURU FASÜLYEYİ TERK EDECEK, FİYATLAR ARTACAK

Gündemde olan kuru fasulyenin gümrük vergisini sıfırlayarak yapılacak ithalatın, fiyatı muhakkak düşüreceğini vurgulayan ZMO İstanbul Şube Başkanı Ahmet Atalık, “Ancak, ihtiyacın çok üzerinde alım yapılması halinde yaz sonu-sonbahar başı hasadı yapılacak kuru fasulye fiyatlarını doğrudan etkileyecek, fiyatta aradığını bulamayan çiftçi kuru fasulye üretimini terk edecek, gelecekte fiyatlar daha da artacaktır. Bu kural tüm bitkisel ve hayvansal tarım ürünleri için geçerlidir. Aracı sayısındaki artış taşıma ve depolama konusunda yapılan hataları, dolayısıyla fireyi artırmakta fiyatı yukarı çekmektedir. Fiyatları indirmenin en etkili yolu çiftçinin kooperatif çatısı altında tüketiciye doğrudan ürününü ulaştırabileceği düzeni oluşturmaktır” dedi.

İTHALAT ALIŞIK OLDUĞUMUZ DAMAK TADINI ETKİLEYECEK

Türkiye’de ekonomik ölçütlerde sulanabileceği belirtilen 8,5 milyon hektar alanın, 6,3 milyon hektarının sulamaya açılabildiğine dikkati çeken Atalık, konuyla ilgili yapılması gerekenleri ise şöyle sıraladı: “Modern sulama yöntemleri ile bu alanı 12 milyon hektara yükseltmek mümkündür. Bu alanın sadece 10-15 bin hektarlık bölümünü kuru fasulye tarımına ayırsak dışarıdan ithalat yapmamıza gerek kalmayacaktır. Ülkemizde kuru fasulye ıslah çalışmalarının başladığı 1965 yılından bu yana araştırma enstitülerimiz ve kuruluşlar tarafından 19 adet kuru fasulye çeşidi geliştirilmiştir. Alışık olduğumuz damak tadı, dışarıdan ithal edilecek kuru fasulye çeşitlerinde elbette fark edecektir.

‘ET İTHALATI KIYMA FİYATINI 18 LİRADAN 44 LİRAYA YÜKSELTTİ’

2010 yılında fiyatları indirmek için başlatılan canlı hayvan ve karkas et ithalatından ve 18 TL olan kıymanın fiyatının 2017 yılında 44 TL’ye çıkmasından da anlaşılacağı üzere sadece fiyat takibi odaklı politikaların ve ithalatın çözüm olmadığı ve olmayacağı, üretim ile sorunların aşılacağı ortadadır. Her zaman hedefimiz kendimize yeterlilik düzeyinde yerel üretim ve yerel pazarlar olmalıdır.”

 

Türkiye peynir hazinesini neden değerlendiremiyor

200’e yakın peynir çeşidi bulunan Türkiye yalnızca 163 milyon dolarlık ihracat yaparken, 3 çeşitten fazla kendine özgü peyniri olmayan Konya büyüklüğündeki Hollanda 3,5 milyar dolarlık peynir ihracatıyla dünya ikincisi oldu…

Yusuf Yavuz

Sahip olduğu iklimsel özellikleri ve biyolojik çeşitliliği sayesinde binlerce yıldır süregelen zengin bir peynir üretim kültürü oluşan Türkiye, ne yazık ki bu büyük avantajını gereğince kulanamıyor. Bugüne kadar kayıt altına alınabilen 193 peynir çeşidine ev sahipliği yapan Türkiye, yılda 661 bin ton peynir üreterek bunun 162 milyon dolarlık kısmını ihraç ediyor. Ancak yalnızca Konya büyüklüğündeki Hollanda, kendine özgü bir peyniri olmamasına karşın yılda 889 bin ton peynir üreterek 3,5 milyar dolarlık ihracat yaparak Almanya’nın ardından dünyada ikinci sıraya yerleşti.

Türkiye’nin peynir üretimi potansiyeline ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulunan Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, dünya peynir ihracat piyasasının 26,8 milyar dolarlık hacmi olduğunu belirterek, Türkiye’de sütün geleceğinin peynirde olduğunu vurguladı. Peynir ihracatında ilk üç sırada Almanya, Hollanda ve Fransa’nın bulunduğunu kaydeden Bayraktar, Türkiye’nin üretim potansiyelinin çok altında olduğuna dikkati çekerek, “Şu ana kadar tespit edilen 193 çeşit peynir üretimiyle adeta bir peynir cenneti, inek sütü üretimde 10’ncu, koyun sütünde 2’nci, keçi sütünde 8’nci, manda sütünde 9’ncu olan Türkiye, peynir üretimini de iki-üç, ihracatını ise peynir çeşitlerini dünyaya tanıtarak en az 8-10 katına çıkarabilir” diye konuştu.

ezine peyniri.jpg

TÜRKİYE PEYNİR ÜRETİMİNDE DÜNYANIN NERESİNDE?

2016 yılında dünyada 19,4 milyon ton peynir üretildiğini dile getiren Bayraktar, Türkiye’nin bu üretimden 661 bin tonla yüzde 3,4 pay aldığını, 2015 yılı rakamlarına göre 26,8 milyar dolar hacmi bulunan dünya peynir ihracat pazarından ise 162 milyon dolarlık ihracatla yüzde 0,6 payda kalarak dünya sıralamasında 24’ncü olabildiğini kaydetti. Dünyada 656 milyon ton olan inek sütü üretiminin 17 milyon tonunu Türkiye’nin karşıladığına, sıralamada ise 10’nculuğu aldığına dikkati çeken Bayraktar, Türkiye’nin 1,1 milyon ton koyun sütü üretimiyle Çin’in ardından ikinci, 463 bin ton keçi sütü üretimiyle 8’inci, 55 bin ton manda sütü üretimiyle 9’ncu sırada bulunduğu bilgisini verdi.

kars kaşar peyniri.jpg

TÜRKİYE BÜYÜKLÜĞÜNDEKİ ALMANYA İNEK SÜTÜNDE DÜNYA LİDERİ

Almanya’nın 32,4 milyon ton inek sütü üretimiyle dünya 5’nciliğini aldığını, koyun, keçi ve manda sütünde ise ilk 10’a giremediğini belirten Bayraktar, Türkiye’nin, 661 bin ton peynir üretip, 162 milyon dolarlık ihracat yaparken, nüfusta ülkemiz boyutlarındaki Almanya’nın, 2,3 milyon ton peynir üretimiyle, ABD’nin ardından ikinciliği, 3,8 milyar dolarlık peynir ihracatıyla da dünya birinciliğini aldığına dikkati çekti.

3 ÇEŞİT PEYNİRİ OLAN HOLLANDA İHRACATTA DÜNYA İKİNCİSİ OLDU

Dünyada peynir deyince ilk akla gelen ülkelerden biri olan Fransa’nın, 25,3 milyon inek sütü ürettiğini ve 7’nci sırada yer aldığını, 604 bin ton keçi sütü üretimiyle de 5’nci olduğunu belirten Bayraktar, “Fransa 1,73 milyon ton peynir üretimiyle ABD ve Almanya’nın ardından üçüncü sırada. 3,3 milyar dolarlık peynir ihracatıyla Almanya ve Hollanda’nın ardından üçüncülüğü alıyor. 889 bin tonluk peynir üretimiyle Türkiye’yi geride bırakan iki-üç çeşitten fazla kendine özgü peynir çeşidi olmayan Konya büyüklüğündeki Hollanda, 3,5 milyar dolarlık peynir ihraç ediyor ve dünya ikinciliğini Fransa’ya bile bırakmıyor. İnek, koyun, keçi ve manda sütü üretimlerinde de ilk 10’a giremiyor” dedi.

kendine has 3 çeşitten fazla peyniri olmayan hollanda ihracatta dinya ikincisi oldu.jpg

(3 çeşitten fazla peyniri olmayan Hollanda ihracatta dünya ikincisi oldu)

PEYNİR ÜRETİMİNDE ABD, ALMANYA VE FRANSA ÖNDE

Türkiye’nin 661 bin tonluk peynir üretimiyle dünyada 8’nci sırayı aldığını vurgulayan Bayraktar, 5 milyon 548 bin tonla ABD’nin birinci olduğu listede bu ülkeyi, 2 milyon 285 bin tonla Almanya, 1 milyon 730 bin tonla Fransa, 1 milyon 5 bin tonla İtalya, 889 bin tonla Hollanda, 816 bin tonla Polonya, 745 bin tonla Brezilya, 661 bin tonla Türkiye, 569 bin tonla Rusya, 533 bin tonla Arjantin’in izlediğini kaydetti.

Hollanda Amsterdam'da bir peynir dükkanı turistik bir işlev de görüyor.jpg

( Amsterdam’da bir peynir dükkanı. Hollanda peyniri turistik bir ürüne dönüştürmeyi başaran ülkelerden biri)

193 ÇEŞİT PEYNİR ÜRETİLEN TÜRKİYE İHRACATINI ARTIRABİLİR

Türkiye’de 2011’de 519 bin olan peynir üretiminin, 2012’de 564 bin tona, 2013’de 600 bin tona, 2014’de 633 bin tona, 2015’de 666 bin tona çıktığını söyleyen Bayraktar, 2016 yılında ise 661 tona gerilediğini vurgulayarak, “Şu ana kadar tespit edilen 193 çeşit peynir üretimiyle adeta bir peynir cenneti, inek sütü üretimde 10’ncu, koyun sütünde 2’nci, keçi sütünde 8’nci, manda sütünde 9’ncu olan Türkiye, peynir üretimini de iki-üç, ihracatını ise peynir çeşitlerini dünyaya tanıtarak en az 8-10 katına çıkarabilir” görüşünü dile getirdi.

‘YÖRESEL PEYNİRLER DÜNYA TÜKETİCİLERİYLE BULUŞTURULMALI’

Türkiye’de tüketimi en yaygın olan çeşitlerin, beyaz peynir, tulum peyniri ve kaşar peyniri olmakla birlikte, yöresel peynirler yönünden de hayli çeşitlilik gösterdiğini kaydeden TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, “Edirne beyaz peyniri, Ezine peyniri, Antep peyniri, Urfa peyniri, Erzincan tulum (savak) peyniri, İzmir tulum peyniri, Konya Obruk tulumu, Çorum Kargı tulumu, Kars kaşarı, Kars gravyeri, Trakya kaşarı, çeçil peyniri, çökelek, Mihaliç peyniri, sepet peyniri, Konya yeşil peyniri, Ayvalık lor peyniri, lavaş peyniri, dil peyniri, Çerkez peyniri, Abaza peyniri, civil (tel) peynir, çanak peyniri, külek peyniri, cara (testi) peyniri, örgü peyniri, golot peyniri, Yörük peyniri, tuluk peyniri, göçmen peyniri, Van otlu peyniri gibi yüzlerce peynir türü olan ülkemizin yöresel zenginliklerinin dünya tüketicileriyle buluşturulması gerekmektedir” diye konuştu.

tulum peyniri.jpg

KİŞİ BAŞINA FRANSA 26,8, TÜRKİYE 8,3 KİLOGRAM PEYNİR TÜKETİYOR

Peynirde üretim ve ihracatın yanı sıra iç tüketimin de artırılabileceğine dikkati çeken Bayraktar, “Peynir, Avrupa, ABD, Kanada, Avustralya, Arjantin gibi ülkelerde daha çok tüketiliyor. Yılda kişi başına, Fransa’da 26,8, Almanya’da 24,6, ABD’de 16, Avustralya’da 13,4, Arjantin’de 12,9, Kanada’da 12,5, İngiltere’de 12,1, Yeni Zelanda’da ise 8,8 kilogram peynir tüketiliyor. AB ortalaması 18,3 kilogramı buluyor. Ülkemizde 8,3 kilogram olan peynir tüketimi AB’nin oldukça gerisinde. Tüketimi daha da artırmak mümkün. Buna karşın Rusya 5,7, İran 4,7, Mısır 4,3, Brezilya 3,8 kilogram peynir tüketimleriyle Türkiye’nin oldukça gerisindeler. Çin’de ise kişi başına peynir tüketimi, 0,1 kilograma kadar iniyor” dedi.

‘OKUL SÜTÜ PROGRAMI PEYNİR İLE ÇEŞİTLENDİRİLEBİLİR’

Peynir tüketiminin artırılması için fiyatların tüketicilerin ulaşabileceği seviyelerde tutulmasına yönelik tedbirler alınması gerektiğine işaret eden Bayraktar, tüketim alışkanlığı kazandırmak için ise okul sütü programının peynir gibi süt ürünleriyle çeşitlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

ARAP ÜLKELERİ İHTİYAÇLARININ ÇOK AZINI TÜRKİYE’DEN KARŞILIYOR

162 milyon dolarlık ihracatla dünya sıralamasında 24’ncü olan Türkiye’nin 44 ülkeye peynir ihraç ettiğini dile getiren Bayraktar, bunun yüzde 62’sinin 10 ülkeyle sınırlı olduğunu belirterek ihracatın üçte birinin Irak’a, dörtte birinin ise Suudi Arabistan’a yapıldığına dikkati çekerek şu bilgileri verdi: “2015 yılında, Suudi Arabistan 682 milyon dolarlık peynir alıyor ama bu ülkeye bizim ihracatımız 43,9 milyon dolarda kalıyor. Suudi Arabistan, peynir ihtiyacının sadece yüzde 6,4’ünü Türkiye’den karşılıyor. Yine 268 milyon dolarlık ithalat yapan Kuveyt, bizden 13,4, 328 milyon dolarlık ithalat yapan Birleşik Arap Emirlikleri 9,7, 114 milyon dolarlık ithalat yapan Ürdün 9,6, 85 milyon dolarlık ithalat yapan Katar bizden 3,5 milyon dolarlık peynir alıyor. 5 ülkenin 1 milyar 477 milyon dolarlık peynir ithalatı varken, bizim bu ülkelere ihracatımız sadece 80 milyon dolarda kalıyor. Yine Rusya 720 milyon dolarlık peynir alıyor, bizim ihracatımız 1,4 milyon dolar. Rusya’yı dâhil edersek 2,2 milyar dolarlık bir pazarda payımız 81,4 milyon dolar. Bu pazarlara bizden daha yakın büyük üretici yok. Avantajımızı kullanmalıyız. Bu tablo hedef pazarlara girmek kadar mevcut pazarlardaki payımızın da artırılmasına yönelik çalışmaların yapılması gerektiğini göstermektedir.

tzob genel başkanı şemsi bayraktar.jpg

(TZOB GENEL BAŞKANI ŞEMSİ BAYRAKTAR)

‘ÜRETİCİ ÖRGÜTLERİ OLARAK ÜZERİMİZE DÜŞENİ YAPMAYA HAZIRIZ’

Bu konuda üretici, sanayici, ihracatçı, kamu, üniversiteler yani sektörün bütün tarafları bir araya gelerek bir iş planı yapılmalı, mevcut pazarların yapısı ortaya konularak hedefler belirlenmeli, buna göre gerekli adımlar atılmalıdır. Biz üretici örgütleri olarak üzerimize ne düşüyorsa yapmaya hazırız. Madem hedef ihracat yani 193 çeşit peynirimizi dünya tüketicileriyle buluşturmak, o zaman enerjimizi buna harcayalım, hep beraber nasıl kazanabiliriz, nasıl markalaşabiliriz, bunun için kim ne yapmalının yollarını belirleyelim. Oturalım yol haritamızı belirleyelim; üretici ne yapacaksa bizler onun için çabalayalım, sanayici kendi konusunda çabalasın, devlet de üzerine düşen görevi yapsın, sektörün önünü açsın. Hep birlikte kazanalım, ülke kazansın.”

BİR KİLO YEM İKİ LİTRE SÜT FİYATINA EŞİT

Üretimde yaşanan sorunların çözülmesi halinde dış pazarlarda rekabetin mümkün hale geleceğini de belirten Bayraktar, “Sektörün üretimden pazarlamaya kadar ki süreçte sorunları var. Süt fiyatları üretimin sürdürülebilirliğini sağlamaktan uzak. Bugün yemin 1 lira 8 kuruş olduğu ülkemizde 90-95 kuruşlara süt satılıyor, üretici bir kilo süt satarak 1 kilo yem bile alamıyor. Üretici önünü görerek, geleceğe güvenle bakarak üretim yapamıyor. Yılda 400 binin üzerine buzağı ölüyor. En önemli gelir kaynağımızı yaşatamıyoruz. Hayvan hastalıklarıyla etkin mücadele edemiyoruz, bakım ve besleme kaynaklı verim kayıplarını yeterince önleyemiyoruz. Süt üretimimiz sürekli artıyor. Önümüzdeki yıllarda 25 milyon tonlara çıkacak. Sütün geleceği peynirde. Peynir üretimini artırıp dünyaya satmamız lazım” dedi.

 

 

 

Unutulması Gereken Kentler Fuarı

Unutulması Gereken Kentler Fuarı

 Yusuf Yavuz

 “Vermeme olanak yok bana verdiklerini/ Ama ayrılırken bir hesaplaşma da gerekli/ Geçmiş bunca güzellikten bir anı olarak/ Ben seni alayım istersen sen de beni…”

(Onat Kutlar)

 Sagalassos, Hoyran, Seleukeia, Anavarza, Eflatunpınar, Nar, İvriz, Derebucak, Dontköy… Adları kimine yabancı gelen bu yerleşimler, Anadolu uygarlığının eskiyle yeninin iç içe geçtiği masalsı kasabaları, kentleri. Kiminin üzerinde binlerce yıldır süregelen bir yaşam var. Kimisi çoktan terk edilmiş ve bugün birer antik kent kimliğiyle yeniden keşfedilmeyi bekliyor…

Bodrum, Alanya, Kaş, Kemer, Behramkale, Safranbolu, Ürgüp, Çeşme, Seferihisar, Datça. Ve adını sayamayacağımız yüzlerce masalsı kasaba…

Onlar son otuz-kırk yılda keşfedildiler ve adına turizm denilen devasa eritme potasındaki yerlerini aldılar. Eritildiler.

Anadolu, bir uçtan diğerine toprak, taş ve ahşaptan inşa edilmiş inanılmaz bir uygarlığın adıydı. Artvin’den Muğla’ya, Edirne’den Ardahan’a her adımda eşi benzeri olmayan bir üretim ve yaşama çeşitliliğine sahip olan bu topraklar, yeryüzünde kendi kendine yetebilmenin modelini üreten yegane coğrafya parçasıydı.

Bu yüzden, Anadolu tarihin hiç bir döneminde teslim olmadı!

Kadim uygarlıklardan bu yana Anadolulu yurttaşlarımız ve bizler, bu coğrafyanın bize verdikleriyle gözü gönlü tok, hatta zaman zaman bunun şımarıklığıyla yaşamış insanlar olduk. Yaşamı boyunca genlerinde taşıdığı bu mirasla övünen insanların coğrafyası, son otuz yıldır miskinliğin adeta bulaşıcı virüs gibi hızla yayıldığı bir ülke oldu.

Önce, binlerce yıldır kendi kendine yeten üretim-tüketim-kültür ilişkisi çözüldü. Yerine beklentilerle törpülenen, gelişme ve kalkınma söylemiyle beslenen ve giderek kendi mecrasından uzaklaşan bağımlı bir yaşam modeli konuldu.

Bu modelin en merkezine de turizm yerleştirildi…

Turizm, tartışmasız ülkenin lokomotif kalkınma sektörüydü. Turizm, adeta eleştirilemez, tanrısal bir dönüşümün adıydı. ‘Turizmci’ kelimesinin yarattığı etki, keşifler çağının kaşiflerinin yarattığı etkiyle boy ölçüşür hale gelmişti. Bir beldenin, bir doğa parçasının, bir ağacın, taşın değeri; ancak turizmin hizmetine sunulabilmesiyle ölçülüyordu.

Bir ‘şey’ ‘turistik’ değilse, bir değeri yoktu! Önce tasarlanmış bir beğeni yaratılıyor, ardından da insan ya da nesne, her şey bu beğeni modelinin çerçevesini çizdiği pazarda görücüye çıkıyordu.

Gelişme, yaşam kalitesi ve uygarlık ölçüsü; ‘turistik’ olanla ‘turistik’ olmaya aday olan arasındaki uzaklığa göre belirleniyordu.

Bakın bu sayacağımız bir kaç örnek, son bir iki yılda ‘turistik’ olmaya aday olan bazı alanlar: Diyadin Kaplıcalarını turizme kazandırma çalışmaları,

Van Gölü’ndeki adaları turizme kazandırma çalışmaları,

Malazgirt Muharebesinin yönetildiği Ziyaret Tepesi’ni turizme kazandırma çalışmaları,

Akalan Şelalalerini turizme kazandırma çalışmaları,

Karadeniz’i turizme kazandırma çalışmaları,

Ordu’da tarihi mekanları turizme kazandırma çalışmaları,

Tirebolu Bedreme Kalesi turizme kazandırma çalışmaları,

Yarapsan Çamurunu turizme kazandırma çalışmaları,

Hasanlar Baraj Gölü’nü turizme kazandırma çalışmaları,

Cilo Dağı Sat Gölleri’ni turizme kazandırma çalışmaları,

Rize’deki mağaranın turizme kazandırılması çalışmaları,

Muş Varto’da Hamurpet Gölü’nü turizme kazandırma çalışmaları,

Rus Çarı’nın Kars’taki av köşkünü turizme kazandırma çalışmaları,

Antalya Gazipaşa’daki Yalan Dünya Mağarası’nın turizme kazandırma çalışmaları…

 Turizme kazandırılması gereken alanların başında mağaralar bulunuyor. Aydın Valisinin bir kaç yıl önce elinde fenerle girdiği mağarayı turizme kazandıracağım derken mağarada kaybolması halen akıllardadır.

Başka kentlerin başka yöneticileri de öyle…

Turizm vizyonu olan yöneticiler, atom mühendisleriyle eş değer tutuluyor. Her yıl metropollerde ve dünya başkentlerinde düzenlenen dev turizm fuarlarında sepete konularak görücüye çıkarılan değerler, giderek görünür olmanın yok olmaya dönüştüğü bu pazarda iştahlı alıcılarını bekliyor.

Bu doymak bilmeyen ve dipsiz kuyuyu andıran iştah, son otuz yılda biblo gibi bir çok kenti yuttu! Bu bir çok kentin içinde hangilerinin olduğu herkese göre değişir ancak; yeme içme birikiminden, gündelik yaşam alışkanlıklarına kadar dünyanın en rafine kültürü artık yok!

İki yüz çeşit peynir, yüz çeşit çorba, bin çeşit ekmek artık yok! Tablo gibi köyler, zümrüt ormanlar, şiir gibi ırmaklar artık yok.

Yılda 5 yüz bin ton kerevit veren Eğirdir Gölü artık yok!

Yüzlerce kasabada muhasebeci bürolarında, küçük taşra derneklerinde, yetkili, yetkisiz idareci ofislerinde akıllara zarar turizme açılma projeleri konuşuluyor. Yüz yıllar sonra bu topraklarda arkeolojik kazı yapılsa en çok turizm broşürleri çıkacak.

Her köşe başında elinize tutuşturulan küçük, dilsiz taklidi yapan dilencilerin pusulaları gibi tanıtım broşürleri…

Toplumsal bir delilik gibi hızla genişleyen ve çemberin dışına çıkana yaşam şansı tanımayan bir çılgınlar karnavalı.

İşte on gün sonra yeniden başlayacaklar, Turizm Haftası adıyla akıllara zarar protokol kazalarına neden olacaklar.

Kelli felli adamlar meydanlarda toplanıp keşkek dövecek, gözleme yağlayacak ve yayık yayacaklar, tavuklu pilav yeyip yayılacaklar…

Turizm Haftasının şerefine yedi gün boyunca gelincikleri çiğneyip tarihin ağzına tükürecekler!

Turizm ve tanıtım uğruna harcanan onca değerin ‘telafisi imkansız’ ve yerine asla başka bir şeyin konulamayacağı gerçeği her geçen gün kendini daha çok gösteriyor.

Sahip olduğumuz her değerin, ancak başkalarının değerlendirmeleri üzerinden anlamlı hale getirildiği bu baş döndürücü turizm lunaparkının dışına çıkmalıyız.

Oturup kaybettiğimiz kentlere ağlamak yerine, yeni kentleri kurban vermemek için derhal ‘Unutulması Gereken Kentler Fuarı’nı organize etmeliyiz!

Bilinmeyen biz zamanda ve bilinmeyen bir yerde… ‘Unutun bu kentleri, yok böyle bir yer’ diyebilmek için. Akalan Şelalesini unutun. Cilo Dağı’nı unutun. Eğirdir Gölü’nü unutun…

Unutun. Unutun. Unutun…

Yalan Dünya Mağarası’nı unutun.

Benim unutulması gereken kentlerim, bende saklı. Kimseye söylemem.

Siz de saklayın unutulması gereken kentlerinizi, kendinize ve sevdiklerinize…

Ne güzel söylemiş Gazipaşalı Yörükler; ‘Yalan Dünya Mağarası…’

Turizm yalan bir dünya…

Bu yalan dünyayı unutun…

*( Yusuf Yavuz-Arşiv yazı)

Aıyaman Samsat 1984.jpg

Alacahöyük Çorum 1956.jpg

Ankara Nallıhan 1956.jpg

Antalya Demre 1954.jpg

Antalya Kemer 1954.jpgBurdur Kuruçay Höyük 1986.jpg

Eflatunpınar Beyşehir 1959.jpg

Antalya Elmalı Gökpınar köyü 1962.jpg

gordion2.jpg

Gordion3.jpg

gordion5.jpg

gordion6.jpg

Kaş liman 1962.jpg

Klaros İzmir 1959.jpg

Antalya Finiker Lmyra 1954.jpg

Fotoğraflar: Prof. Machdelt Mellink (1947-2006) Anadolu arkeolojisine ömrünü adamış olan Prof. Mellink’in, 1950’li ve 1960’lı yıllarda Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde çektiği fotoğraflar. Daha fazla ayrıntı için bakınız: http://odatv.com/o-profesorun-kulleri-anadoluya-savruldu-1312101200.html

 

 

AKP’li Kaş Belediye Başkanı hakkında suç duyurusu!

Durmak yok, betona devam. Kaputaş Plajı’na beton dökülerek demirden köprü yapılması yargıya taşındı…

Yusuf Yavuz

Türkiye’nin tanıtım yüzü olan doğal güzelliklerden biri olan Antalya’nın Kaş ilçesindeki dünyaca ünlü Kaputaş Plajı’nda AKP’li Kaş Belediyesi’nin yaptığı ve izinsiz olduğu öne sürülen inşaat hakkında suç duyurusunda bulunuldu. Kaş Turizm ve Tanıtma Derneği ile bazı vatandaşlar, Belediye Başkanı Halil Kocaer hakkında Savcılığa suç duyurusunda bulunurken, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Antalya Koruma Kurulu başta olmak üzere ilgili kurumlara da olayla ilgili şikâyet başvuruları yapıldı.

 Antalya’nın Kaş ilçesinde bulunan dünyaca ünlü Kaputaş Plajında AKP’li Kaş Belediyesi tarafından yapılan inşaat çalışması hakkında suç duyurusunda bulunuldu. 1. Derece Doğal Sit Alanı olarak koruma altında bulunan Kaputaş’a, iki yıl önce Kaş Belediyesi tarafından iş makineleri indirilerek doğal doku bozularak, günübirlik kullanım amacına uygun çeşitli yapılar inşa edilmişti.

BİLİRKİŞİLER TAHRİBATI BELGELEDİ

Ancak Kaş Belediyesi’nin uygulamalarında, koruma kurulunun verdiği iznin dışına çıkıldığı gerekçesiyle çalışma yargıya taşındı. Antalya 4. İdare Mahkemesi’nin atadığı bilirkişiler, alanın tahrip edildiğini ve peyzaj onarım planıyla Kaputaş Plajı’nın iyileştirilmesi gerektiğine ilişkin raporu mahkemeye sundu.

Kaputaş plajının dokusu tahrip edildi.jpg

BELEDİYE BAŞKANI HAKKINDA SUÇ DUYURUSU

Kaşlı sivil toplum örgütleri ve yurttaşlar Kaputaş Plajı’nda yaratılan tahribatın iyileştirilmesini beklerken Kaş Belediyesi ise bir kez daha alanda inşaat çalışması başlatarak tepkilere neden oldu. Karayolundan merdivenle inilen Kaputaş Plajında kafeterya ve diğer ünitelerin bulunduğu bölüme demir ve beton kullanarak yeni bir merdiven ve geçit inşa etmeye başlayan Kaş Belediyesi hakkında Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunuldu.

3.jpg

KANUNA GÖRE YAPILANLAR SUÇ

Kaş Turizm ve Tanıtma Derneği ile 11 vatandaşın yaptığı suç duyurusunda, Antalya Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun plajda yapılmak istenen tahta köprü ve yürüyüş yoluna izin vermediği kaydedilerek, şöyle denildi:

“Kaputaş plajında şu anda yapılmakta olan işler, iznin dışına çıkıldığını göstermektedir. Çünkü 1. Derece SİT alanına ve kıyıya ne surette olursa olsun beton dökülemez. Çelik ya da demir yapı yapılamaz. Verilen iznin dışına çıkılamaz, kıyı bozulamaz. 2863 sayılı kanuna göre bunlar suçtur.  Nisan 2017 itibariyle çekilen resimlerden de anlaşılacağı gibi, plajda kafeterya olacak şekilde geniş bir büfe alanına yer verilmiş, ne işlev göreceği bilinmeyen çelik ya da demirden bir konstrüksiyon konulmuş, ayakları ise dikkat çekici büyüklükte yapılan betona gömülmüştür.”

1.jpg

BAŞKAN KOCAER HAKKINDA KAMU DAVASI AÇILMASI İSTENDİ

Kaş Belediyesi’nin uygulamasında, kültürel ve doğal varlıkların korunmasıyla ilgili düzenlemeleri içeren 2863 sayılı kanunun ihlal edildiği kaydedilen suç duyurusunda, “Yetkili konumda olan Kaş Belediye Başkanlığı’nı temsil eden Başkan Halil Kocaer hakkında bu suç duyurusunda bulunmak zorunlu hale gelmiştir” ifadelerine yer verilerek, Belediye Başkanı Kocaer hakkında kamu davası açılması talep edildi.

 KAPUTAŞ’TA SON İKİ YILDA YAŞANAN TAHRİBATIN GÖRÜNTÜLERİ: 

yapıloaşmadan önce kaputaş plajı.jpg

kaputaş plajı.jpg

kaputas_genel.jpg

Kaş Belediyesi tanıtımda yer alan ünlü plajı bu hale getirdi.JPG

home-of-turquoise.jpg

3.jpg

5.jpg

Belediye plaja inen merdivenlerin bitişiğine demir ve beton kullanarak inşaata başladı.jpg

 

 

 

 

 

 

 

 

Fethullah Gülen’den Recep Özel’e namaz takkesi!

‘Mühürsüz oy geçerli’ kararının alınmasına yol açan YSK üyesi Recep Özel, 2012’de ABD’de Gülen tarafından namaz takkesi ile ödüllendirilmiş…

Yusuf Yavuz

Referandum’a gölge düşüren YSK’nın ‘mühürsüz oylar geçerli’ kararının alınmasına yol açan itirazı yapan AKP’li Recep Özel’in 2012 yılında ABD’de Fethullah Gülen’i ziyaret eden heyetin içinde yer aldığı ortaya çıktı. O dönemde AKP Isparta Milletvekili olan Recep Özel’in bu ziyaretiyle ilgili yerel basında yer alan haberde, Gülen’in Özel ile yakından ilgilenerek kendisine bir namaz takkesi hediye ettiği öne sürülmüştü.

YSK’nın referandumda kullanılan mühürsüz oyları geçerli saymasına ilişkin kararın alınmasına yol açan başvuruyu yapan AKP’nin YSK’daki temsilcisi Recep Özel ve yazdığı o itiraz dilekçesi Türkiye’nin gündemine oturdu.

AKP’Lİ YSK ÜYESİ ÖZEL ‘VİCDANIM RAHAT’ DEDİ

Tartışmaların ve tepkilerin odağındaki isim olan Recep Özel, “Vicdanım rahat” açıklaması yaptı. Ancak Özel’in YSK’ya yaptığı o başvurunun neden olduğu sonuçlara yönelik itirazlar bitmedi. Bugün çok sayıda yurttaş YSK’ya itiraz başvurusunda bulundu.

Başbakan Binali Yıldırım tarafından YSK’ya atanan Recep Özel’in, 2012 yılında TBMM Adalet Komisyonu Üyesi olarak görev yaptığı sırada ABD’de Fethulah Gülen’i ziyaret ettiği ortaya çıkmıştı.

‘GÜLEN, ÖZEL’E NAMAZ TAKKESİ HEDİYE ETTİ’

Mart 2012’de ABD’ye giderek Gülen’i ziyaret ettiği öne sürülen Özel’in, o tarihlerde cemaatle güçlü ilişkiler içerisinde olduğunu göstermek için Isparta yerel basınına geçtiği bilgilerde şu ifadelere yer verilmişti: “Ziyarette Fethullah Gülen’in Milletvekili Özel’le yakından ilgilendiği öğrenildi. Gülen’in ‘Isparta Milletvekili olduğunu biliyorum. Yakından takip ediyorum’ dediği bildirildi. Gülen’in ziyaretten ayrılırken Özel’e namaz takkesi hediye ettiği edinilen bilgiler arasında.” *

ÜÇ DÖNEM MİLLETVEKİLLİĞİ YAPTI, ARDINDAN YSK’YA ATANDI

Üç dönem AKP Isparta Milletvekili olarak görev yapan Recep Özel, 1 Kasım 2015’teki genel seçimlerde aday gösterilmedi. Özel’in yerine Nur cemaatine yakın isimlerden biri olan Amasya kökenli Sait Yüce’yi Isparta’dan aday gösteren AKP, Özel’i de Temmuz 2016’da darbe girişiminden bir kaç gün önce YSK’ya temsilci olarak atadı.

FETÖ İDDİALARININ ARDINDAN ZORUNLU AÇIKLAMA YAPTI

15 Temmuz’un ardından birbiri ardında FETÖ soruşturmaları ve gözaltılar başlayınca 2012 yılındaki Gülen ziyareti gündeme getirilen Recep Özel, bu konudaki rahatsızlığını “Zorunlu bir açıklama yaparak gidermeye çalışmıştı.

2012 yılında ABD'de Gülen'i ziyaret ettiği öne sürülen Özel'e namaz takkesi hediye edildiği açıklanmıştı.jpg

(2012 Yılında TBMM Adalet Komisyonu Üyelerinin Gülen’in ziyaret ettiği öne sürülen ABD Pensilvanya’daki konut)

‘O GÜNÜN ŞARTLARINDA, O ŞEREFSİZ MAHLUĞA ZİYARET’

FETÖ soruşturmaları ve gözaltıların en yoğun olduğu günlerde, 6 Ağustos 2016 tarihinde yerel basında yayınlanan Özel’in açıklaması özetle şöyleydi:

“2012 yılında Adalet Bakanlığı’nın resmi bir program için gittiğimiz Amerika’ da o günün şartlarında o şerefsiz mahluğa, terörist başına gerçekleşen ziyareti bu günlerde gündeme getirmek haysiyet cellatlığından başka birşey değildir. Bunu gündeme getirenler, gündeme gelmesini sipariş haberlerle yaptırmaya çalışan kamu gücünü elinde bulunduran zevata ve çeşitli siyasi hesapları bulunan güruha buradan açıkça sesleniyorum. Sizin kim olduğunuzu iyi biliyorum kimin hesabına ve ne için çalıştığınızı nasıl köpeklik yaptığınızı iyi biliyorum. Her türlü yasal hakkımı size karşı kullanacağım.

‘BU KADAR AÇIKLAMA YETER’

Siz, neye hizmet ettiğinizi önce bir düşünün, fitne, fesat ve iftira ile bir yere varılmaz, hesaplar tutmaz. Yaptığınız bu yöntemi FETÖ örgütü yıllarca memleket insanımıza uyguladı. Sizin o şerefsizlerden bir farkınızın olmadığıda görülmekte. Bu kadar açıklamanın yeterli olduğunu düşünüyor, siyasi hayatım boyunca söylediğim bir söylemi burada paylaşarak son veriyorum.”

82a3f7d30ff2a5b6ab177c827ae562f4.jpg

20170418173847_c9sqsvoxkaycrih.jpg

Kaynak: (http://www.haberakdeniz.com.tr/isparta/ak-parti-ysk-uyesi-recep-ozelden-aciklama-2283h.html)

İlgili yazı için: https://www.acikgazete.com/unesco-neyi-koruyor/

 

 

 

 

 

Rhodiapolis’te restorasyon skandalı!

Antalya’da AKP’li Kumluca Belediyesi’ne tahsis edilen Rhodiapolis antik kentinin simgesi Opramoas anıtı ve tiyatro, hatalı restorasyon kurbanı oldu…

Yusuf Yavuz

Antalya’nın Kumluca ilçesinde bulunan Rhodiapolis antik kentinde restorasyon skandalı yaşanıyor. 2015 yılında antik kentin tiyatrosu ve kazılarda bulunan ünlü hayırsever Opramoas anıtında başlatılan restorasyonun hatalı olduğu ortaya çıkınca çalışmalar durduruldu. Adeta yeni inşa edilmiş bir yapıya dönüştürülen anıtın sökülmesi gündeme gelirken, hem yüklenici firma hem de Antalya Rölöve ve Anıtlar Bölge Müdürlüğü yetkilileri “restorasyonda sorun yok” görüşünü savundu. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından AKP’li Kumluca Belediyesi’ne tahsis edilen antik kentteki inşaat çalışmasında Suriyeli işçilerin çalıştırıldığı iddialarına yanıt veren Belediye Başkanı Hüsamettin Çetinkaya ise “Haberim yok, araştırayım” dedi. Son yıllarda gittikçe artan restorasyonlara tepki gösteren arkeolog ve rehber Ümit Işın, Rhodiapolis, Andriake, Patara ve benzeri yerler dâhil bu tür antik yapıları yeniden inşa etmenin, yeniden ayağa kaldırmanın çok yanlış olduğunu düşünüyorum. Birincisi, para israfı. Buraya harcanacak para, dağlarda ‘turist gitmiyor’ diye bekçisi olmayan, korunamayan ve kaçak kazılarla tahrip olan binlerce kente aktarılabilir” diye konuştu.

KÜLTÜR BAKANLIĞI’NCA KUMLUCA BELEDİYESİ’NE TAHSİS EDİLDİ

Kültür Bakanlığı ile yapılan protokol ile Rhodiapolis’in ören yerinin işletmesi Kumluca Belediyesi’ne devredildi. Protokol, 1892’de keşfedilen ve 2006 yılında başlatılan arkeolojik kazılarla gün yüzüne çıkarılmaya başlanan antik kentin AKP’li Kumluca Belediyesi tarafından işletilmesini, gişe gelirinin ise restorasyon ve çevre düzenlemesi çalışmalarında kullanılmasını öngörüyordu. Kumluca’nın yaklaşık 2,5 kilometre kuzeyinde yer alan tepede kurulan ve Likya uygarlığının önemli kentlerinden biri kabul edilen Rhodiapolis’te Akdeniz Üniversitesi tarafından yürütülen kazılarda M.S II. yüzyılda yaşadığı belirlenen ünlü hayırsever Opramoas’ın adına inşa edilen anıt, önemli buluntulardan biri olarak kayıtlara geçti.

restorasyon öncesinde rhodiapolis tiyatrosu.jpg

(Kumluca’ya bakan bir tepede bulunan Rhodiapolis’teki arkeolojik kazılar 2006 yılında başladı)

RESTORASYON İHALESİ, TATVAN MERKEZLİ ‘ER-BİL’ FİRMASINA VERİLDİ

Ancak Kültür ve Turizm eski Bakanlarından Ertuğrul Günay döneminde Kumluca Belediyesi ile yapılan bir protokol ile ilçeye oldukça yakın olması nedeniyle ilçenin tanıtım yüzü olarak görülen Rhodiapolis’in işletmesi belediyeye verildi. Bunun üzerine kolları sıvayan Kumluca Belediyesi, ören yerinin çevre düzenlemesi, karşılama merkezi ve restorasyon çalışmaları yapmak üzere harekete geçti. Nisan 2014’te Bitlis-Tatvan merkezli ‘Er-Bil İnşaat A.Ş’ adında bir şirkete, yaklaşık 1 milyon 445 bin lira bedelle ihale edilen restorasyon çalışmalarına, yapılan ön hazırlıkların ardından Mart 2015’te başlandı.

2015 yılında Tatvan merkezli bir firma tarafından restorasyon başladı.Jpeg

(Rhodiapolis’teki yapıların restorasyon ihalesi, Tatvan merkezli Er-Bil İnşaat adlı bir firmaya verildi)

HATALAR OLDUĞU ANLAŞILINCA RESTORASYON DURDURULDU

Ancak çalışmalar ilerledikçe antik kentin tiyatrosu ile ünlü Opramoas anıtını kapsayan restorasyonun sorunlu ilerlediği anlaşılınca çalışmalar durduruldu. Ardından bir bilim heyeti oluşturularak çalışmalar yerinde incelendi. İddiaya göre tiyatro ve Opramoas anıtının restorasyonunda yanlışlıklar tespit eden bilim kurulu, 2016 yılı sonlarında anıtın sökülmesi yönünde bir rapor hazırladı ve yetkililere sundu.

ünlü hayırsever opramoas adına yapılan anıt restorasyon soınrası bu hale geldi.JPG

İŞÇİLER BAŞLARINDA UZMAN OLMADAN ÇALIŞIYOR

Restorasyon skandalının ortaya çıkmasının ardından 31 Mart 2017 tarihinde ziyaret ettiğimiz Rhodiapolis antik kentinde, durdurulmuş olmasına karşın restorasyon çalışmalarının tiyatroda devam etmesi dikkat çekti. Yapılan restorasyonla Opramoas anıtı ve tiyatro adeta yeni inşa edilmiş bir yapı görünümüne kavuşurken, tiyatroda inşaat malzemeleri ile çalışan işçilerin alanı terk edip hızla uzaklaşması akıllara soru işaretleri getirdi. Çalışmalar sırasında herhangi bir uzman ya da sorumluya rastlamadığımız Rhodiapolis antik kentinde Suriyeli işçilerin çalıştırıldığının iddia edilmesi üzerine konuyla ilgili yetkililerin bilgisine başvurduk.

opramoas anıtının yeniden yıkılması gündemde.JPG

YÜKLENİCİ FİRMA YETKİLİSİ: ‘SURİYELİ İŞÇİ ÇALIŞTIRMIYORUZ’

Restorasyon çalışmalarını üstlenen Er-Bil İnşaat A.Ş yetkilisi Bilal Tunç, “Bizde Suriyeli işçi çalışmıyor. Orada iki tane firma var. Biri benim firmam, restorasyon işi yapıyor. Bir de çevre düzenlemesi ve karşılama merkezini yapan firma var. Biz prensip olarak Suriyeli işçi çalıştırmıyoruz” dedi.

rhodiapolis tiyatrosunun restorasyonu hatalı bulundu.JPG

‘BİZE VERİLEN PROJE DOĞRULTUSUNDA İMALATLARIMIZI YAPTIK’

Durdurulan restorasyonla ilgili sorularımızı da yanıtlayan Er-Bil İnşaat A.Ş yetkilisi Bilal Tunç, şunları söyledi: “Restorasyonla ilgili bir sorun yok. Yazıtlı taşların yerleriyle ilgili bir sıkıntı var. Bize verilen proje doğrultusunda biz imalatlarımızı yaptık. Çalışmayı durdurdular. Bir bilim heyeti kurulmuş, biz de anıtla ilgili onlardan haber bekliyoruz. Bunun dışında restorasyon tekniği ile alakalı firmamızca bir sıkıntı yok. Bunu bilim heyeti de Antalya Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü de biliyor.”

ünlü hayırsever opramoas adına yapılan anıt restorasyon soınrası bu hale geldi.JPG

(Rhodiapolis’te bulunan ünlü hayırsever Opramoas anıtı restorasyon sonrasında bu hale geldi)

‘AÇIKLAMA YAPMAYA YETKİLİ DEĞİLİM’

Firma sahibi olsam da açıklama yapmaya yetkili değilim” diye konuşan Tunç, “Sonuçta bu bir devlet işi. Bunu yaptıran ve kontrolünü üstlenen bir kurum var. Antalya Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü, Kumluca Belediyesi ve Kültür Bakanlığı. Gerekli açıklamaları onların yapması gerekiyor” diye konuştu.

restorasyon sonrası tiyatro ve anıt.JPG

‘DAHA ÖNCE ASPENDOS KÖPRÜSÜNÜ RESTORE ETTİK’

Daha önce tarihi eser restorasyonu yapıp yapmadıklarına ilişkin sorumuza da yanıt veren Tunç, “Türkiye’nin bir kaç yerinde köprü yaptık. Bunlardan bir tanesi de Aspendos’da bulunan tarihi köprü. Ayrıca Mostar (Saraybosna) köprüsünün restorasyonunu da yaptık” dedi.

durdurulmasına rağmen restore çalışmasını sürdüren işçiler alanı terk edip kaçtılar.JPG

RÖLÖVE VE ANITLAR MÜDÜRLÜĞÜ: ‘BURASI BİZİM ALANIMIZDA DEĞİL’

Antalya Rölöve ve Anıtlar Bölge Müdürlüğü yetkilisi ise Rhodiapolis’teki restorasyon skandalıyla ilgili önce “Burası bizim alanımızda değil, Kumluca Belediyesi’ne tahsisli” dedi, ardından ise restorasyonla ilgili bir sıkıntı olmadığını savundu. OHAL döneminde olunduğunu ve konuyu Antalya Valiliği’nin yakından takip ettiğini söyleyen yetkili, ödeneği ayrılan restorasyon çalışmalarının devam ettiğini belirterek, şunları söyledi:

‘HİÇ BİR SIKINTI SÖZ KONUSU DEĞİL, DÖRT TANE TAŞIN YERİ DEĞİŞECEK’

“Sadece projenin revize edilmesi söz konusu. Dört tane taşın yeri değişecek. Yıkılıp yeniden yapılma diye bir şey söz konusu değil. Opramoas anıtında da çalışmamız devam ediyor, hiç bir sıkıntı söz konusu değil. Geçmişte, 1980’li yılarda yapılan bir uygulama söz konusu. Onun dışında şu anki aşamada sadece belli bölümlerde yeniden tamir yapılması planlandı. Şu anki proje revize edildi. En kısa sürede tekrar hayata geçecek. Şu anda bir sorun yok. Geçmiş yıllarda olan sorunlar bunlar.”

IMG_8268.JPG

‘RÜZGÂR O YAPI ÜZERİNDE OLUMSUZ ETKİ YARATMIŞ’

Restorasyon çalışmalarının ne zaman tamamlanacağına ilişkin sorularımıza da yanıt veren Antalya Rölöve ve Anıtlar Bölge Müdürlüğü yetkilisi, “Uzun bir süre devam edecek. Anıtta geçmişte yapılan işler var, onlar şu anda toparlandı geldi, o yazılı taşlar tekrar elden geçti. Bu şekilde devam ediyor. Bir de bu tür haberler tarihi eserlerimize zarar veriyor. Eserler basına konu olunca müdahale şansında da çok büyük sıkıntılar doğuyor. Herkes bir şey konuşuyor ve proje kalıyor. Restorasyon zaten gelişmiş bir sanat. Orası iklimi çok zor olan bir yer. Yıllar boyu rüzgâr o yapı üzerinde olumsuz etkiler yaratmış. Şimdi onun etrafını da aynı orijinal dokuya benzer bir yapı kütlesiyle yeniden ele alıp 2018-2019’da onarımı planlanmakta” ifadelerini kullandı.

IMG_8291.JPG

BELEDİYE BAŞKANI ÇETİNKAYA: ‘BAZI SIKINTILAR ORTAYA ÇIKTI’

Kumluca Belediye Başkanı Hüsamettin Çetinkaya ise restorasyon çalışmalarında belirli bir noktaya gelinmesinin ardından bazı sıkıntıların ortaya çıkmasıyla yeniden değerlendirileceğini söyledi. Restorasyon için yeniden bir rapor hazırlandığını dile getiren Çetinkaya, konunun 11 Nisan tarihinde Antalya Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun gündemine geldiğini belirterek, “Opramoas anıtındaki restorasyonda yanlışlıklar olduğu, etrafının bu haliyle çevrilip düzeltilince ziyarete açalım gibi bir karar çıktığını sanıyorum. Çalışmalar bu aşamada. Müteahhit’e ‘şunu yap’ dediler, yaptı” diye konuştu.

rhodiapolis'e yapılan karşılama merkezi.jpg

KARŞILAMA MERKEZİ ÇALIŞMASINDA DA SORUNLAR VAR

Antik kentteki her türlü çalışmanın koruma kurulunun onayladığı projeler doğrultusunda gerçekleştirildiğini dile getiren Çetinkaya, karşılama merkezi ve çevre düzenlemesiyle ilgili de bir sorun olduğuna dikkati çekerek, “Buradaki çalışmalarda müteahhitte bir gecikme var. Biz işi bitirtmeye çalışıyoruz. Kaynağın yüzde doksanı valilikten geliyor, yüzde onunu biz karşılıyoruz. Çalışmanın 2016’da bitmesi gerekiyordu ancak müteahhit beceremedi, iş çok uzadı. Ben yıllardır ihale yaparım ilk defa böyle bir müteahhit ile karşılaştım. Özel sektör olsa subjektif değerlendirmeler yapabilirsiniz. Daha önce yaptığı işlere bakarsınız, buna göre karar verirsiniz. Ama devlet işinde objektif kriterlere göre yazılı belgelere bakılıyor. Belgeleri tamamsa ihaleyi alıyor” ifadelerini kullandı.

Antik kentteki çalışmalarda Suriyeli işçi çalıştırıldığı yönündeki iddialarla ilgili sorumuza da yanıt veren Çetinkaya, “Ben bunu bilmiyorum. Bir araştırayım” diye konuştu.

kumluca belediye başkanı çetinkaya restorasyon çalışmaları sıarsında.jpg

(Kumluca Belediye Başkanı Hüsamettin Çetinkaya -üstte- restorasyon çalışmaları sırasında)

ARKEOLOG ÜMİT IŞIN: ‘RESTORASYONA HARCANAN PARA KORUMAYA AYRILMALI’

arkeolog ve rehber ümit ışın restorasyonlara harcanan paranın koruma için ayrılması gerektiğini söylüyor.png

(Arkeolog ve 30 yıllık turist rehberi Ümit Işın, restorasyonlara harcanan paraların korunmasız yerlerdeki kültür mirasının korunması için harcanması gerektiğini savunuyor)

Kültür mirasını ‘turizme açalım’ söylemiyle son yıllarda antik kentlerde ardı ardına yapılan restorasyonlara tepki gösteren arkeolog ve rehber Ümit Işın, “Oysa buralar zaten turizme açık yerler. Rhodiapolis, Andriake, Patara ve benzeri yerler dâhil bu tür antik yapıları yeniden inşa etmenin, yeniden ayağa kaldırmanın çok yanlış olduğunu düşünüyorum. Birincisi, para israfı. Buraya harcanacak para, dağlarda ‘turist gitmiyor’ diye bekçisi olmayan, korunamayan ve kaçak kazılarla tahrip olan binlerce kente aktarılabilir. Mesela İdebessos, Rhodiapolis’ten daha az önemli değil. Bu para oraya aktarılabilir” diye konuştu.

IMG_8286.JPG

TURİSTLER RESTORE EDİLEN YAPILARI OTEL SANIYOR

Her şeyi koruyacak kadar çok zengin olunması durumunda bile restorasyon yapmanın yine de yanlış olduğuna dikkat çeken 30 yıllık arkeoloji ve doğa rehberi Ümit Işın, “Bence antik bir yapıyı sadece koruma amaçlı ayağa kaldırırsınız. Örneğin Andriake’deki Granarium’u (Restore edilen tahıl deposu), Patara’daki bulevterion’u (meclis binası olarak kullanılan odeon), restore edildiğinden beri rehberlik ettiğim hiç bir turistin beğendiğini görmedim. Bana ‘Bu otel mi? Bu yepyeni binayı Patara’nın içine kim dikmiş?’ diyorlar. Eğer turist ise konu, turistin tepkisi bu şekilde” görüşünü dile getirdi.

IMG_8320.JPG

‘O PARALARI TANITIMA AYIRSALAR, DAHA KALİTELİ TURİST GELİR’

Restorasyon skandalıyla gündeme gelen Rhodiapolis’teki Opramoas anıtının Likya tarihinde çok önemli bir anıt olduğunun altını çizen arkeolog-rehber Ümit Işın, “Bu anıtı olduğu gibi temizleyerek, bir çökme ve yıkılma tehlikesi varsa onu koruma altına alarak muhafaza edebilirsiniz. Yeni baştan yapmanın bilime bir hizmeti yok. Neticede bilim onu bir kağıt üzerine çizer, daha da yetmezse küçük bir modelini yapar. Ama siz bu binayı turist için yeniden yapıyorsanız, turist de bundan hoşlanmıyor. Yani benim gezdirdiğim hiç bir turistin hoşlandığını görmedim. Niyeyse bürokratlarımız, politikacılarımız ve bazı arkeologlarımız böyle bir yanlış fikre kapılmışlar. Biraz da belediyelerin talebiyle belki de. Benim belediyelere naçizane tavsiyem, paraları varsa gidip oralarda restorasyona harcayacaklarına o kenti olduğu gibi muhafaza etsinler. O paraları da gidip dünyadaki bütün fuarları tek tek dolaşarak Kumluca’yı ve Rhodiapolis’i tanıtmaya ayırsınlar. Daha kaliteli ve daha çok turist gelmiş olur” dedi.

arkeolog ümit ışın.JPG

(Deneyimli arkeolog ve turist rehberi Ümit Işın, restorasyonlar konusunda arkeoloji camiasının tavır alması gerektiğini düşünüyor)

‘2 BİN YILLIK TAŞ YENİSİYLE YAN YANA KOYDUĞUNUZDA ÇATIŞIYOR’

Rehberliğini yaptığı turistlerin, antik kentleri doğal atmosferi içinde daha büyüleyici bulduklarına işaret eden Işın, 1970’li yıllarda restore edilerek ayağa kaldırılan Efes’in simgelerinden biri olan ünlü Celsus kütüphanesinin bugün milyonlarca lira harcanarak yeniden sökülmesinin gündeme geldiğini belirterek, şöyle konuştu: “Çünkü antik taş ile yeni taş zaman içinde birbirinden farklı çalıştığı için çatışıyorlar ve çok büyük hasarlar ortaya çıkıyor. 2 bin yıllık bir taşın yanına getirip yepyeni bir taşı koyuyorsunuz. Bir de hepimiz şunu biliyoruz ki bu işi yapanlar öyle uzmanlaşmış kadroları olan firmalar değil. İhaleyi kimin tanıdığı, akrabası var ise onlar kazanıyorlar. Başlarında bu işi bilen insanlar yok. Doğru dürüst mühendisleri, mimarları, restoratörleri yok. Kimse çıkıp da ‘hayır var’, demesin.”

IMG_8293.JPG

‘TURİZM İÇİN BUNLAR YAPILMAZ’

Bence arkeolog arkadaşlarımızın restorasyonlar konusunda belediyeleri ve bürokratları ikna etmeleri gerekir” görüşünü dile getiren arkeolog Ümit Işın, “Bunlar turizm için yapılmaz. Ama bunlar rant için yapılıyorsa o zaman daha çok itiraz etmeleri gerekir. Ben biliyorum ki bir çok arkeolog arkadaşımız bunlardan asla rant elde etmiyorlar ama isimleri karışıyor. Hiç suçları yokken bu tür restorasyon çalışmalarında soruşturmalara maruz kalıyorlar. Bir arkeoloğun işi tiyatro kazıp restorasyon yapmak değil, bilim yapmaktır. Tehlikedeki binaları korumaya almaktır. Bilakis kazarak tehlikede olmayan bir binayı tehlikeli hale sokmak değildir” dedi.

İŞTE RHODİAPOLİS ANTİK KENTİNDEKİ RESTORASYON SKANDALININ AYRINTILARI:

IMG_8294.JPG

IMG_8280.JPG

opramoas anıtı.JPGIMG_8260.JPG

restorasyon sırasında tiyatro.jpg

restorasyon sonrası tiyatro ve anıt.JPGrestorasyon çalışmasından detay.JPG

 

RESTORASYON ÖNCESİNDEKİ RHODİAPOLİS:

restorasyon öncesinde rhodiapolis.jpg

rhodiapolis'te 2006 yılında kazılar başladı.jpg

restorasyon öncesinde rhodiapolis tiyatrosu.jpg

opramoas anıtı restorasyondan önce.jpg

10566276.jpg

 

 

 

 

 

 

 

İşte YSK’nın çok tartışılacak kararının ayrıntıları

Yusuf Yavuz

Referandumda bazı sandıklarda üzerinde ‘Tercih’ yazılı mühürler yerine ‘Evet’ yazılı mühürler kullanıldığının ortaya çıkmasının ardından açıklama yapan Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Başkanı Sadi Güven, Tercihmührü yerine Evet mührünün basıldığı oy pusulalarının da geçerli olmasına karar verildiğini dile getirdi. Dışarıdan getirildiği kanıtlanmadıkça ‘mühürsüz’ oyların da geçerli sayılacağını açıklayan YSK, sayım döküm işleminin buna göre yapılmasını istedi.

YSK’DAN KENDİ ÇIKARDIĞI DÜZENLEMEYLE ÇELİŞEN KARAR

YSK Başkanı Sadi Güven’in tartışmalara neden olan açıklamasının ayrıntıları ortaya çıktı. YSK’nın oybirliği ile bugün aldığı kararda, 14 Şubat 2017 tarihinde YSK tarafından alınan referandumla ilgili kararının eki olan genelgenin “Geçerli olmayan oy pusulaları” başlığını taşıyan 43. maddesinde, “Üzerinde ‘Tercih’ mührü dışında veya ‘Tercih’ mührü yerine herhangi bir işaret, herhangi bir isim, imza kaşesi veya parmak izi basılmış olan birleşik oy pusulaları geçerli değildir” düzenlenmesine yer verildiği belirtildi.

ysk başkanı sadi güven cumhurbaşkanı erdoğan ile.jpg

YSK Başkanı Sadi Güven, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile

‘SEÇMEN İRADESİNİ ETKİLEYECEK NİTELİKTE GÖRÜLMEMİŞTİR’

Oylamada kullanılan bu mühür seçmenin iradesini yansıtan işaret niteliğinde olup, kanunda yer alan ‘Evet’ veya ‘Tercih’ mühürlerinden biri yerine diğerinin kullanılmış olması seçmenin iradesini etkileyecek nitelikte görülmemiştir” ifadelerine yer verilen YSK kararında, ‘Tercih’ mührü dışında başka bir mührün basılı olduğu oy pusulalarının geçersiz sayılacağı düzenlemenin, “Seçim kurulları tarafından verilenlerin dışında materyal ile kullanılan oyları geçersiz kılmaya yönelik” olduğu kaydedilerek, “Kurulumuza intikal eden olaylarda kullanılan ‘Evet’ mühürlerinin ilçe seçim kurulları tarafından dağıtıldığı sabittir” ifadelerine yer verilmesi dikkat çekti.

ysk tartışmalı karara imza attı.jpg

‘KURALA AYKIRILIK GEÇERSİZ SAYILACAK NİTELİKTE DEĞİL’

İlgili yasal düzenlemede sandık kurullarına ‘Tercih’ mührünün teslim edilmesi gerektiği kuralının esas olmasıyla birlikte 298 sayılı kanunda seçimlerde ‘Evet’ mührünün de kullanılabileceğinin de belirtildiğine vurgu yapılan YSK kararında, “İlçe seçim kurullarınca sehven yapılan hatada, oy kullanan seçmenin kusurunun bulunmaması karşısında, Kurulumuzca daha önce belirlenen şekil kuralına aykırılığın seçmenin iradesini yansıtan bu oyların geçersiz sayılmasını gerektirecek nitelik ve ağırlıkta olmadığı sonucuna ulaşılmıştır” görüşüne yer verildi.

ysk başkanı güven geçersiz oy tartışmalarına ilişkin açıklama yaptı.jpg

MÜHRÜN ARKAYA TAŞMASI OYLARI GEÇERSİZ KILMAYACAK

Sandık kurulu mührünün oy pusulasının arka yüzüne yansıması durumunda oyların geçerli sayılıp sayılmayacağına ilişkin tartışmaları da değinen YSK’nın kararında,”Oy pusulalarının sandık kurulu mührü ile mühürlenmesinin amacı, oylamada sahte oy pusulası kullanımını engellemek için olup, bu amacı gerçekleştirmeye yönelik mührün sandık kurulu tarafından sehven oy pusulasının ön yüzüne basılmış olması veya arka yüzüne basılmış olmakla birlikte mürekkep fazlalığı nedeniyle ön yüzüne yansımış olması, oy pusulasının geçersiz sayılmasını gerektirecek nitelikte görülmemektedir” denildi.

Tartışmalara neden olan her iki konuda da oyların geçerli sayılmasına karar veren YSK, söz konusu kararını il ve ilçe seçim kurulu başkanlıklarına iletti.

MÜHÜRSÜZ OYLAR DA GEÇERLİ SAYILDI

ysk duyurusunda mühürsüz oyların geçerli sayılacağı belirtildi.png

Sandık kurulu mührü taşımayan oy pusulalarının da geçerli sayılacağına ilişkin kararını da resmi internet sitesinden yayınlayan YSK, söz konusu zarfların dışarıdan getirildiği kanıtlanmadıkça ‘geçerli’ sayılacağını belirterek sayım döküm işlemini buna göre yapılmasını istedi.

İŞTE YSK’NIN ALDIĞI TARTIŞMALI KARARIN BELGESİ:

1.png2.png33.png

4.png5.png

6.png

7.png